Sırat Köprüsü

Sırat nedir? Sırat köprüsü hadislerde nasıl tasvir edilir? Sırat köprüsü nasıl geçilecek? Sırat köprüsünden kimler geçecek, kimler geçmeyecek?

Sırat, kıyâmet gününde Cehennem ateşi üzerinde kurulan köprünün adıdır. Bütün insanlar bu köprüden mecburî bir sûrette geçecektir. Bu geçişler de o kimsenin dünyada iken sahip olduğu îman derecesine ve yapmış olduğu amellerin keyfiyetine göre gerçekleşecektir. Bu sebeple kimilerinin ayakları altında bu köprü o kadar incelecektir ki, üzerinden geçen, onu -meşhur tâbiriyle- kıldan ince, kılıçtan keskince görecektir. Kimilerinin ayakları altında ise genişleyecek, o da rahat bir şekilde üzerinden geçerek Allah Teâlâ’nın kendisi için hazırladığı nîmetlerin bulunduğu Cennet’e kavuşacaktır.[1]

SIRAT KÖPRÜSÜ’NDEN KİMLER GEÇECEK, KİMLER GEÇMEYECEK?

Cehennem ehli ise Sırât’ı geçmeye çalışırken ayakları kayacak ve Cehennem’e yuvarlanacaklardır.

Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh-’ın naklettiğine göre bir defasında bazı insanlar:

“‒Yâ Rasûlâllah! Kıyâmet gününde biz Rabbimiz’i görecek mi­yiz?” diye sordular.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bu suâle şu soruyla mukâbelede bulundular:

“‒Önünde hiçbir bulut yokken Güneş’i görmek için itişip kakışarak bir sıkışıklığa ve zarara uğrar mısınız?”

Sahâbîler:

“‒Hayır, yâ Rasûlâllah!” dediler.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz tekrar:

“‒Önünde hiçbir bulut yokken ayın on dördüncü gecesi Kamer’i görmek için itişip kakışarak bir sıkışıklığa ve zarara uğrar mısınız?” diye sordular.

Sahâbîler:

“‒Hayır, yâ Rasûlâllah!” deyince Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle devam ettiler:

“‒İşte şüphesiz sizler kıyâmet günü Cenâb-ı Hakk’ı böyle rahat bir şekilde göreceksiniz. Allah Teâlâ bütün insanları bir araya toplar ve:

«–Kim, neye taptıysa onun peşinden gitsin!» buyurur.

Bunun üzerine dünyadayken Gü­neş’e tapanlar Güneş’in ardına, Ay’a tapanlar Ay’ın peşine düşer, tâğutlara tapanlar da onların ardına takılıp (Cehennem’e) giderler. Yalnız bu ümmet, içinde münâfıkları da olduğu hâlde ye­rinde kalır. Allah Teâlâ onlara, evvelce tanıdıklarından farklı bir sû­rette tecellî edip:

«Ben sizin Rabbiniz’im!» buyurur.

Onlar (Rab’lerini o tecellî ile tanıyamadıkları için):

«–Sen’den Allâh’a sığınırız! Rabbimiz bize gelinceye kadar bizim yerimiz burasıdır, (yerimizden ayrıl­mayız). Rabbimiz bize geldiğinde biz O’nu tanırız!» derler.

Allah Teâlâ onlara bu defa da tanıdıkları sûrette tecellî edip:

«–Ben sizin Rabbiniz’im!» buyurur.

Onlar da:

«–Sen bizim Rabbimiz’sin!» der ve O’na tâbî olurlar.[2]

Bundan sonra Cehennem Köprüsü kurulur. Ümmetini onun üstünden en evvel geçiren ben olurum. O gün rasûllerin duâları; «اَللّٰهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ: Allâh’ım, se­lâmet ver, selâmet ver!» şeklindedir.

Sırat Köprüsü’nde saʻdân dikenlerine benzer birçok çengel vardır. Sizler saʻdân dikenlerini gördünüz mü?”

Sahâbîler:

“‒Evet, gördük yâ Rasûlâllah!” diyerek cevap verdiler.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurdular:

“‒İşte bu çengeller, saʻdân dikenlerine benzerler. Ancak şu var ki, ne kadar büyük olduklarını Allah Teâlâ’dan başka kimse bilemez. İşte bu çen­geller, insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi kötü ameli sebebiyle helâk olur, kimi yere serilip (günahı nisbetinde) yara aldıktan sonra kurtulur…” (Buhârî, Rikāk, 52)

Sırat Köprüsü, bütün insanlık için tek geçiş yeridir. Bu sebeple mü’min-kâfir herkes oraya varacaktır. Ancak kâmil mü’minler, âyet-i kerîmede ifâde buyrulduğu üzere, o gün korkutulmayacak,[3] oradan selâmetle geçeceklerdir. Günahkâr mü’minler ise, günahları nisbetinde sıkıntı çekeceklerdir.

Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün Hazret-i Hafsa -radıyallâhu anhâ-’nın yanında:

“–İnşâallah ağacın altında bey’at eden Ashâb-ı Şecere’den hiç kimse Cehennem’e girmeyecek!” buyurmuşlardı.

Bu söz üzerine aklına bir soru takılan Hafsa Vâlidemiz:

“–Peki yâ Resûlâllah, Cenâb-ı Hak; «İçinizden hiçbiri istisnâ edilmemek üzere herkes mutlakâ Cehennem’e varacaktır.»[4] buyuruyor. Bu nasıl olacak?” diye sordular.

Fahr-i Kâinât Efendimiz:

“–Allah Teâlâ şöyle de buyurdu.” diyerek bir sonraki âyeti tilâvet buyurdular:

“Sonra müttakî olanları kurtarırız da zâlimleri orada dizüstü bırakırız.” (Meryem, 72) (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe, 163)

Böylece Cennet ehli için “Cehennem’e varmak”tan maksadın, Sırat’tan geçerken Cehennem’in üstünden geçmek mânâsına geldiğini, yoksa içine girmek demek olmadığını îzah etmiş oldular.

SIRAT KÖPRÜSÜ HİKAYESİ

Mevlânâ Hazretleri de Mesnevî’sinde, dünyada iken takvâ üzere yaşayıp îmân-ı kâmil üzere vefât eden sâlih mü’minlerin Sırat’taki hâlini mecâzî bir üslûb ile şöyle hikâye etmektedir:

“Mü’minler Mahşer’de diyecekler ki:

«–Ey melekler! Cehennem herkesin, bütün insanların müşterek bir yolu değil miydi?»[5] Mü’minlerin de kâfirlerin de uğrayıp geçecekleri bu yolda biz ne duman gördük, ne de ateş!.. İşte burası Cennet; emân yurdu, emniyet yeri. Peki, o korkunç geçit, o felâket uğrak nerede kaldı?»

Melekler onlara diyecekler ki:

«–Hani geçerken filân yerde gördüğünüz o yemyeşil bahçe var ya! Cehennem, o korkunç azap yeri, o şiddetli cezâ mahalli işte orasıydı. Ama size bağlık, bahçelik, ağaçlık bir yer göründü.

Uğraştığınız, mücâhede ettiğiniz ibadet ve iyiliklerle, Allah rızâsı uğrunda onun ateşini söndürdünüz. Alev alev yanan şehvet ateşiniz, takvâ yeşilliği ve hidâyet nûru oldu.

Hiddet/öfke ateşiniz; sabırla, müsâmaha ile, yaptığınız iyiliklerle hilm hâline geldi. Bilgisizlik karanlığı da takvâ yolundaki gayretlerinizle bilgi oldu.

Hırs ve cimrilik ateşiniz, cömertliğe çevrildi. Diken gibi olan hasediniz, gül bahçesine döndü. Siz, Allah rızâsı için, daha dünyada iken ateşlerinizin hepsini birer birer söndürdünüz. Ateş gibi nefsi, gül bahçesi hâline getirdiniz; oraya vefa tohumunu ektiniz.

Hak davetçisi olan Peygamber’in davetine uydunuz; nefs cehennemine su döküp ateşini söndürdünüz. İşte bu yüzden Cehennem size yemyeşil ve türlü nîmetlerle dolu bir gül bahçesi oldu.»”

SIRAT KÖPRÜSÜ’NDEN NASIL GEÇİLECEK?

Diğer taraftan Cennet ehli, Sırat’tan geçerken amelleri nisbetinde bir hıza sahip olacaklardır. Nitekim Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“İnsanlar Cehennem’e gelirler, sonra amellerine göre oradan geçerler: Onların ilk grubu şimşek hızıyla geçer. İkinci grup rüzgâr gibi geçer. Sonra at süratiyle, at binicisi süratiyle, sonra yaya koşusuyla, sonra da yaya yürüyüşüyle geçer.” (Tirmizî, Tefsîr, 19/3159)

İnsan, Sırât’ın üzerinde ne kadar çok kalırsa o kadar Cehennem ateşinin harâreti, dumanı, kötü kokusu ve kötü manzaraları ile azâba mâruz kalır. Bundan daha kötüsü de her an Cehennem’e düşme korkusu içinde dehşetli anlar yaşar. Bu sebeple insan oradan ne kadar hızlı geçerse o kadar selâmet içinde olur.

Yine Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“…Sırat’tan ilk geçenleriniz şimşek hızıyla geçerler… Sonra rüzgâr gibi, sonra kuşun uçuşu ve bir adamın hızla koşması gibi geçerler. Onları bu şekilde amelleri geçirir. Bu esnâda sizin Peygamber’iniz de Sırât’ın başında durur ve devamlı olarak;

«Yâ Rabbi, selâmet ver, selâmet ver!» der.

İnsanların amelleri kendilerini Sırat’tan geçiremez hâle gelinceye kadar bu durum böyle devam eder. Hattâ bir kişi gelir, yürümeye güç yetiremez de sürünerek gitmeye çalışır. Sırât’ın iki tarafında asılı çengeller vardır. Bunlar emrolundukları insanları yakalamakla vazifelidirler. İnsanların bir kısmı bu çengeller tarafından tırmalanmış ve yaralanmış vaziyette kurtulur, bir kısmı da Cehennem’e atılıverir.” (Müslim, Îman, 329)

Dolayısıyla dünyada işlenen her bir günah, aslında Sırât’ın yanlarına asılan büyük bir çengel demektir. Hattâ Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buna misal olarak, “emânet” ile “akrabalık bağı”nın gönderilerek Sırât’ın sağ ve solunda duracaklarını ve dünyada iken haklarını îfâ etmeyenlerle mücâdele edeceklerini haber vermişlerdir.[6] Burada “emânet” ile “akrabalık bağı”nın bilhassa zikredilmesi, ehemmiyetlerinin büyük, ihmâl edenlerinin de çok olması sebebiyledir.

Sırat Köprüsü’nde, Peygamber Efendimiz gibi mü’minlerin dilinde de hep aynı duâ vardır. Nitekim Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Sırat Köprüsü’nde mü’minin şiârı; «رَبِّ سَلِّمْ سَلِّمْ : Yâ Rabbi, selâmet ver, selâmet ver!» duâsıdır.” buyurmuşlardır. (Tirmizî, Kıyâmet, 9/2432)

Peygamber Efendimiz’in Sırât’ın başında durması ise şefaat içindir. Nitekim diğer bir hadîs-i şerîflerinde:

“…Sonra köprü Cehennem üzerine kurulur ve şefaat için izin verilir…” buyurmuşlardır. (Müslim, Îman, 302)

Dipnotlar:

[1] Bkz. Beyhakî, Şuab, I, 565/361.

[2] Kādî Iyâz’ın tefsîrine göre, Allâh’ın emrine yâhut bu hususta vazifelendirdiği meleklerine tâbî olurlar.

[3] Bkz. Yûnus, 62-64.

[4] Meryem, 71.

[5] Bkz. Meryem, 71-72.

[6] Bkz. Müslim, Îmân, 329.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Ebediyet Yolculuğu, Erkam Yayınları

AHİRET HAYATININ EVRELERİ NELERDİR?

Ahiret Hayatının Evreleri Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.