Sünnet-i Seniyye Hayatımızı Nasıl İhya Eder?
Sünnet-i Seniyye’nin hayatımızdaki yeri, günlük yaşantımıza yansımaları ve aileden çocuk eğitimine kadar hayatımıza kattığı güzellikler.
İki Cihan Serveri Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Vedâ Hutbesi’nde bize yol gösterici ve rehber olarak Kur’ân ve Sünnet’ini emanet ettiğini buyurmuş.
SÜNNET-İ SENİYYE NEDEN HAYATIMIZ İÇİN ÖNEMLİDİR?
İslâm’ın hayata yansımış, can bulmuş hâline “Sünnet-i Seniyye” diyoruz. Sünnet, bir peygamberin sadece kendi dönemindeki insanlara güzel ahlâkla davranması değil! O, ilâhî kontrol ve denetimden geçmiş şekilde, son ilâhî hitap olan Kur’ân-ı Kerîm’in insan hayatına tatbik edilmiş en güzel modeli… Kur’ân’ın insan aklına, ruhuna, alışkanlıklarına ve özelliklerine uygun olarak damıtılmış, kolaylaştırılmış, müşahhas/somut şekle dönüşmüş hâli… Dolayısıyla Sünnet-i Seniyye’yi gerektiği gibi yaşayan herkes, aynı zamanda Kur’ân-ı Kerîm’e tâbî olmuş; ilâhî emir ve yasakları yerine getirmiş olur.
Diğer taraftan Sünnet-i Seniyye’yi görmeyen, kabul etmeyen ve yaşamayan kimseler ise, Kur’ân’ı hayata yansıtmaktan tamamen uzaklaşmış olurlar. Her ne kadar iddiaları Kur’ân’a uymak olsa da… Bu sebeple Sünnet’e uygun yaşamak, bir mü’min için hem büyük bir zaruret hem de îmânın vazgeçilmez, tek yolu!.. Peygamber Efendimizi devre dışı bırakarak Allâh’a ulaşmak mümkün değil! Allâh’a giden yol, peygamberlerine inanmak ve tâbî olmaktan geçiyor. Bu hakîkati Kur’ân-ı Kerîm de defalarca beyan etmiş.
Ancak her geçen gün İslâm Dini’nin esasları ve örnek müslüman şahsiyetiyle aramıza devâsâ gaflet duvarları örülüyor. Ve yine şahit oluyoruz ki, İslâm’dan uzaklaştıkça hayat daha da zorlaşıyor. Âhir zamanın sancılarını çekiyoruz. Hadîs-i şerîf bu zamanları bize ne güzel haber vermiş:
“İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki dîninin gereklerini yerine getirme konusunda sabırlı/dirençli davranıp müslümanca yaşayan kimse, avucunda ateş tutan kimse gibi olacaktır.” (Tirmizî, Fiten, 73; Ebû Dâvûd, Melâhim, 17)
Gerçekten öyle değil mi?
SÜNNET-İ SENİYYE’Yİ GÜNLÜK HAYATIMIZA NASIL TAŞIRIZ?
Nefse hoş gelen her şey süslenmiş, kolaylaştırılmış ve yaygınlaştırılmış! İnsanlar topyekûn ve sonunu düşünmeden önden gidenleri takip ederek uçuruma sürükleniyor! Birçok şey insan aklına, bedenine, rûhuna ve sağlığına zararlı olduğu bilindiği hâlde; sırf “birileri daha zengin olsun diye” bütün dünyaya dayatılıyor!..
Rûhumuza sürur ve huzur veren şeyler ise, gözlerden uzak, uzlet mekânlarına çekilmiş âdeta…
Gelin bize hayat verecek Sünnet-i Seniyye’leri bulalım; hayatımızı onlarla tekrar ihyâ edelim!.. Bazen bu sünnetler, nefsimize ağır gelse de rûhumuzun ebedî kurtuluşu için onlara dört elle sarılmamız şart!
Bir müslümanı, diğer insanlardan, diğer din mensuplarından ayıran esaslar sünnetlerle tayin edilmiş. Kılık kıyafetten saç tıraşına, yeme-içme şekillerinden konuşma ve selamlaşmaya, akşam yatıştan sabah kalkış alışkanlıklarına kadar günlük hayatın pek çok karesinde sünnet-i seniyyenin izlerini üzerimizde taşımalıyız!..
Bunun için hayatın farklı alanlarındaki sünnetleri öğrenmek, sonra da gücümüz yettiğince bunları adım adım uygulamak; âhir zaman fitneleri ile mücadele etmenin en pratik yolu!..
Meselâ bir gün Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- saçının bır kısmı tıraş edilmiş bir kısmı bırakılmış bir çocuk görüp aile fertlerini şöyle uyarmıştır:
“Ya hep tıraş edin ya hep bırakın!” (Ebû Dâvûd, Tereccül, 14)
ÇOCUKLARA SÜNNET ŞUURUNU NASIL KAZANDIRIRIZ?
Bir sanatçıya, bir sporcuya, bir film veya çizgi film karakterine benzemek için saçlarını şekilden şekle sokan küçük çocuklar; bunları kendi başlarına mı yapıyor? Çocuklarımız ve gençlerimiz; bizi temsil etmeyen, hattâ değerlerimize düşman olan kimselere benzemeye çalışırken biz neredeyiz?
Ne demişler: “Elbiseler elbiselere benzeyince, kalpler de kalplere benzemeye başlar.” (Vekî, Zühd, s. 597)
Hele anne-babalar bu hususta örnek ve öncü oluyorsa… “Çocuk bunları seviyor!” bahanesiyle bütün ipleri küçücük çocukların eline veriyorsa…
Basit gibi görünen bu davranış modelleri; gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklemek gibidir.
“–Şimdi küçük, hevesini alsın! Sonra düşünür, taşınır, kendisi doğruyu bulur!” gibi cümleler; yanlış alışkanlıkların temelini atar.
ÇOCUKLARDA KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR NASIL ÖNLENİR?
Hz. Mevlânâ’nın diken yetiştiren adam hikâyesindeki gibi, her gün yollara diken eken ve bunları büyüsün diye sulayan adamı, çevresindekiler ikaz edip durmuş. O da her defasında:
“–Hele büyüsünler, ileride sökerim!” diye geçiştiriyormuş.
Gün gelmiş, dikenler yolda herkese zarar vermeye başlayınca, adam onları sökmeye çalışmış, ama iş işten geçmiş. Dikenlerin kökleri her geçen gün derinlere dalmış, adam ise her geçen gün biraz daha yaşlanmış ve güçten düşmüş!..
Tıpkı bunun gibi… Evlâtlarımızın kötü alışkanlıklarını daha ilk aşamalarda bertaraf etmeye bakalım. Ateşi kıvılcımken söndürmeli; ateş bacayı sardıktan sonra feryat etmenin, eşten dosttan yardım istemenin bir faydası yok!
SÜNNET-İ SENİYYE AİLE HAYATINA NASIL YANSIR?
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- sadece tıraş, kıyafet vb. dış şekil özelliklerinde gayr-i müslimlere benzemeyi yasaklamamış; aslı bir ve doğru olan bazı ibadet konularında bile onlarla farklılıklar bulunmasına itina göstermiştir. Âdeta kulvarlarımızın ayrı olduğunu her fırsatta hatırlatmıştır.
Peygamber Efendimiz; “Kadınlar size Allâh’ın emânetidir.”[1] buyurmuş ve kadınlar ile çocukları, erkeklere emânet etmiştir. Onların hukukuna riâyet etmek, onların gönlünü hoş tutmak, onlarla iyi geçinmek de bir sünnettir. Bu hususta hadîs-i şerîf ve siyer kitaplarında Peygamber Efendimiz’in bizzat uyguladığı pek çok sünnetini bulmak mümkündür.
SÜNNET-İ SENİYYE AİLE VE TOPLUM HAYATINI NASIL GÜZELLEŞTİRİR?
Bugün bazı kadınlar da kocalarına haksızlık ve zulüm yapmakta… Onların meşrû istek ve ihtiyaçlarını görmezden gelerek, reddederek, küçümseyerek aile yuvasını tehlikeye atmakta…
Kadınlar erkeklere nasıl emânetse, erkekler de kadınlara emânet… Netice itibarıyla toplum, bu iki cinsin birbiriyle anlaşması ve dayanışması ile bir araya geliyor ve güçleniyor. İki cins, birbirine düşman ve rakip olunca, birbirini görmezden gelip “tek başına var olmaya çalıştıkça” birlikten, aileden ve toplumdan söz edilemez!
“İki kişinin yiyeceği üç kişiye, üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter.”[2] hadîs-i şerîfi ne öğretiyor bize? Tek başımıza yememeyi; sofraya uzanan elleri çoğaltmayı… Lokmamızı aile fertleri, konu komşu, dostlar ve misafirlerle bereketlendirmeyi… Bugün çok ihmal ettiğimiz bir sünnet daha…
Uyumadan önce ve uyanınca şükretmek, uyumadan önce İhlâs ve Muavvizeteyn (Felak ve Nâs sûrelerini) okumak, teheccüd namazı kılmak gibi sünnetler de hayatımıza eklememiz gereken, yapılması “kolay”, tesiri ve bereketi büyük sünnetlerden…
Toplumda can bulan her bir hadîs-i şerîf, aslında İslâm toplumunda muhabbet ve kardeşliği, güven ve refah düzeyini artırmak demektir. Câhiliye toplumundan saadet çağına geçiş demektir.
Biz, sünnetine tâbî oldukça Rasûl-i Ekrem’in ümmeti oluruz!
Ümmetinin bir ferdi oldukça, O’nun muhabbet ve şefaatine karşı ümidimiz artar!
O’nu taklit ede ede “Ümmetim!” iltifatına mazhar oluruz!
Ey lûtfu bol Rabbim! Bizleri Rasûlullâh’ın Sünnet-i Seniyye’sine tâbî olmak sûreti ile güzelleştir. Sana lâyık bir kul, Habîbi’ne lâyık bir ümmet, anne ve babalarımız için hayırlı bir evlât ve bütün insanlık için hayırlarda öncü bir müslüman olmayı hepimize nasîb eyle!.. Âmîn.
Dipnotlar:
[1] Müslim, Hac, 147; Ebû Dâvûd, Menâsik, 56.
[2] Buhârî, Et’ime, 11; Müslim, Eşribe, 178.
Kaynak: Ayşenur Sever, Altınoluk Dergisi, Sayı: 486









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!