Sabır Nedir? Sabırla İlgili Ayetler

Sabır; îtidâli muhâfaza etme, tahammül gösterme, acıya katlanma, göğüs germe, sıkıntı ve meşakkatlere karşı soğukkanlılıkla mukâvemet etme, aklın ve dînin gösterdiği yolda sebât etme mânâlarına gelir.

Bütün ahlâkî güzellikleri içine aldığı için sabrın dînimizdeki mevkii çok ihti­şamlıdır. Sabır, ilâhî rızâyı mûcib mübârek bir ahlâkî vasıftır.

Dîn ve ahlâkta sabır, hoşa gitmeyen ve ıztırap veren hâdiseler karşısında muvâzeneyi bozmadan sükûnete bürünmek, Hakk’a teslîm olmaktır.

Bu hususta İmam Nevevî şöyle der:

“Sabır, nefsi emredilen şeyleri yapmaya mecbur kılmaktır. Bu da ibâdetlerin meşakkatlerine, belâlara ve günah dışındaki zararlara tahammülle gerçekleşir.”

Sabredilecek hâdiseler karşısında; rûhânî vasıflar olan af, hilim, tevâzû, iffet, kanâat, şefkat, merhamet, nezâket ve müsâmaha gibi ahlâkî meziyetlerimizi kullan­mamız lâzımdır.

Sabır, güzel ahlâkın ağırlık merkezidir. Îmânın yarısı, ferah ve saâdetin anah­tarıdır. Cennet nîmetlerine kavuşturan büyük bir fazîlettir. Her türlü hayırlar ve yüksek kazançlar “sabır”da olduğu için başta ülü’l-azm peygamberler, bil-cümle enbiyâ, evliyâ ve ulemâ, sabrı meslek hâline getir­mişlerdir.

SABIR HAKKINDAKİ ÂYET-İ KERİMELER

Kur’ân-ı Kerîm’de yetmiş küsur yerde sabırdan bahsedilir. Muhtelif âyetlerde Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’e ve O’nun şahsında bütün ümmete sabır tavsiye edilmiştir. Bu âyetlerden birkaçı şöyledir:

وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلاَّ بِاللهِ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلاَ تَكُ فِي ضَيْقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ

“Sabret, Sen’in sabrın da ancak Allâh’ın (yardımı) iledir. (Îmân etmiyorlar diye) onlara üzülme! Hîlele­rinden dolayı da sıkıntıya düşme!” (en-Nahl, 127)

وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

“Rabbinin hükmüne sabret! Çünkü Sen, Bizim nezâretimiz altındasın! Kalktığın sırada Rabbini hamd ile tesbîh et!” (et-Tûr, 48)

وَاصْبِرْ حَتَّىَ يَحْكُمَ اللهُ

“…Allâh’ın hükmü gelinceye kadar sabret!..” (Yûnus, 109)

وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ

“Sabah akşam Rabbine ibâdet ve niyazda bulunan ve O’nun cemâlini (rızâsını) isteyen mü’min­lerle beraber Sen de sabret!..” (el-Kehf, 28)

Peygamberlerin hayatı, tevhîd mücâdelesi esnâsında mâruz kaldıkları sıkıntılara karşı sergiledikleri dâsitânî sabır örnekleri ile doludur. Hazret-i Nûh -aleyhisselâm-, dövülme ve alay edilme gibi muhtelif eziyetlere 950 sene sabretmiştir. Hazret-i Mûsâ -aleyhisselâm-, İsrâîloğulları’na:

اسْتَعِينُوا بِاللهِ وَاصْبِرُوا

“…Allâh’tan yardım isteyin ve sabredin!..” (el-A’râf, 128) tavsiyesinde bulun­muştur. Hazret-i Eyyûb -aleyhisselâm-, başına gelen her türlü ibtilâ ve musîbete sabretmiş:

إِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ

“…Biz O’nu her hususta sabırlı bulduk; O ne güzel kuldu! Dâimâ Allâh’a yöne­lirdi!” (Sâd, 44) şeklinde ilâhî iltifâta mazhar olmuştur. Âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere Hazret-i Lokmân -aleyhisselâm- da oğluna:

يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلوةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذلِكَ مِنْ عَزْمِ اْلأُمُورِ

“Yavrucuğum! Namaz kıl, iyilikleri emret, kötülüklerden nehyet, başına gelene de sabret! İşte bunlar, azmedilmeye değer işlerdir!” (Lokmân, 17) diye nasî­hatte bulunmuştur.

Hazret-i Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm- Efendimiz ise, bilhassa Mekke ve Tâif halkının ağır hakâret ve zulümlerine karşı büyük bir sabır göstermiş, bir müddet sonra da bu insanlar îmân ile şereflenmişlerdir.

Enbiyâ ve evliyâ, sabırla Allâh’ın yardımına nâil oldular. Bu sebeple onlar bizim örnek alacağımız numûne şahsiyetler olmalıdır. Sabrın dünyevî tarafı acı, uhrevî tarafı çok tatlıdır. Sabrın acılarını sîneye çe­kenler, ebediyet devleti olan cennete ve Allâh’ın rızâsına kavuşurlar.

Bizler, nefs ne kadar isterse istesin, harâm olan şeylere meyletmemek; bilakis ne derece ağır olursa olsun, sabredip tahammül göstermekle mükellefiz. Allâh’ın emirlerini, ne kadar zor gelirse gelsin, sabırla îfâ etmek mecbûriyetindeyiz!

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Nebiler Silsilesi 1, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • Unutmayın arkadaşlar...Allah sabreden kişiyi mükafatsız bırakmaz...

    çok yardımcı oldu teşekkürler

    Çok güzel bir yazı Maşallah

    Çok güzeldi

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.