Şeytanın Üç Düğümü ve Sabah Namazının Sırrı

Abdullah Sert Hocaefendi, Efendimiz’in (s.a.v.) şu uyarısına dikkat çekiyor: ‘Biriniz uyuyunca şeytan ensesine üç düğüm atar...’ Sabah namazına kalkmamanın sadece bir tembellik değil, şeytanın attığı bu düğümleri çözmeden güne başlamak anlamına geldiğini hatırlatıyor.

Şu hadîs-i şerif gerçekten bize bugün çok önemli bir hatırlatmada bulunuyor. Efendimiz buyuruyor ki:

“Sizden herhangi biriniz uykuda iken şeytan ense kökünüze üç düğüm atar.

Her bir düğümü bağladıkça: «Sen yat yat, daha gece uzundur» diyerek attığı düğümün üzerine eliyle vurur. Eğer bir kimse uykudan uyanır da Allah’ı zikreder, hatırlarsa bu düğümlerden biri çözülür, abdest alırsa biri daha çözülür, namaz kılarsa birisi daha çözülür ve zinde ve neş’eli olarak tertemiz bulunarak, sıklet ve tenbellik gibi şeylerden uzak olarak sabaha çıkmış olur. Böyle yapmayıp da güneş doğuncaya kadar gaflet üzere yatarsa vücûdu habîs ve tenbel olarak sabaha çıkmış olur.” (Buhârî, Teheccüd, 12; Müslim, Müsâfirîn, 207; Ebû Dâvud, Tatavvu’, 18)

Resûlullah Efendimiz uyandığında ilk sözü şu olurdu:

“Elhamdülillâhillezî ahyânâ ba‘de mâ emâtenâ ve ileyhin-nüşûr.” (Öldükten sonra bizi dirilten Allah’a hamd olsun.)

Yani Efendimiz, uyandığı anda Allah’a hamd ederek güne başlardı. Hatta buyururdu ki:

“Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz.”

Evet, sadece gözleri kapanırdı. Gözü açılınca da ilk sözü hamd olurdu. Bizler ise maalesef çoğu zaman gözümüzü açar açmaz başucumuzdaki telefona bakıyoruz: “Ne var, ne yok?” diye...

Oysa Allah’ın Resûlü önce Allah’a hamdediyordu. Günümüzde bir test yapmışlar; diyorlar ki:

“Telefon bağımlılığını ölçelim: Eğer en son yatarken telefona bakıyor, sabah uyanınca da ilk iş telefona bakıyorsan, doktora git; sen telefon bağımlısı olmuşsun.”

Evet, günümüzün iptilâsı bu maalesef…

İnsan uyanır uyanmaz Allah’ı zikrederse bir düğüm çözülür. Fakat hâlâ iki düğüm kalır. Sonra abdest alacak olursa bir düğüm daha çözülür. Namaz kılarsa bütün düğümler çözülür ve böylece canlı, huzurlu bir şekilde sabaha erer.

Aksi hâlde, düğümleri çözülmeden kalkan kimse içi kararmış, uyuşuk bir hâlde sabahlar.

Sabahleyin o düğümleri çözmenin yolu, sabah namazından evvel kalkmaktır. Eğer teheccüde kalkarsak, elbette ecir çok daha büyüktür.

Ama her zaman söylüyorum: Sabah namazına kalkmamak için geçerli bir mazeret yoktur.

Var mı hocam, diye sorabilirsiniz. Evet, sadece iki mazeret vardır:

  1. Gece bayılmış olmak. Çünkü o durumda teklif kalkar; doktorlar bile uyandıramaz. Kalp krizi veya başka bir durum olabilir.
  2. Aklını kaybetmiş olmak. Çünkü teklif akla bağlıdır.

Bunun dışında başka bir mazeret yoktur, kıymetli kardeşlerim. Bu konuyu bir kere daha hatırlatmış olayım: sabah namazı, müminin en önemli imtihanlarından biridir.

Bazıları “Hocam, gece çok çalıştım, vakıf toplantısı, dernek faaliyeti, hizmet vardı.” diyor.

Hatta “Hocam, sabaha kadar tesbihat yaptım ama uyuyakaldım.” diyor.

Hayır! Eğer sabah namazını kaçıracaksan, tesbihat yapma.

Yatsı namazını kılınca hemen istirahate çekil.

Zaten sohbeti de yatsıdan önce yapıyoruz.

Yatsı saat 21.30’da bitiyor. 22.00’de uyusan, güneş 06.20’de doğuyor.

Bakın, 8 saat deliksiz uyku!

Ama ben sizlere teheccüd tavsiye ederim.

Bir saat daha erken kalkarsak teheccüdden de mahrum kalmayız.

Yani 7 saatlik uyku yeterlidir, inşallah.

İslam ve İhsan

“ŞEYTAN ÜÇ DÜĞÜM ATAR” HADİSİ

“Şeytan Üç Düğüm Atar” Hadisi

SABAH NAMAZINA KALKMAYI KOLAYLAŞTIRACAK 6 TAVSİYE

Sabah Namazına Kalkmayı Kolaylaştıracak 6 Tavsiye

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.