Rebiülevvel Ayının Özelliği Nedir?

Osman Nuri Topbaş Hocaefendi, Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hicret ve vefatının gerçekleştiği Rebîülevvel ayının faziletini; Efendimize ümmet olmanın sevincini, vecdini, huzurunu gönlümüzde tutabilmeyi ve onun izinden gidebilmenin önemini anlatıyor.

REBİÜLEVVEL AYININ ÖZELLİĞİ

Cenâb-ı Hak; “Rahmân, Rahîm”, çok merhametli. Efendimizi de “raûf ve rahîm” buyruluyor; çok merhametli, çok şefkatli… (Bkz. et-Tevbe, 128) Yalnız Efendimiz için Kur’ân-ı Kerîm’de bu tâbir var, diğer peygamberler için yok. Demek ki Peygamber Efendimiz bütün peygamberlerin zirvesinde merhamette, zirvesinde şefkatte…

Yine Efendimiz buyuruyor ki:

“Ben diyor, İsrâfil Sûr’u üfürünceye kadar «ümmetî, ümmetî» diyeceğim buyuruyor, kabrimde.” (Bkz. Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, XIV, 414)

“Ümmetimin güzel hâlleri bana gelir, sevinirim, mesrur olurum. Menfî hâlleri gelince de istiğfar ederim onlar için, üzülürüm.” buyuruyor. (Bkz. Heysemî, IX, 24)

NİMETLERDEN SORULACAKSINIZ

Biz bunun bir…

“Sonra o gün, verdiğimiz nîmetlerden sorulacaksınız.” (Et-Tekâsür, 8)

En büyük nîmet… Bunun bir, en büyük nîmetin bir karşılığını ödemek… Bu da Rasûlullah Efendimizin yeryüzünde O’nun bir temsilcisi olabilmek. Cenâb-ı Hak; “siz yeryüzünde Allâh’ın şahitlerisiniz, Allâh’ın dînini temsil edersiniz, Peygamber de size şahit olsun” buyuruyor. (Bkz. el-Bakara, 143)

Demek ki vizeler hep Resûlullah Efendimizden gelecek inşâallah. Onun için inşâallah salevât-ı şerîfe ile başlayalım:

Ol Seyyidü’l-Kevneyn, (iki cihan efendisi) Muhammed Mustafâ’ya salevât!..

Ol Rasûlü’s-Sekaleyn (insin ve cinnin peygamberi) Muhammed Mustafâ’ya salevât!..

Ol İmâmu’l-Harameyn (Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’nin imâmı)…

Ol Ceddü’l-Haseneyn (Hasan ve Hüseyin Efendilerimiz’in mübârek ceddi) Muhammed Mustafâ’ya salevât!..

Cenâb-ı Hak cümlemize Efendimiz’i yakından tanımayı nasîb eylesin inşâallah.

REBİÜLEVVEL AYININ ÖNEMİ

Demek ki bu Rebülevvel ayı, bu Velâdet Kandili’ni idrâk edebilmek, her şeyden önce Fahr-i Kâinat Efendimiz’e ümmet olmanın sevincini, vecdini ve huzurunu gönlünde tutabilmek, O’nun izinden gidebilmek…

Rasûlullah Efendimiz, Cenâb-ı Hakk’ın insanda bir mûcizesi. Öyle bir mûcizesi ki, “Allâh’a yaklaşmayı umanlar, âhiret gününe yaklaşmayı umanlar, Allâh’ı çok çok zikredenler için üsve-i hasene, örnek şahsiyet, örnek karakterdir.” buyuruyor. (Bkz. el-Ahzâb, 21)

Yani Cenâb-ı Hakk’ın dünyada bir, insanda bir mûcizesi… Kıyamete kadar gelen bütün insanlara örnek.

Yani düşünün bir câhiliye toplumunda, bütün o câhiliyeye, hepsine bir örnek oldu. Değişik fıtratlara örnek oldu. Değişik fıtratları terbiye etti. Kıyamete kadar da kimin bir problemi varsa Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in hayatında, asr-ı saâdette onu çözer. Çünkü Cenâb-ı Hak buyuruyor “üsve-i hasene, örnek şahsiyet”. Yani bir insanda mucize…

Kâinat, fiilde bir mucize. Kur’ân-ı Kerîm, kelâmda bir mucize. -Sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz ise insanda bir mucize.

Hayatıyla canlı bir tefsir. Güzel ahlâkın en güzel timsâli. Kur’ân-ı Nâtık. Onun için Kur’ân’dan sonra dînin ikinci kaynağı.

Dolayısıyla Efendimiz olmadan, İslâm lâyıkıyla anlaşılamaz, derinliğine kavranamaz, İslâm’ın özü idrâk edilemez.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN ÜÇ VAZİFESİ

Üç vazifeyle Efendimiz teşrif etti:

Birincisi; Allâh’ın âyetlerini tebliğ etmek.

İkincisi; “وَيُزَكِّيهِمْ” insanların gönül âlemlerini temizlemek. (Bkz. el-Bakara, 129; Âl-i İmrân, 164; el-Cumua, 2)

Yani nefsânî arzular bertaraf edilecek, rûhânî… Kalpler, “Lâ ilâhe”; Allah’tan uzaklaştıran her şey kalpten silinecek. “İllâllah”; kalp, Cenâb-ı Hakk’ın cemâlî sıfatlarının mazharı hâline gelecek. Bu şekilde Cenâb-ı Hak’la bir dostluk meydana gelecek.

Üçüncü fasılda da “Kitap ve hikmet telâkkîsi”. Kur’ân-ı Kerîm ile kul derinleşecek.

Nasıl bir dalgıç, indiği her derinlikte değişik manzaralar seyreder; herkes de Kur’ân-ı Kerîm’in önünde aynı rahlede oturur, kalbinin takvâsına göre ayrı ayrı manzaralar seyreder. Ve hikmet, o kulda tecellî edecek.

Cenâb-ı Hak “عَلَّمَهُ الْبَيَانَ” (“Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.” (Er-Rahmân, 4) buyuruyor. Hikmetler, sırlar, isimler, Cenâb-ı Hak insana veriyor. Hikmetler, sırlar o kalpte tecellî edecek. Hikmet tecelli edecek. Yani derin insan olacak.

ONLARA KORKU YOKTUR

“…Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Yûnus, 62)

Cenâb-ı Hak ile dost olan bir kul olmuş olacak. Cenâb-ı Hak, Rasûlullah Efendimiz’in terbiyesiyle bunu… “Beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti.” (Süyûtî, I, 12)

Bütün cihanın terbiyesine de Rasûlullah Efendimizi Cenâb-ı Hak vazifelendirdi.

EN BÜYÜK NİMET

Bizim için çok büyük bir nîmet. En büyük nîmet!

“Allah lûtufta bulunmuştur…” (Âl-i İmrân, 164)

İşte bu derinliğe kavuşan Hak dostları, Efendimiz’in nasıl bir idrâki içindeydi? Bunu ashâb-ı kirâmda görüyoruz en zirve olarak. “Yâ Rasûlâllah! Canım, malım, her şeyim Sana feda olsun.” diyordu. Yani dünya, gözlerinde küçüldü, âhiret ufku genişledi. Yani Rasûlullah Efendimiz’in bir teklifi, bir nîmet oldu ashâb-ı kirâma.

“Çin’e git.” dedi bir sahâbîye, Çin’e gitti. “Semerkand’a git.” dedi, Semerkand’a gitti. “Afrika’ya gir.” dedi, Afrika’ya gitti. Ve gitmesi de, yorulmadı, üşenmedi, bir enerjiyle…

Bu, nereden geldi bu güç? Rasûlullah Efendimiz’e olan muhabbetten geldi. Peki bu muhabbetin menşei nedir? عَمَلًا صَالِحًا yani “salih amel”ler. Rasûlullah Efendimiz’in her hâliyle, Rasûlullah Efendimiz’in hâliyle yaşayabilmek. Yani “takvâ”.

ALLAH SİZİNLE BERABERDİR

Takvâ nedir? Nefsânî arzuları bertaraf etme, rûhânî istîdatları inkişâf ettirme, ilâhî kameraların altında olduğumuzun;

“…Nereye gitseniz, Allah sizinle beraberdir (Rab sizinle beraberdir)…” (Bkz. el-Hadîd, 4) Bunun idrâki içinde olabilmek.

ALLAH BİZE ŞAH DAMARIMIZDAN DAHA YAKINDIR

Hattâ;

“Biz ona şah damarından daha yakınız.” (Kāf, 16) Şah damarından daha yakın. İçimizden geçenleri bir biz biliyoruz, bir de Cenâb-ı Hak biliyor. Söylemezsek kimse bilmiyor. Yani herkesten gizleriz iç dünyamızı, Cenâb-ı Hak’tan gizleyemeyiz.

Velhâsıl Rabbimiz bize -elhamdülillâh- en büyük Peygamber’i ihsân etti. İşte evliyâullah, ashâb-ı kirâm dâimâ bunun bir şükrânesi içindeydi.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri ne güzel ifade eder Efendimiz’e, Kur’ân-ı Kerîm’e olan yakınlığını:

“Bu can bu tende oldukça Hazret-i Kur’ân’ın kuluyum-kölesiyim. Hazret-i Muhammed Muhtâr’ın mübârek yolunun toprağıyım.” buyuruyor. Nasıl bir ufuklar açılıyor. Ondan sonra bir Mesnevî meydana geliyor.

Kalbin en büyük sanatı; Rasûlullah Efendimizi okuyabilmek.

Haşr Sûresi’nde:

“…Rasûl size ne verdiyse alın, size neyi yasakladıysa ondan kaçının, Allah’tan korkun, çünkü Allâh’ın azâbı şedîddir.” (el-Haşr, 7) buyruluyor.

REBİÜLEVVEL AYININ İHYASI

Yani Rasûlullah Efendimiz’i… Rebiülevvel ayının ihyâsı da Efendimize olan bîatı tazelemektir. Ashâb-ı kirâm dâimâ bir bîat hâlindeydi. Fetih sûresinde:

“Muhakkak ki Sana bîat edenler, Allâh’a bîat etmektedir…” (el-Feth, 10) buyruluyor, yani Rasûlullah Efendimiz’e.

Neye bîat etti orada ashâb-ı kirâm ağacın altında?

“–Yâ Rasûlâllah dedi, Sen’in gönlünde ne varsa biz Sen’in gönlündekine bîat hâlindeyiz.”

Akabe bîatlarında yine Rasûlullah Efendimiz; Allâh’a bîat, Rasûl’e bîatı bildirdi, şartlarını bildirdi. Abdullah Hazretleri dedi ki:

“–Yâ Rasûlâllah! Bu bîatın karşılığında ne var?” dedi.

“–Cennet var.” buyurdu Efendimiz.

“–Yâ Rasûlâllah! O zaman biz bu akitten dönmeyiz, ne mutlu bizlere!” dedi. (Bkz. İbn-i Kesîr, Tefsîr, II, 406)

Onun üzerine; “mallarıyla, canlarıyla Cennet’i satın aldılar” âyeti indi, Tevbe Sûresi 111. âyet.

Velhâsıl Rasûlullah Efendimiz’e bîat ve bu bîati Rabîulevvel ayında hepimiz tazelemeliyiz. Yine Bedir’de yine ayrı bir bîat oldu.

“–Biz dediler yâ Rasûlâllah, denize girsen arkandan biz de gireriz denize.” dediler. (Bkz. İbn-i Hişâm, II, 253-254)

Uhud’da Efendimiz biraz mahzun oldu. Hazret-i Hamza, yetmiş sahâbî şehid edildi, mahzun oldu. Ashâb-ı kirâm:

“–Yâ Rasûlâllah dedi, biz dedi şehîd olmaya bîat hâlindeyiz.” dedi.

İnşâallah bu Rebiülevvel ayı da bizim şevkimizi, aşkımızı artırır inşâallah. Velhâsıl dîn, belli zamanlara mahsus bir merasim manzumesi değil, ömürlük bir takvâ hayatıdır.

Bu, nasıl riyâzat, bu şeyde bir riyâzat hâlindeydik Ramazân-ı Şerîf’te. İnşâallah bu Rabîulevvel ayında, bu sevgiyi, bu muhabbeti, hayatımızın bütün her safhasına inşâallah yaygınlaştırırız.

KİŞİ SEVDİĞİYLE BERABERDİR

“Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96)

Cenâb-ı Hak -inşâallah- Rasûlullah Efendimiz’le kıyamet günü, o zor günde beraber olmayı ihsân eder inşâallah.

Efendimizi yalnız camide, umrede, kutlu doğum programında, sohbette hatırlamak kâfî değil; bunu evimizde, yavrularımıza karşı, onları Allah yolunda iyi yetiştirme, iş yerimizde, mektebimizde, çarşı-pazarda, hiçbir zaman Efendimiz’i unutmamak. Daimâ; “Acaba Efendimiz benim yanımda olsaydı, benim aile hayatımda, evlâtlarımı Allah yolunda yetiştirmekte, ticârî hayattaki dürüstlüğümde, ictimâî hayatta, İslâm’ı yaşamak, İslâm’ı yaşayarak temsil etmekte, Allah Rasûlü yanımızda olsaydı bana ne güzel tebessüm ederdi…” Ve bunun bir gayreti içinde bulunabilmek.

Nasıl bir talebe, “yok sınıf geçeyim” diye, “yok üniversite bitireyim” diye, büyük gayretin içinde; biz de ne kadar bir, Allah Rasûlü ile beraber olmanın, O’nu inşâallah O’nu bir tebessüm ettirmenin gayreti içinde olmayı Cenâb-ı Hak cümlemize nasîb eylesin inşâallah.

 

REBİÜLEVVEL AYI NEDİR?

Rebiülevvel Ayı Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.