Said Bin Amir (r.a.) Kimdir?

 Dünya karşılığında ahireti tercih eden, Allah ve Resulünü bütün isteklerinin önünde tutan bir sahabi... Halkın dert ortağı bir valî...

Onun Müslüman olmasına Hubeyb İbni Adiyy'in (r.a.) şehadeti vesile olmuştur. Şöyle ki:

Müşrikler İslam'ın ilk yıllarında Allah'a ve Resulüne inanan Hubeyb'i (r.a.) Mekke'de idama mahkum ederler. Halkı da toplayarak şehrin dışına çıkarlar ve herkese gözdağı verircesine Hubeyb'i (r.a.) gözler önünde darağacında sallandırırlar. Saîd Bin Amir o zaman genç bir delikanlı. Darağıcının yanına kadar sokulur. Müşriklerin: "Senin yerinde Muhammed'in olmasını istemez misin?" sorusuna Hubeyb'in (r.a.):

"Vallahi Muhammed'in (s.a.) değil burada olmasını, ona bir diken batırılması karşılığında dahi kurtulmayı istemem." diye cevap verdiğini duyar.

Bu sözler genç Saîd'in gönlünde yer eder. Zihninden bu sahneyi hiç atamaz. Hz. Muhammed'e (s.a.) inananların oluşturduğu sevgi ve dostluğa hayran kalır. Bu güzellikler onun İslam'la şereflenmesine vesile olur. Bir gün Kureyş topluluğu içerisinde ayağa kalkar, Allah'a ve Resülüne inandığını ilan eder. Onların zulmünden kurtulmak için Medine'ye hicret eder.

Hayber ve sonraki gazalarda Sevgili Peygamberimiz'le beraber bulunur. Savaşlarda kahramanca çarpışır. Yemame savaşında da bulunan Saîd Bin Amir el-Cumahî (r.a.) Hz. Ömer (r.a.) zamanında Humus'a vali tayin edilir ve orada vefat eder. (641 m)

SÖZÜN EN HAYIRLISI

Onun doğruluğunu, dindarlığını ve ihlasını herkes bilirdi. Herkes tarafından sevilirdi. Hz. Ömer (r.a.) halife olunca yanına vardı ve şu nasihatta bulundu:

"Ey Ömer! Halkın işlerini yaparken Allah'tan kork, Allah'ın emirlerini yerine getirirken insanlardan korkma. Sözün fiiline aykırı olmasın. Zira sözün en hayırlısı, fiilin doğruladığıdır.

Ey Ömer! İşlerini üzerine aldığın uzak-yakın herkesle ilgilen. Kendin için istediğini onlar için de iste. İstemediğini onlara da isteme. Allah'ın emrini yaparken hiç bir dedikodudan ve kınamadan korkma.."

Hz. Ömer (r.a.) bu nasihatleri dinledikten sonra "Ey Said! seni bırakmam" dedi ve Humus'a vali tayin etti.

HALKIN DERT ORTAĞI

Said Bin Amir (r.a.) fakir-fukaranın, gariplerin dert ortağıydı. Kendisine lazım olandan başkasını elinde tutmaz, hemen dağıtırdı. Fakiri arar bulurdu. Onun istemesine fırsat bırakmazdı. "Atıyye-bağış, istenmeden verilendir, istendikten sonra verilen atıyye değil, istemenin karşılığıdır, "derdi.

İdaresi altında bulunan herkes onu severdi. Halka karşı yumuşak davranır ve onların her işiyle ilgilenirdi. Zımmîlerle daha çok ilgilenirdi. Hz. Ömer (r.a.) kısa zamanda onun çok sevildiğini haber alınca: "Neden halk bu kadar seviyor" diye araştırdı. Halktan;"Said Bin Amir (r.a.) halkın dert ortağıdır."'diye cevap aldı. O hep halkıyla beraber olmuş ve son derece sade bir hayat yaşamıştır.

AMİR KİMDİR?

Yine bir seferinde Hz. Ömer (r.a.) Humus'tan gelen halka: "Bana fakirlerinizin isimlerini yazın da ihtiyaçlarını karşılayalım." dedi. Onlar da: "Falan-falan.. ve Said Bin Amir.." diye yazıp verdiler. Hz. Ömer (r.a.): "Said Bin Amir, kimdir?" diye sordu. Onlar da: "Valimizdir" dediler. "Valiniz fakir mi?" dedi. Onlar da "Evet! O, çok günlerini evinde ateş yakmadan geçirir." dediler. Hz. Ömer (r.a.) gözyaşlarını tutamadı ve ağladı. Sonra bir torbaya bin dinar koydu ve onlara: "Ona benden selam söyleyiniz. Emirü'l-mü'minin ihtiyaçlarınız için gönderdi deyiniz" diyerek torbayı verdi. Humus'a gelince valinin yanına vardılar. Hz. Ömer'in (r.a.) selamını tebliğ edip, "ihtiyaçlarınız için şu parayı gönderdi" diyerek torbayı verdiler. Said İbni Amir (r.a.) torbayı açtı ve: "İnna lillahi ve inna ileyhi raciün = Biz Allah'a aidiz ve elbette O'na döneceğiz." ayetini okumaya başladı. Hanımı merakla sordu. Aralarında şu muhavere geçti:

- Ne oldu Saîd! Yoksa Emi'rül, mü'minine bir şey mi oldu?

- Tam tersi. Ondan daha büyüğü!

- Neymiş ondan daha büyüğü?

- Dünya evime girdi.

- Öyleyse ondan kurtulmaya bak.

- Bana yardım eder misin?

- Evet. dedi.

ALLAH'A BORÇ VEREN ADAM

Gelen şeyden haberi olmayan hanımı bin dinarı görünce: "Bizi zengin kılan Allah'a hamdolsun. Bununla biraz yiyecek satın al. Bir de hizmetçi tut." demeye başladı. Saîd İbni Amir (r.a.) hanımına: "Sana bundan daha kârlısını söyleyeyim mi?" dedi. Hanımı: "Nedir o?" dedi. Saîd (r.a.): "Bizim en çok muhtaç olacağımız zaman bize verilmek üzere bunları, şimdi bizden daha ihtiyaç içinde olanlara verelim." dedi. Hanım: "O nasıl oluyor?" dedi. O da: "Kim Allah'a güzel bir ödünç takdiminde bulunursa; Allah karşılığını kat kat verir." (Hadid; 11) ayetini okudu. Bunun üzerine hanımı:

"Tamam Allah sana mükafatını kat kat versin." dedi. Saîd (r.a.) hemen dinarları; falanca yetime, falanca yoksula, falanca dula ve falancanın muhtaçlarına diyerek paylaştırıp dağıttı.

İşte ashab-ı kiram böyleydi... Kendileri ihtiyaç içinde kıvranırken din kardeşini nefsine tercih ederlerdi... O saadet çağı nasıl arzu edilmez ki... İnsanlığın kurtuluşu ancak böyle idarecilerleydi... Bunlar yeni nesle en güzel örnekti... Rabbimizden şefaatlerini niyaz ederiz.

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1994 - Mayıs, Sayı: 099, Sayfa: 026

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.