Bilgi, hâl ve dirâyette seviyeniz ne olursa olsun, istişâre, vazgeçilmemesi gereken bir emr-i ilâhîdir.İstişâre, ilâhî bir emirdir ve özellikle sorumluluk mevkiinde bulunan liderlerin riâyeti zaruridir. İstişâre, Rabbimizin farklı gönüllere lütfettiği hakikat pırıltılarının toplanarak yolu aydınlatacak güneşe dönüşmesidir. İstişâre, ekibin gönlünü işin içine katmaktır.
Tarihte nice zaferler, liderlerin heyecan ve ruh üfleyen samimi hitapları neticesinde askerlerde oluşan gönül ve hedef birlikteliğinin neticesinde gelmiştir. Dâvâsına adanmış ve bu uğurda şehâdeti göze almış kimselerin sözleri ise, çok daha tesirli ve sürükleyicidir.
Tebliğ ve irşadda, sözün önemi inkâr edilemez. Ancak hâl ile tebliğ, diğer bir ifadeyle temsîli tebliğ çok daha etkilidir. Söz ve hâl birlikteliği gerçekleştiğinde ise o zaman -Allah’ın izniyle- elbette çok daha güzel sonuçlar alınacaktır.
Bir tarafta misafir geldi diye alnı kırışan, yüzü ekşiyen dar gönüllü nasipsizler, diğer tarafta ise misafirsiz sofraya oturmayan derya gönüllü bahtiyârlar. Hepsi insan suretinde, fakat mânâ cihetiyle gönül madenleri ne kadar farklı…
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şeriflerinde “Müslümanın derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.” buyuruyor.
Diploma, icâzet ve kariyer gibi bazı çağdaş put adayları vardır ki, bugün niceleri bunların putperesti durumuna düşmektedir. Hâlbuki aslolan, insanın kendini ve Rabbini doğru tanıması (ma’rifetü’n-nefs ve mârifetullah) ve yaratılış maksadına uygun bir hayat kalitesi yakalayabilmesidir.
Müslümanın vazifesi, günahkârı kendi hâline terk etmek değil, elinden tutarak nezih bir hayâta dönmesini sağlamaktır. Hazreti Mevlânâ mahlûkâta Hâlık’ın nazarıyla bakmanın müşahhas bir misâlini anlatıyor.
Bir insana yapılan en büyük iyilik, onun ebedî hayatının kurtulmasına vesile olabilmektir.
Rabbimiz, kötülüğün “güzel bir şekilde” giderilmesinden değil, “en güzel bir şekilde” düzeltilmesinden bahsediyor: “İyilikle kötülük bir değildir. Sen artık (kötülüğü) en güzel bir şekilde sav. O vakit seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse, sıcak bir dost gibi olur.” (Fussilet 41/34)
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ashab-ı kirama söyleyerek yaptıramadığını bizzat uygulayarak yaptırması, en etkili eğitim yöntemini bize göstermiş oluyor. Yapmak çoğu zaman söylemekten daha etkilidir.