Şuarâ Suresi 222. Ayet Meali, Arapça Yazılışı, Anlamı ve Tefsiri

Şuarâ Suresi 222. ayeti ne anlatıyor? Şuarâ Suresi 222. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri...

Şuarâ Suresi 222. Ayetinin Arapçası:

تَنَزَّلُ عَلٰى كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ

Şuarâ Suresi 222. Ayetinin Meali (Anlamı):

Onlar yalan ve iftirâya düşkün, çok günahkâr kimselerin üzerine inerler.

Şuarâ Suresi 222. Ayetinin Tefsiri:

Bu âyetlerin bildirdiğine göre şeytanlar, çokça yalan söyleyen, iftira eden, günaha dalmış kimseler üzerine iner dururlar. Ancak bu yapıdaki bayağı insanlar şeytanların yalanlarına, dolanlarına, vesvese ve tahriklerine kulak verirler. Oradan aldıkları yalanlara kendileri de yalanlar ilave ederek, pek çoğu insanlara yalan söylerler. Yani hem şeytanların, hem de onların ayarttığı kimselerin işleri güçleri yalan üzere kurulmuştur. Halbuki, Kur’ân-ı Kerîm’i getirip beşeriyete ikram eden Nebiyy-i Muhterem (s.a.s.), güzel ahlâkın her şubesinde zirvede olan (bk. Kalem 68/4), henüz peygamber olmadan önce bile kavmi arasında “Muhammedü’l-Emin” diye ün salan, hiçbir zaman yalan söylediği, kimseyi kandırdığı, birine iftira ettiği asla görülmemiş muhteşem bir şahsiyettir. Düşmanları dahi gıyâbında onun yalan söylemediğine defalarca şâhitlik etmişlerdir. Efendimiz, kırk sene her türlü günahın pervasızca işlendiği câhiliye muhitinde yaşamasına rağmen onların kötü âdetlerinden hiçbirine bulaşmamış, günah işlememiş ve tertemiz bir hayat yaşamıştır. Peygamberlik sonrası ise onun nasıl örnek bir takvâ hayatı yaşadığı açıktır. Böyle ilâhî muhafaza altında bulunan tertemiz bir peygamberin, varlık sebepleri mahza kötülük, yalan ve saptırma olan şeytanlarla; getirdiği Kur’an’ın da şeytânî vesveselerle nasıl bir irtibatı olabilir?

Müşriklerin bir diğer iddiaları da Peygamberimiz (s.a.s.)’in şair, Kur’an’ın da şiir olduğu yönündeydi. (bk. Tûr 53/30) Şimdi gelen âyetlerde bu asılsız iddia reddedilmektedir:

Şuarâ Suresi tefsiri için tıklayınız...

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri

Şuarâ Suresi 222. ayetinin meal karşılaştırması ve diğer ayetler için tıklayınız...

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.