Kalp îman ve istikâmet üzereyse, zâten bu kâinat kitabında gördüğü her varlık, ona Yaratan’ının kudret ve azametini hatırlatır. Güneş, Ay, yıldızlar, atmosfer, hava, toprak, su, nebâtat, hayvanat, velhâsıl bütün varlıklar, hâl lisânıyla konuşur.
En temelde sırat-ı müstekıym denmiş. Dosdoğru yol anlamına... Allah Teâlâ insana bunu talep etmeyi öğretmiş. “Yol” İslam irfanının ana ıstılahlarından biri. Tarikat, şeriat, mezhep… Hepsi bir yürüyüşü ifade ediyor ve bu yürüyüşün istikamet üzere olması işin ana omurgasını ortaya koyuyor.
Câhiliye devrinde insanlar pek çok yanlış inançlara saplanıyor; akıl, idrak, şuur ve tefekkür gibi en kıymetli insânî meziyetleri alçaltan son derece gülünç durumlara düşüyor ve böylece ağır bir insanlık dramı yaşıyorlardı. Doğru bir düşünce, müstakîm bir fikir bulmak zordu. Yanlış fikirler almış başını gitmişti. Bunun bir neticesi olarak toplumda kadın ezilmiş; anneler horlanmış, kızlar utanç vesilesi olarak kabul edilmişti. Bu dönemde yaşanan bir hikayeyi dinleyen Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadiseyi dinlerken ağlamaya başladı...
İslam'a aklımızla mı yoksa kalbimizle mi inanmalıyız? İslam'da felsefenin yeri nedir? "İslam Felsefesi" tabiriyle neyi anlamalıyız? İşte bu soruların cevapları...
Kedilerin önüne en lezzetli kebaplar konulsa iştahla yemeye başlarlar. Lâkin önlerinden bir fare geçtiği zaman o leziz kebapları bırakıp farenin peşinden koşarlar.
Cenâb-ı Hakk’ın îman, akıl, irfan, maddî beden ve mânevî kuvvetler gibi kıymetini takdir edemeyeceğimiz pek büyük ilâhî nîmetlerine mukâbil, şükür borcunu edâdan âciz, hem de kusurlu olan bir insan, kendisini gâyet mücrim, günahkâr ve mahcup görmedikçe mânen yükselemez.
Kadim Yunan’da aklın zaafını gösteren meşhur bir hâdise...
Allah Teâlâ, sana doğru yolu göstersin! İyi bil ki, Allah yolunda bulunmak isteyen sâlike önce lâzım olan şey, itikadını düzeltmektir. Doğru itikat, Ehl-i Sünnet âlimlerinin, Kur’ân-ı Kerîm’den ve hadîs-i şeriflerden ve ashab-ı kirâmdan öğrendikleri, anladıkları itikattır. Kur’ân-ı Kerîm’in ve hadîs-i şerîflerin manasını doğru anlayan, doğru yolun âlimleridir. Bunlar da, Ehl-i Sünnet vel-cemâat âlimleridir.
Fikir ve gönül adamı allame Muhammed İkbal son derece veciz ve yalın bir şekilde ancak ciltlerle ifade edilebilecek bir tesbitte bulunuyor: “Aklın ölümü fikirsizlik, kalbin ölümü zikirsizliktir.” Herhangi bir alet bile belli bir süre kullanılmazsa devre dışı kalır. Atalarımız “işleyen demir ışıldar” demişler.
Büyük İslâm âlimi, tarihçi ve sosyolog İbn-i Haldun "Akıl sağlam bir terâzidir. Ama onunla Allâh’a ve âhirete âit meseleleri, peygamberlik hakîkatlerini, akıl ötesi hakîkatleri ölçemezsiniz. Bu boş bir gayret olur ve bir kişinin, «Ne kadar hassas tartıyor!» diye kuyumcu terazisinde dağları tartmak istemesine benzer. Terazinin sağlamlığına bir şey denilemez ama onun gücünün bir sınırı vardır. Aynı şekilde aklın «bilme, bulma, anlama» gücünün de bir sınırı vardır, onun dışına adım atamaz." diyor.