Sehl Bin Huneyf (r.a.) Kimdir?

Sehl Bin Huneyf radıyallahu anh hicretten önce ikinci Akabe biatında İslâm'la şereflenen Evs kabilesine mensup Medine'li müslümanlardan... Bedir Gazvesine iştirak ederek "Ashâb-ı Bedir" sıfatını kazanan cengâver yiğitlerden... Uhud günü müşriklerin Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz üzerine yoğunlaşan hücumlarını kendi üzerine çeken, kendini hedef gösteren ve müşrik oklarına karşı vücudunu siper eden kahraman...

Sehl Bin Huneyf, tam bir İslâm kahramanı idi. Çok güzel ata biner ve iyi ok atardı. Atın üzerinde gidişi, duruşu, herkesin dikkatini çekerdi. Medine'de İslâm'ın yayılması için çok çalıştı. Resûl-i Ekrem (s.a.) Efendimiz Medine'ye hicret edince Hz. Ali radıyallahu anh ile onu kardeş yaptı. İkisi de korkusuz yiğitlerdendi.

O, İki Cihan Güneşi Efendimizin Medine'ye hicretinden sonra yanından hiç ayrılmadı. Onun hizmetinde bulunmayı kendisi için şeref saydı. Birlikte bütün savaşlara katıldı. Bedir, Uhud, Hendek, Tebûk gazvelerinde büyük kahramanlıklar gösterdi. Bilhassa Uhud günü. O gün bir ara müslümanlar geri çekilir gibi oldular. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimizin yanında çok az kimse kalmıştı. İşte o zaman Sehl İbni Huneyf (r.a) müşriklerin hücumlarını kendi üzerine çekti. Onların hedeflerini şaşırttı. Efendimize yönelen okların kendine çevrilmesini sağladı. Gür sesiyle ortaya çıktı ve müşriklere: "Sehl'i nişan alınız. Oklarınızı ona atınız. Belki onu daha kolay vurursunuz" diyerek haykırmaya başladı. Müşriklerin saldırılarına kendini hedef yaptı. Onların oklarına vücudunu siper etti. Bir taraftan da onlara ok attı.

ATTIĞINI VURAN OKÇU

O, ok atışıyla meşhurdu. İyi ok atardı. Attığı oku isabet ettirirdi. Uhud günü Efendimizin iltifatına mazhar oldu. O gün müşriklere devamlı ok atıyordu. Attığını vuruyordu. Pek çok müşrik öldürmüştü. Ama okları da bitmek üzereydi. Fahr-i Kâinat (s.a) Efendimiz onun oklarının bittiğini görünce: "Sehl'e ok yetiştiriniz. Çünkü o, Sehl'dir. İyi ok atar." buyurdu. Ona maddi-manevi destek oldu. Moral verdi.

Uhud günü candan geçme günüydü. Sehl (r.a)'da canını parçalarcasına o gün Efendimizi korumaya çalıştı. Çetin bir mücâdele verdi. Ok yağmurları arasında savaşa devam etti. Vücudunda ok yarası bulunmayan yer kalmadı. Fakat ne gamdı? Zafer İslâm'ındı. Onun attığı oklarla pek çok müşrik öldürülmüş ve galibiyet müslümanlara geçmişti.

Sehl İbni Huneyf (r.a) Hendek savaşında da büyük çaba sarfetti. Bu çalışmasından dolayı dikkatleri üzerine çekti. Durmadan-dinlenmeden hendek kazdı. Hendek kazımında gösterdiği üstün gayret Efendimizi çok memnun etti.

İSLÂM KAHRAMANI

O bütün savaşlarda üstün gayretler gösterdi. Büyük kahramanlıklar sergiledi. Hendek'ten sonra Beni Kureyza üzerine gidildi. Hayber fethine katıldı. Huneyn gazasında bulundu. Mekke fethine iştirak etti. Tebük seferinde aile efradının ihtiyacı olarak biriktirdiği iki ölçek hurma ile orduya katkıda bulundu. Bu hareketi Allah Teâlâ'nın rahmetini coşturdu. Şöyle ki:

Tebük Seferi hazırlıkları yapılırken Efendimiz bütün ashâbı yardıma çağırdı. Malı-mülkü olan zengin sahabiler birer birer iştirak etti. Neyi varsa huzura getirdiler. Sehl İbni Huneyf (r.a) fakirdi. Onlar gibi verebileceği fazla bir malı yoktu. Buna çok üzülüyordu. Fakat bu gayretin içinde olmak istiyordu. Evde çocukların ihtiyacı için ayırmış olduğu iki ölçek hurma vardı. Aklına bunlar geldi. Hiç olmazsa onları vererek katılmayı istedi. Hemen eve gitti ve o hurmaları alıp huzura getirdi. Efendimiz'den kabulünü isteyerek: "Ya Rasûlallah! Bu iki ölçek hurmadan başka evimde hiç bir şeyim yok. Bunu, benim ve çocuklarımın yardımı olarak kabul buyurun" dedi.

TEVBE SÛRESİNİN MEÂLİ

İki Cihan Güneşi Efendimiz Sehl'in bu davranışından çok duygulandı. Ondaki gayrete, edebe, nezâkete, ihlâsa baktı da almamazlık yapamadı. Onun gönlünden coşup gelen fedakârlığı ve samimi davranışı karşısında getirdiklerini aldı. Mübarek elleriyle diğer hurmaların üzerine koydu ve bereket vermesi için Allah'a duâ etti. Bu hali gören münafıklar Sehl'in getirdiği hurmaları azımsayarak onun fedakârâne hareketini hafife aldılar. Medine sokaklarında alay konusu yaptılar. "Allah'ın onun iki ölçek hurmasına ihtiyacı yoktur" diyerek Sehl'in samimi duygularıyla dalga geçtiler. Sokakta onu gördükleri zaman güldüler. Sehl'in gönül dünyasına inemediler. Onun saf, berrak, hâlis niyyet ve arzusunu anlayamadılar. Allah Teâlâ münafıkların maskaralığını, Sehl (r.a)'ın gönül coşkusunu ve bu samimi davranışını şu âyet-i kerimesiyle duyurarak münafıkları susturdu. Meâlen: "Sadakalar hususunda, müminlerden gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya, Allah işte onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için elem verici azap vardır." (Tevbe sûresi: 79)

GÜZEL AHLÂKLI SAHABİ

Sehl İbni Huneyf (r.a) bütün davranışlarında candan ve samimi idi. İki Cihan Güneşi Efendimizin çağrısına katılmamak onun için büyük hüsrandı. Az veya çok o gayretin içinde olmak, imkânı nisbetinde katkıda bulunmak sevginin ve fedakârlığın nişanıydı. Gücünün yettiğini verebilmek ne güzel davranıştı. Sehl (r.a) bu güzel ahlâkıyla etrafına örnek oldu.

O, Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimizden kırka yakın hadis rivayet etti. Rivayetlerinden birisi şöyledir: "Kim, Allah yolunda cihad eden bir kimseye yardım ederse veya borçlunun borcunu üzerine alırsa, Allah Teâlâ da onu Arşın gölgesi altında bulundurur."

Sehl İbni Huneyf (r.a) Efendimizle birlikte Veda haccında bulundu. Hz. Ebû Bekir (r.a) devrinde mürtedlerle savaşa katıldı. Hz. Ömer (r.a) devrinde Sûriye, İran, Irak seferlerinde orduya rehberlik yaptı. Hz. Osman (r.a) devrinde Küfe şehrine yerleşti. Ömrünün sonuna kadar burada İslâm'a hizmet etti. Hz. Ali (r.a) onu Kûfe valisi yaptı. Daha sonra Basra ve Fars vilâyetine genel vali tayin etti. 659 m. senede Kûfe'de vefat etti. Cenaze namazını Hz. Ali (r.a) kıldırdı. Oraya defnedildi. Cenab-ı Hak şefaatlerine nâil eylesin. Amin.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1999 - Mayıs, Sayı: 159, Sayfa: 026

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.