Sâlih Kulların Ramazan-ı Şerif Halleri

"Salih kulların Ramazan-ı Şerif halleri" Dr. Adem Ergül yazdı...

Kur’ân-ı Kerim’de bize öğretilen dualardan biri de “Rabbim! Rahmetinle beni de sâlih kullarının içine katıver!” niyazıdır. Bu duayı dille ve gönülle Rabbimize arz etmek elbette önemlidir. Hatta dilimize vird edineceğimiz duaların en önemlilerinden biri böylesi bir dua olmalıdır. Ancak bu bahtiyarlar arasında yer almak ve saflarına katılmak, elbette daha başka vesilelere de sarılmayı beraberinde gerektirecektir. Bu vesilelerin en önemlilerinde biri de hiç şüphesiz, onlarla ortak noktaları çoğaltmak olacaktır. İmanda, sâlih amellerde ve ahlâk-ı hamîdede onlar gibi bir kulluk hayatı yaşamaya azmetmek, bu niyazın tabii bir zaruretidir. Biz bu yazıda kendileri hakkında ümmetin hüsn-i zan beslediği sâlihlerin Ramazan-ı şerifteki hallerini konu edineceğiz. Nübüvvet pınarından beslenen bu zevatın güzellikleri, elbette Hakk’ın Habibi Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’in muhtelif zaman ve mekânlara yansımış nur huzmeleri mesabesindedir.

BU ÜMMETİN SALİHLERİ

Bu ümmetin sâlihlerinin, Rama­zan-ı şerifi büyük bir iştiyakla beklediklerine dair çok sayıda menakıp anlatılır. Gerçek hayatın âhiret hayatı, hakiki sermayenin de ebediyet sermayesi olduğuna inanan kimse, elbette Hakk’ın rahmet ve ihsanının âdeta coştuğu bir mevsim olan Ramazan-ı şerife karşı gönlünde bir şevk taşıyacak, o aya karşı büyük bir tazim duygusuyla dolacak ve onu büyük bir heyecanla karşılayacaktır. Uyanık bir gönül sahibi olmanın bir alâmeti de Hakk’ın rızasının kazanılabileceği vesileler söz konusu olduğunda, gaflete düşmeden ve ilgisizlik nasipsizliğine duçar olmadan koşarcasına büyük bir itina ile o vesilelere sarılmaktır. Bu ahlâkı ve hâli üzerinde müşâhede edebileceğimiz bahtiyarlar zümresi, Hakk’ın sâlih kullarıdır. “Bir kavme benzemek isteyen onlardan sayılır” hadis-i şerifi mucibince bizler de böylesi kulların hiç olmazsa seveni ve taklit edeni olmamız ve Rabbimizin lütfuyla taklitlerimizin zamanla tahkik kıvamına yükselmesi adına onların Ramazan programlarından kısaca bahsetmek isteriz.

Sâlih kullar bu mübarek aya girince, öncelikle güzel bir ibadet hayatı, şükür ve zikir için Hakk’ın yardımını niyaz ederlerdi. Zira onlar, bu büyük nimetlerin ancak Hakk’ın bir ihsanı ve ikramı olduğunun şuurunda idiler. Bu sebeple gönül âlemleri daimî bir niyaz halinde olurdu. Tevazu, tazarru ve fakr duyguları içinde ürperen bir kalple Rabbe yönelmek, elbette güzel bir kulluğun besmelesi mesabesindedir. İbn Ataullah -rahmetullahi aleyh- der ki: “Rabbiyle yola çıkan kimse yolda kalmaz, işi aksamaz; nefsiyle yola çıkanın ise işi zor ve yolu sarp olur. Nihâyette başarılı olmanın alameti, başlangıçta Allah’a yönelmektir. Başlangıcı parlak olanın sonu da parlak olur.”

EN BÜYÜK ARZULARI

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının izinde, onların halleriyle hallenmek, sâlihlerin en büyük arzularıdır. Bu itibarla Ramazan-ı şeriflerinin yol haritasını da O’nun sözlerinden ve hâllerinden yola çıkarak hazırlarlardı.  Kur’ân-ı Kerim tilavetine azami ölçüde dikkat eder, cömertliklerini artırır ve hususiyle gece kıyamına çok önem verirlerdi. Böylesine kıymetli anları, gafletle zayi etmekten korkarlardı.

Medine İmâmı olarak bilinen Mâlikiye mezhebinin kurucu ismi Mâlik bin Enes rahmetullahi aleyh rivayete göre Ramazan-ı şerif girince, Mescid-i Nebevî’de devamlı olarak icra ettiği derslerinin hepsine ara verir, sadece Kur’ân-ı Kerim tilâvetiyle meşgul olurdu. Zira Ramazan-ı şerif Kur’an ayıydı.

Süfyân-ı Sevrî hazretleri de nâfile ibadetlerden çok, vakitlerini Kur’an-ı Azîmü’ş-şâna tahsis ederdi.

Büyük hadis âlimi Muhammed bin İsmâil el-Buhârî -rahmetullahi aleyh- Ramazan-ı Şerif’in her bir günü için gündüzleri birer hatm-i şerif ve her üç gecede de ayrı bir hatm-i şerif okumak suretiyle bu ayın bereketinden ve feyzinden Kur’an yoluyla beslenmeyi tercih ederdi.1

İbn-i Şihâb ez-Zührî şöyle derdi: Ramazan-ı şerif, Kur’an tilâveti ve yemek yedirmek demektir.

Ramazan-ı Şerif’te teravih ve teheccüd gibi ibadetlerde uzun uzun kıraatlerle namaz kılmak da sâlihlerin âdeti olagelmiştir.

Ramazan ayındaki umrenin faziletine nail olmak için imkânları ve iktidarları ölçüsünde bu ibadeti yerine getirmeye de azimli olurlardı.

Kadir gecesi gibi fazileti yüksek bir geceyi idrak etmek için hususiyle bu ayın son on gününde itikâf sünnetini de imkân nispetinde ifa ederlerdi.

Dillerini istiğfar, dua, zikir ve salavat-ı şerifelerle meşgul etmeye azami gayret gösterir, Ramazan ayında anlarının zayi olup gitmesini büyük bir kayıp telakki ederlerdi.

BAZI BÜYÜKLERİN RAMAZAN HALLERİ

Zekeriya Kandehlevî “Fezâil-i A’mâl” adlı eserinde, bazı büyüklerin Ramazan-ı şerifteki hallerini şöyle anlatır:

“Üstadım Mevlânâ Halil Ahmed hazretlerinin Ramazan aylarında, yaşlı ve çok zayıf olmasına rağmen, akşam namazından sonra çeyrek cüz Kur’an-ı Kerim okuyarak nafile namaz kıldığını, sonra yarım saatini yemek ve diğer ihtiyaçlarına, Hindistan’da yaşadığı sıralarda iki saatten biraz fazla bir zamanı teravih namazı kılmaya ayırdığını görmüşümdür. Medine-i Münevvere’de bulunduğu zamanlarda ise üç saatini yatsı ve teravih kılmaya ayırırdı. Daha sonra değişik mevsimlere göre iki veya üç saat dinlenir ve teheccüd namazında Kur’an-ı Kerim hatmetmeye çalışır, sabah namazı vaktinden yarım saat önce de sahur yemeğini yer, daha sonra da sabah namazına kadar ezbere Kur’an-i Kerim okur, ara sıra da salat ve selam ile zikrine devam ederdi. Bazı günler sabah namazını kıldıktan sonra kuşluğa kadar tefekkür ve murakabe eder, kuşluk namazından sonra hemen hemen bir saat kadar istirahat eder, sonra saat on ikiye kadar, sıcak mevsimlerde bire kadar Bezlü’l-Mechûd isimli eserini yazmaya devam ederdi. Bundan sonra da mektuplarına göz atarak cevap yazması gereken yerlere cevaplar yazar, öğle ile ikindi arasını Kur’an-ı Kerim okumakla geçirir, ikindi ve akşam arasında da tesbih ile ve gelip giden olursa onlarla sohbet etmekle meşgul olurdu.”2

Ramazan-ı şerifin sonlarına doğru sâlih kulların yüreklerinde amellerinin makbul olup olmadığı endişesi zuhur eder ve yine niyaz dolu gönüllerle Rablerinin huzurunda mahcup bir edayla hallerini arzederlerdi.

Büyükleri ayniyle taklit edebilmek her zaman için mümkün olmayabilir. Herkesin bünyesi, sıhhati, gücü, kudreti, meşguliyeti ve hâli bir değildir. İbadette de aslolan kemmiyet (sayıca fazla olması) değil keyfiyet olmalı ve zorlanarak değil şevkle ifa edilebilmelidir. Bu yönüyle huzur ve şevk halini bozmadan itidalli (dengeli) bir ibadet hayatı makbul olandır. Herkesin itidali de kendi şartları çerçevesinde belirlenebilir. Fakat unutulmaması gereken bir hakikat şudur ki: Allah, niyete göre zaman içinde zaman, imkânsızlıklar içinde fırsatlar yaratır. Kişinin gönlüne koyduğu ehemmiyetli mesele ne ise hayatın akışını Rabbimiz çoğu zaman ona göre tecelli ettirir. Hayatta bize sunulan imkânlar ve ihsanlar, temenniler ve “keşke”ler üzerine değil, çoğu zaman sağlam bir irade, kavi bir niyet ve sarsılmaz bir azim neticesinde lütfedilir. Başta Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- olmak üzere salih kulların izinde ve beraberliğinde bereketli bir Ramazan-ı şerif lütfetmesini Yüce Rabbimizden niyaz ederiz.

Dipnotlar: 1) İbn Receb el-Hanbelî -rahimehullah- şöyle der: “Kur’ân-ı Kerim’in üç günden daha az bir sürede hatmedilmesine dair olan yasaklamalar, bunun bir ömür sürekli olarak yapılmasıyla ilgilidir. “Ramazan ayında, özellikle Kadir gecesinin arandığı gecelerde veya Mekke gibi faziletli mekânlarda, bu zamanın ve mekânın faziletini ganimet bilerek Kur’ân-ı Kerim’i çokça okumak müstehabdır ve bu nehiyden müstesnadır.” 2)  M. Zekeriyya Kandehlevi, Fezâil-i A’mâl (Ter. Yusuf Karaca), s. 313-314.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.