Seher Vakitlerini Değerlendirmek İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz?

Geceleri seher vaktine kalkamıyorsak, seherin manevi vaktinden istifade edemiyorsak gün için gözden geçirmemiz gereken dört husus...

Düşünce ve plânlarımız arasında, farz ibadetlere ilâveten nâfile ibadetlere de gayret etmek, bilhassa da gece ibadetlerini aksatmamak gibi güzel niyetler var. Fakat bunları fiiliyata geçirmekte zorlanıyoruz. Bu düşüncelerimizi nasıl fiile dönüştürebiliriz?

Eğer geceleri seherlere kalkamıyorsak, -tabi hastalıklar hâriç- gündüzümüzü gözden geçirmemiz lâzım:

  1. –Gözüm yanlış ekranlara, yanlış manzaralara kaydı mı?
  2. –Dilim yanlış sözler söyledi mi?
  3. –Kulağım yanlış sesler dinledi mi; dedikodu, mâlâyâni vesâireye muhâtap oldu mu?..
  4. –Mideme haram veya şüpheli bir lokma girdi mi?
  • Hazret-i Mevlânâ:

“Bu seher benden ilham kesildi. Anladım ki vücuduma şüpheli birkaç lokma girdi.” buyurur.

Yani dâimâ hastalığın sebebini arayıp tedbir almak lâzım. Nasıl tıpta koruyucu hekimlik var, mâneviyatta da kalbi koruyucu hekimlik zarûrî…

  • Bir kimse İbrahim bin Edhem Hazretleri’ne gelerek:

“–Efendim! Gece ibadetine kalkamıyorum, bana bir çâre öğretin.” der. Hazret de şu cevâbı verir:

“–Gündüzleri Allâh’a isyân etme (yani mâneviyâtına zarar verecek hâl ve davranışlardan kendini koru); geceleri O seni huzûrunda durdurur. Geceleyin O’nun huzûrunda bulunmak, yüce bir şereftir. Günahkârlar bu şerefi hak edemezler!”

  • Seherler, istiğfârın, yani Cenâb-ı Hak’tan af dilemenin en makbul, en feyizli zamanıdır. Nitekim Cenâb-ı Hak:

وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْاَسْحَارِ

“…Seherlerde Allahʼtan bağışlanma dileyenler.” (Âl-i İmrân, 17) buyurarak kullarını o vakitte istiğfâra davet ediyor. Seherlerde af kapılarını ardına kadar açıyor.

Bizim ilâhî affa ihtiyacımız yok mu? Hem de çok!.. O hâlde seherleri kaçırmayacağız.

Nasıl vücudumuzda maddî merkezler var; kalp, akciğer, karaciğer, mide vs… Bunun gibi rûhânî merkezlerimiz de var. Bunlara “letâif” diyoruz. Bu letâifleri de seherlerin feyziyle tezyîn edebilmek gerekiyor.

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz seherlerde uzun uzun teheccüd kılardı. Hattâ bu teheccüd namazını, o zorlu çöl seferlerinde bile aksatmazdı.

Hadîs-i şerîfte buyruluyor:

“Yeniden dirilme günü çok sıcak bir gündür. O gün ferahlamak için şimdiden oruç tut. Kabir yalnızlığı için gece karanlığında iki rekât teheccüd namazı kıl.” (Ebû Nuaym, Hilye, I, 165)

Yani seherler, bir bakıma, havanın o loş karanlığında kabir iklimine girmenin ön hazırlığı oluyor. Çare yok, mutlakâ bir gün gireceğiz o âleme. Seherleri ne kadar ihyâ edebilirsek, kabir âlemimizde de o kadar faydasını görürüz.

  • Allah dostlarından Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri’ni, vefatından sonra bir zât rüyasında gördü. Kendisine:

“–Ne haber var, ey Allah Rasûlü’nün torunu?” diye sordu. O da cevaben buyurdu ki:

“–Okuduğumuz ilmî ibâreler kenarda kaldı. Keşfî işaretler de kenarda kaldı. Bize gecenin ortasında kıldığımız rekâtlardan başka bir şey fayda vermedi.”

Onun için teheccüdler çok mühim!

Yine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyuruyor:

“Aman gece kalkmaya gayret edin! Çünkü o, sizden önceki sâlih kimselerin âdeti ve Allâh’a yakınlık vesîlesidir. (Bu ibadet) günahlardan alıkoyar, hatâlara keffâret olur ve bedenden dertleri giderir.” (Tirmizî, Deavât, 101/3549)

“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle Cennet’e girersiniz.” (Tirmizî, Kıyamet, 42)

“Ümmetimin en şereflileri, hamele-i Kur’ân (yani Kur’ân hizmetinde bulunan hâfızlar) ve devamlı olarak gece ibadetine kalkanlardır.” (Münâvî, I, 522)

Onun için genç kardeşlerim! Gecelerin ihyâsına da samimiyetle gayret edelim inşâallah!..

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Genç Dergisi, Yıl: 2021 Ay: Nisan Sayı: 175

SEHER VAKTİ YAPILACAK DUÂ VE İBADETLER

Seher Vakti Yapılacak Duâ ve İbadetler

SEHER VAKTİNİN ÖNEMİ

Seher Vaktinin Önemi

SEHER VAKTİNİN FAZİLETLERİ

Seher Vaktinin Faziletleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.