Tevbe sûresinde şöyle buyruluyor: “Mü’min erkeklerle mü’min kadınlar da birbirlerinin velîleridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azîz ve hakîmdir.”[1]
Rabbimizin görünür-görünmez sayısız nimetlerinden biri de hiç şüphesiz “mal sahibi olma nimeti”dir. Allah Resûlü -sallallahu aleyhi ve sellem-’in “Sâlih bir adam için mal ne güzel bir nimettir”1 ifadesi, Müslümanın malla ilişkisinin nasıl olması gerektiğine dair ince manalara işaret eder. Her nimet, saygıyı ve şükrü hakeder. Yine her bir nimetin -ilâhî ölçülere dikkat edilmeyecek olursa- yoldan çıkarıcı ve saptırıcı bir yönü de vardır. Öyleyse mala-mülke düşman olmak ya da ondan nefret etmek değil, onu doğru bir şekilde değerlendirecek “sâlih adam” olmak esastır.
İslâmî kaynaklara göre haccın Hz. Âdem dönemine kadar uzanan bir geçmişi vardır. Bir kısmı İsrâiliyat’a dayanan bazı rivayetlere göre Kâbe’yi önce melekler tavaf etmiş, daha sonra da Hz. Âdem Allah’ın emriyle Mekke’ye giderek Arafat’ta Hz. Havvâ ile buluşup kendisine Beytullah’ın etrafındaki hacla ilgili mukaddes yerleri gösteren meleklerin rehberliğinde haccetmiştir (Hamîdullah, s. 123-127). İşte İslam'da hac ibadeti...
Üç aylar, Cenâb-ı Hakk’ın kullarına olan muhabbet ve merhametinin muktezâsı olarak ilâhî af, mağfiret, rahmet ve bereketini bol bol ihsân ettiği müstesnâ bir lûtuf mevsimidir.
Hased, fertlerden başlayarak kademe kademe bütün bir millete kadar yayılan, yakan, yıkan, kurutan bir felâket ve musîbet sebebidir. Mahvolan âileler, toplumlar ve memleketlerin harâbeleri, hased sahneleri ile doludur.
Hazreti Mevlânâ Mesnevi'de Hak dostlarına Allah'ın ihsan ettiği kudreti şöyle anlatıyor.
Atpazarî Osman Efendi k.s. örnekleriyle Allah'ın 3 çeşit kullundan bahsediyor.
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi bir kimsenin Allah Dostu olabilmesi için dikkat etmesi gereken 4 hususiyetten bahsediyor...