Ne yapmalı ki, ilâhî muhabbete basamak olacak bir âile hayatı kurabilmeli? Nelere dikkat etmeli ki, evlerimiz birer huzur ve saâdet cenneti olabilsin? Nasıl yaşamalı ki, tüm âilece hayat yolculuğumuz sonsuz vuslatta noktalansın? Nasıl temin edilmeli ki, dünyada gerçekleştirilecek bir saâdet, âhiret hayatında da devam etsin?!.
Günümüzde takvâya ulaşmış pek çok hanım için gelinler zaten evlât, kayınvâlideler de annedir. Fakat gerçek şudur ki, bu sayı gitgide azalmıştır. Artık namazlarını aksatmayan, örtüsüne son derece dikkat eden nice hanım için, kayınvâlideleriyle uzun uzadıya vakit geçirmek, hele de beraber yaşamak korkulu bir rüya hâlindedir. Bunun temel sebebi de hem şuuraltı kirliliğimiz, hem de genişleyen evlerimizin inadına, daralan gönüllerimizdir.
Erkekler, Allâh’ın emâneti olarak nikâhla eşlerini alırlar ve onlara Allâh’ın rızâsına uygun şekilde davranmak üzere Cenâb-ı Hakk’a söz vermiş olurlar. Kadın da, Allâh’ın râzı olacağı bir hâneye adım atarak kendini, sahip olduğu meziyet, fazilet, güzellik ve üstün vasıflarını öncelikle âilesine tahsis eder.
Sosyal hayatta hem eğitim-maîşet derdine düşüp çalışmak, hem eş-evlât ihtiyaçlarını temin edip çözüm bulmak zordur. Ama arkada anne-baba duâsı ve rızâsını alarak yaşamak, hem hayatı kolaylaştıracak, zorluklara dayanak olacak; hem de Allah'ın rızasını kazandıracaktır.
İnsanın hayatta önemli bir vecîbesi de, evlenip yuva kurmak, hayırlı nesiller yetiştirmektir. Bu, “dînin yarısını tamamlamak” kadar önemli görülmüş; evliliği huzurlu bir şekilde gerçekleştirip eşlerin birbirinden râzı olması ise cennet garantisi olarak bildirilmiştir.
Ailede kurucu unsur karı-kocadır. Bu temel kurumu oluşturan, yöneten, yönlendiren dînî, ahlakî, hukukî kurallar vardır. Kurallara uyulduğu müddetçe mesele yoktur. Taraflar kuralları bozar, hakları çiğnerse, düzeni sağlamak ve adaleti gerçekleştirmek üzere çeşitli tedbirler ve müeyyideler devreye girecektir. “Aile Hukukuna Riâyetsizlik” olduğunda bu sorunu aşma yolları
Allah rızası için yapılan her hayır insana sevap kazandırır. Mübah işler iyi niyetle yapıldığında birer hayıra dönüşür. Bir müslümanın eşini sevindirmek için yaptığı her davranış, Allah’ı memnun eder.
Yaşanmayan ve örnek davranışlarla misallendirilmeyen hakîkatler, kuvveden fiile, teoriden pratiğe çıkma imkânı bulamaz. Yani hayata geçirilmeyen fikirler, ebediyyen kitap satırları arasında kalmaya mahkûm olur.
Allah Teâlâ, insana eş ve çocuk sevgisini, tabiî bir meyil ve ihtiyaç olarak vermiştir. Ancak bunların büyük bir imtihan vesilesi olabileceği, bir “fitne”ye düşürebileceği unutulmamalıdır.
Allah Resûlü nâzil olan âyet-i kerîmeleri hemen, önce erkek sonra da kadın sahâbîlere okurdu. Müslümanlar da gelen vahyi ezberler, bir kısmı da yazarak yanlarında muhafaza ederlerdi. Bu ashab-ı kiram arasında öyle bir hava yaratmıştı ki sahâbeden biri evine girdiğinde hanımı ona derhâl şu iki suâli soruyordu...