Şeytanın Tuzağına, Rahmanın Uzağına Düşenler

Şeytanın aldatıcı tuzaklarına kapılanlar, Allah’ın rahmetinden ve hidayetinden uzak kalır. Peki, insan nasıl aldanır ve nasıl kurtulur?

Sözlükte şeytan, Hak’tan, hayırdan ve rahmetten uzaklaşan, isyan eden, lânete ve azaba maruz kalan yaratık demektir. Kelimenin ibranice karşılığı olan satan da, düşmanlık eden, karşı gelen anlamındadır. Şeytana tapanlara satanist denir.

ŞEYTANIN TUZAKLARI: İNSAN NASIL ALDANIR VE NASIL KURTULUR?

İnsanın görevi, Allah’a kulluk ve kulluğu engellemeye çalışan şeytana karşı mücadele etmektir. Cennette babamız Hz. Âdem ile annemiz Hz. Havva’ya vesvese verip oradan çıkmalarına vesile olan şeytan bizim en büyük düşmanımızdır. Yüce Mevla onun tuzaklarına karşı bizi uyarmıştır:

“Ey Âdemoğulları! Ben size ‘Şeytana tapmayın çünkü o sizin apaçık bir düşmanınızdır, bana kulluk edin, işte doğru yol budur.’ diye emretmemiş miydim?” (Yasin, 60-61)

Kur'ân-ı Kerim’de 18’i çoğul, şeyatin olmak üzere, iblisle birlikte 88 yerde geçmektedir. Allah’ın emri üzere melekler Âdem’e secde ettiği halde şeytan kibirlenip ilahî emre karşı çıkmış, gerekçe olarak da kendisinin ateşten, Âdem aleyhisselamın ise çamurdan yaratıldığını, ateşin çamurdan üstün olduğunu, üstün olanın üstün olmayana secdesinin doğru olmadığını ileri sürmüş, bu kibri sebebiyle cennetten kovulmuş.

Aslında bir imtihan aracı olan şeytan kıyamete kadar insanlara vesvese vermeye, onları doğru yoldan çıkarmaya dair Allah'tan izin ve fırsat vermesini istemiş, Mevla da izin vermiştir. Bu izne binaen şeytan bütün hile ve tuzaklara başvurarak insanları yoldan çıkarmaya çalışmış, çirkini güzel, eğriyi doğru göstererek insanların aklını çelmiş, bu hususlarda bayağı başarılı olmuştur. Bu konuda iddialı olduğunu belirtmiş, “Andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim. İçlerinde ihlaslı kıldığın kullar hariç, onların hepsini azdıracağım.” (Hicr 39-40) demiş. Mevlâ da: “Benim ihlaslı kullarıma karşı senin hiçbir gücün yoktur, sen ancak aldananlardan sana uyanları azdırabilirsin.” buyurmuştur. (Hicr, 41-40)

İmtihan gereği Allah’ın kendisine tanıdığı fırsat ve imkân sayesinde şeytanın güçlü bir düşman olduğunda şüphe yoktur. Onun bu gücüne karşı en büyük sığınak Yüce Mevla’dır. Zaten O da her vesileyle şeytanın vesvese ve tahriklerine karşı kendisine sığınmamızı istemiş, kanın vücutta dolaştığı gibi bizden ayrılmayan şeytanın hilelerine karşı en emin koruyucunun kendisi olduğunu bildirmiştir. Çeşitli ayetlerde şeytanın azgın sinsi, yanıltıcı ve kışkırtıcı olduğu haber verilmekte, hile ve aldatmalarına dikkat çekilmekte, ondan uzak durulması emredilmekte, şerrinden Allah’a sığınılması gereği vurgulanmaktadır.

“Ne zaman şeytan tarafından bir vesvese seni tahrik ederse hemen Allah’a sığın.” (A’raf, 200)

“Kur’an'ı okumak istediğinde kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığın. Doğrusu şeytanın iman edip de yalnız Rablerine güvenenlere karşı hiçbir gücü yoktur. Onun gücü ancak kendisini dost edinenlere ve Allah’a ortak koşanlara karşıdır.” (Nahl, 98-100)

Şeytanların insanları aldatma yol ve yöntemleri çok çeşitlidir. “Onları saptırmak için senin doğru yolunun üzerine oturacağım, sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. Sen de onların çoğunu şükredici bulamayacaksın.’ dedi.” (A’raf 16-17)

Şeytan insanı kötülük işlemeye teşvik ettiği gibi Allah’a yaklaştıracak fiilleri gerçekleştirmesine de engel olmaya çalışır. Mesela zekât ve sadaka vermek isteyen bir kişiyi fakir olmakla korkutur, “Senin ve aile efradının daha çok mala ihtiyacın var.” diyerek hayır hasenata engel olmaya çalışır. “Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size hayâsızlığı emreder. Allah ise size bağışlamayı ve bol nimet vermeyi va'deder.” (Bakara, 268)

İNSANIN GÖREVİ: ALDANMAMAK VE UYANIK KALMAK

Şeytanlar bir bakıma cehennemin reklamları, propagandacılardırlar. Güzel fiilleri çirkin, çirkin fiilleri güzel gösterirler. “Kalpleri katılaştı ve şeytan da onlara yaptıklarını güzel gösterdi.” (En’am 43) “Allah insanlardan bir kısmını doğru yola iletti fakat bir kısmı da sapıklığı hak etti. Çünkü onlar şeytanı dost edinmişler, kendilerini doğru yolda sanıyorlar.” (A’raf 30)

Müminler harama, helale, sevaba, günaha dikkat ederler. Kazanırken, harcarken titiz davranırlar. Ne cimrilik ederler ne de müsrif davranırlar. Daima ölçülü olurlar. “Akrabaya, yoksula ve yolda kalana hakkını ver. Gereksiz yere saçıp savurma. Çünkü gereksiz yere saçıp savuranlar şeytanın kardeşidir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (İsra, 26-27)

Şeytan insanları ve toplumları özellikle imkân ve iktidar sahibi inançsız kodaman takımıyla yoldan çıkarır. Zira şeytanların cinlerden ve insanlardan askerleri ve yardımcıları vardır. Aklını kullanmayan, kandırılmaya müsait olan zayıf ve güçsüzler, kendilerini aldatan güçlülerle birlikte Hakk’ın huzuruna çıktıklarında tartışırlar. Bu tablo da şeytanın buradaki tutumunu gayet veciz ve çarpıcı şekilde şöyle anlatılıyor:

“Halkın hepsi Allah’ın huzuruna çıkarlar. Zayıflar, kodamanlara, ‘Gerçekten biz size tâbi idik. Şimdi Allah’ın azabından hiçbir şeyi bizden uzaklaştırabiliyor musunuz?’ derler. Onlar da, ‘Eğer Allah bizi doğru yola iletmiş olsaydı, biz de sizi doğru yola götürürdük. Artık sızlansak da, sabretsek de birdir. Bizim için kaçıp kurtulacak bir yer yoktur.’ derler. İş bitirilince şeytan der ki ‘Allah size gerçeği söz verdi. Ben de size söz verdim ama ben size verdiğim sözden caydım. Aslında benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ancak sizi isyana çağırdım. Siz de benim davetime hemen kabul ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz ki zalimler için elem verici bir azap vardır.” (İbrahim, 21-22)

Görüldüğü gibi insan aklını kullanmaz, körü körüne şeytana ve şeytanlaşmış insanlara uyar, nefsinin bayağı isteklerine tabi olursa acı bir akıbetle karşılaşır. Son pişmanlığı da hiçbir fayda sağlamaz. Şeytanların allayıp pulladığı sahte bir dünyaya aldananlar, gerçekle yüz yüze geldiklerinde artık iş işten geçmiş olur.

Şeytan (İblis), Allah’ı inkâr ediyor değildi. İzin istediği, huzurunda tartıştığı Allah'ı nasıl inkâr edebilirdi ki? Onun görevi, yazılan senaryoda kötü adam rolü oynamaktı. O da rolünü oynadı ve kıyamete kadar da oynayacaktır. Şeytanın emekli olması söz konusu değildir. Medineli Yahudi Nadiroğullarını Müslümanlara karşı tahrik eden ve kendilerine yardım edeceklerini söyleyen, fakat sonunda onları yüzüstü bırakan münafıkların durumuyla şeytanın durumu aynıdır. “Münafıkların durumu da tıpkı şeytanın durumu gibidir. Hani o insana ‘İnkâr et!’ der de insan da inkâr edince, ‘Doğrusu ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.’ der.” (Haşr, 16)

Rahmanın Sığınağı: Hidayete Erişmenin Yolu

Şeytanın görevi aldatmak, insanın görevi ise aldanmamaktır. Kötülüğe meyil, iyiliğe meyle baskındır. Şeytan zayıf olduğu halde insanın zaaflarını kullandığı için başarılıdır. Tuzağı gayet süslüdür. Tuzağındaki yemler gayet lezzetlidir. Tuzağa gizlediği yemleri süslediği için tuzağa düşenlerin haddi hesabı yoktur. Hz. Mevlânâ’nın dediği gibi her taraf tuzaklarla döşeli, biz ise tuzaklardaki yemlere tamah ederek canından olan aç kuşlar gibiyiz. Bizim açlığımız açgözlülükten kaynaklanan açlıktır. Bu göz açlığı gözü kör ediyor. Tuzağın görülmesini engelliyor.

Kaynak: Ali Rıza Temel, Altınoluk Dergisi, Sayı: 478

İslam ve İhsan

ŞEYTAN NEDİR?

Şeytan Nedir?

ŞEYTAN NEDİR? ŞEYTANIN GÖREVİ VE ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Şeytan Nedir? Şeytanın Görevi ve Özellikleri Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.