Büyüklerden birine demişler ki; “Efendim dua edin de Ümmeti Muhammed kurtulsun.” O da demiş ki; “Siz bana Ümmeti Muhammed’i gösterin ki ben de onların kurtulduğunu söyleyeyim.” Tabi bu biraz abartılı gibi görünebilir ama ne yazık ki biz Kur’anı Kerim’de o vasf edilen “İnsanlığın hayrına çıkartılmış, görevlendirilmiş en hayırlı ümmetsiniz” vasfını kaybetmiş gözüküyoruz.
Bugün açlık, yalnızlık ve sefâletin kol gezdiği pek çok beldedeki nice müslüman kardeşimiz, kurban ikramlarımızla yaşanacak olan İslâm kardeşliği tezâhürünü hasretle beklemektedir.
Asr-ı saâdette bayrama, infakla, ikramla, sadakayla hazırlanılır; bayram, Allah için yapılan fedakârlıklarla karşılanırdı. Zira hakîkî bayrama nâil olabilmenin, mahzun gönüllere de bayram neşesi verebilmekten geçtiği, çok iyi bilinirdi.
Unutmayalım ki “şeytan taşlamak” sadece hac ibadetine mahsus değildir. Hayatımızın her safhasında şeytanı taşlamamız îcâb eder. Hayatımızı ibadet ve sâlih amellerle tezyîn etmek de, bizi onlardan alıkoymak isteyen şeytanı taşlamak demektir. Bu hususta ihmâl ve gaflet gösterirsek -Allah korusun- şeytan bizi taşlamaya başlar.
Arap halk devrimlerinin Mısır’da darbeyle, Libya’da iç savaşla, Suriye’de kanla, hem de en acımasız bir şekilde akâmete uğratılmasının ardından da Türkiye hedef konuldu. Neden mi?
Dünyanın en çok zulüm gören Müslümanlardan biri olan Arakanlı Müslüman halkın sistematik katliam sonucu nüfusu yarı yarıya düştü.
İsrail’in Mescid-i Aksa’nın yakınında büyük bir sinagog inşa edeceği artık açık açık söyleniyor.
Selâm, her nefeste imtihan için geldiğimiz şu fani dünyada, daimi ibadet şuuruyla Müslüman kardeşlerimizle hem kavuştuğumuzda, hem de ayrılırken sarf ettiğimiz ilk ve son duamızdır.
Altınoluk Dergisi Yazı İşleri Müdürü Ahmet Taşgetiren, bu zamanda Müslümanın hayat süzgecinden geçirmesi gereken soruları adetâ bir araya getiriyor ve bizi kendimizi sorgulamaya davet ediyor.
Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri buyurur: “Bütün fiil ve sözlerinizde, kendi güç ve kuvvetinizden vazgeçerek Allâh’ın güç ve kudretine sıkıca sarılın!”[1]