Reflü Şikayetlerini Hafife Almayın

Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ayşegül Öziş, "Kişinin yaşam kalitesini etkileyen semptomlara yol açtığında veya yemek borusunda bir hasara neden olduğunda reflü hastalığından bahsederiz" dedi.

Medicana Çamlıca Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ayşegül Öziş, reflü şikayetlerinin hafife alınmaması gerektiğini belirtti.

Medicana Çamlıca Hastanesi'nden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Öziş, reflü hastalığı ve belirtilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Öziş, reflü şikayetlerinin hafife alınmaması gerektiğini belirterek, 'Mide, normalde besinleri sindirmek ve bakterileri öldürmek amacıyla asidik bir ortama sahiptir. Mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması olarak tanımlanan reflü normal bir süreçtir, çoğu zaman kısa sürmekte ve herhangi bir semptoma neden olmamaktadır.' değerlendirmesinde bulundu.

Sağlıklı bir kişide yemek borusunun mide asidinden, mideyle arasındaki kapakçık mekanizmaları ve vücudun kendi özel sıvıları vasıtasıyla koruduğunu aktaran Öziş, 'Eğer mide ile yemek borusu arasındaki kapakçıktaki bir gevşeklik, kayıcı tip mide fıtığının sonucu olarak mide ile yemek borusu arasındaki reflü önleyici bariyerdeki bozukluk, yemek borusunun asiti temizlemesinde azalma, mide boşalmasında gecikme, mide asit salgılanmasında bir artış mevcut ise yemek borusu, bu mide asidinden kendisini yeterince koruyamayacaktır. Kişinin yaşam kalitesini etkileyen semptomlara yol açtığında veya yemek borusunda bir hasara neden olduğunda reflü hastalığından bahsederiz.' ifadelerini kullandı.

Öziş, reflü hastalığının toplumda oldukça sık görüldüğünü ve sıklığının yıllar içinde arttığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

'Haftada en az birden fazla seferde göğsünde yanma ve/veya ağza su gelmesi olarak tanımlandığında, Türkiye'de görülme sıklığı yüzde 20'lerde. Coğrafi bölgeler olarak ele aldığımızda reflü hastalığı sıklığı Doğu Anadolu, İç Anadolu, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde diğer bölgelere göre daha sık görülmektedir. Kadınlarda ve ileri yaş hastalarda sıklığı artmaktadır. Türkiye'de reflü sıklığı batı ülkelerindeki ile benzer.

Reflü semptomlarından bahsedersek, tipik ve tipik olmayan semptomlar olarak 2 gruba ayırabiliriz. Tipik semptomlardan söz edersek, midede ekşime, yanma, ağza acı su gelmesi, göğüste yanma, geğirti, gaz, şişkinlik, daha az sıklıkla tükürük salgısında artış, hazmedilmemiş gıdaları kusma, yutma güçlüğü, yutma sırasında ağrı hissedilmesidir. Reflü hastalığı yemek borusundaki harabiyetin şiddeti ve süresine bağlı olarak yemek borusunun alt ucunda mide asidinden korunma amaçlı, ileride kanserleşme potansiyeli olabilen, yemek borusu kanserine zemin hazırlayabilen doku değişimine, yemek borusunda darlık ve kanama gibi komplikasyonlara sebep olabilir. Atipik semptomlar ise kalp dışı göğüs ağrısı, kronik öksürük, farenjit, sık boğaz temizleme alışkanlığı, zatürre, astım, ses kısıklığı, kulak enfeksiyonu, sinüzit, dişte mine kaybı, ağız kokusu, aft olarak sayılabilir.'

 

- 'Yemekten sonra hemen yatılmamalı'

 

Ayşegül Öziş, üst gastrointestinal sistem endoskopisi ve yemek borusunu ph'sinin ölçümüne yarayan ph metrenin, tanıda en duyarlı yöntemlerden biri olduğu belirtti.

Öziş, 'Üst mide-bağırsak sistemi endoskopisi yapılarak ayrıca mide ülseri, mide kanseri, gastrit gibi benzer şikayetlere sebep olabilecek hastalıkların ayırıcı tanısı yapılabilmekte, aynı zamanda yemek borusundaki harabiyet, mide ile yemek borusu arasındaki kapakçık gevşekliği, mide fıtığı olup olmadığı değerlendirilmektedir. Reflüye eşlik edebilecek Barret özofagus, yemek borusu tümörü, yemek borusu darlığı, kanama gibi komplikasyonların tanısı da endoskopi sırasında konulabilmektedir. Endoskopi sırasında gerekli görülür ise yemek borusundan biyopsi (parça) alınarak doku tanısı için imkan sağlanmaktadır.' ifadelerini kullandı.

Reflü tedavisini 'diyet', 'yaşam şekli değişiklikleri', 'ilaç tedavisi', 'cerrahi ve endoskopik tedaviler' olarak gruplandıran Öziş, şunları kaydetti:

'Reflü hastalığının kronik ve tekrarlayıcı bir hastalık olduğu göz önüne alınarak hastaların yaşam tarzında ve beslenme alışkanlıklarında yapacakları değişiklikle ilgili eğitim ve öneriler oldukça önemlidir. Yaşam şekli değişiklikleri olarak; yüksek yastıkla yatılmalı, yatarken vücudun üst kısmının ve başın yüksekte olmasını ve fazla yemek yemekten kaçınılmasını, az ve sık sık yemek yenilmesini, yemekten sonra hemen yatılmamasını, 2-3 saat boyunca ya ayakta veya oturur pozisyonda olmalarını, sigara içilmemesini, fazla kilo alınmamasını, dar kıyafetlerden kaçınılmasını önermekteyiz. Aşırı yağlı yiyecekler mideden daha fazla asit salınımına sebep olacağı için yağlı yemeklerden kaçınılmasını, çikolata, kahve, alkol, kola gibi gazlı içeceklerden, turşu ve çok baharatlı yemeklerden sakınılmasını tavsiye etmekteyiz.

İlaç tedavisi olarak mide asit salınımını engelleyen ilaçlar, mevcut mide asidini nötralize eden ilaçlar, midenin asidik ortamında mide içerisinde bir jel tabaka oluşturarak asidin mukoza ile temasını engelleyen ilaçlar, mide motilitesini artırıcı ilaçlar kullanılmaktadır. GÖRH cerrahi endikasyonları olarak, genç olup semptomları nedeniyle kullandıkları asit salınımını baskılayıcı ilaçları bırakamayan ve bu nedenle uzun süre ilaç kullanmak zorunda olan hastalar, reflü tedavisinde kullanılan ilaçları yan etki nedeniyle kullanamayan hastalar, uzun süre ilaç kullanmayı istemeyen hastalar, yineleyen zatürre, astım, yemek borusundaki içeriğin soluk borusuna kaçışı gibi atipik semptomları olan hastalar, reflü hastalığına bağlı komplikasyon gelişmiş hastalarda cerrahi tedavi uygulanır. Cerrahi tedavide ameliyatla mide ile yemek borusu arasındaki kapakçık, midenin üst kısmı ile güçlendirilmektedir. Hastanın eşlik eden mide fıtığı da mevcut ise bu da operasyon sırasında düzeltilmektedir.'

Aşırı kilolu olup reflüsü olan hastalarda, ameliyat sonrasında hastalığın anlamlı oranda nüksetme olasılığı nedeniyle reflü operasyonunun önerilmediğini belirten Öziş, bu hastalara obezite cerrahisi tavsiye edildiğini aktardı.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.