Ramazan ve Kur’an: Kalbin Miracı, Ruhun İksiri
Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği Ramazan ayı; sadece dillerin değil, hayatın her karesinin Kur’ân nuruyla şekillenmesi gereken bir vuslat ve arınma mevsimidir.
On bir ayın sultanı hoş geldi. Cenâb-ı Hak, hepimizi bu mübârek ayın feyz ve bereketinden müstefîd eylesin, öncelikle…
TAKVÂ BOYUTUYLA BİR ARINMA MEVSİMİ
Ramazan ayı, bilindiği gibi bir ibadet ayıdır. Elhamdülillah, müslümanlar oruçlarını zaman ilerledikçe daha şuurla tutuyorlar. Oruçlar sadece yemeden, içmeden kesilme şeklinde değil de inceliklerine dikkat edilerek mânevî hususiyetleri gözetilerek “takvâ” boyutuyla tutulmaya çalışılıyor, hamd olsun...
Yine şâhit olduğumuz kadarıyla oruçların yanı sıra Ramazan ayında herkes ibadet ve tâatlerini çoğaltmaya, bütün işlerini de mümkün mertebe dînî çerçevede yerine getirmeye çabalıyor. Bunlar sevindirici gelişmeler…
Ramazân-ı Şerîf, ümmetin ayıdır. Bu büyük ümmetin bir parçası olarak, Ramazan her birimizin “kâmil insan olma” yolunda mesafe kat edeceği, Cenâb-ı Hakk’a güzel kul olmaya çalışacağı bulunmaz bir fırsat, ortak bir zemindir.
Her birimiz, her zaman îmânımızı kuvvetlendirecek, kalbimizi ve mâneviyatımızı diriltecek, ihlâsımızı saflaştıracak vesilelere muhtacız! İşte Ramazan, bize bu vesîleleri sunuyor. İrâdemizi kuvvetlendiriyor, günahlara karşı direncimizi artırıyor; hep beraber tutulan oruçlarla kardeşlik sofralarında açılan iftarlarla ümmet şuurunu yakından hissediyoruz.
Açlık ve sabırla, mazlumların, kimsesizlerin, çaresizlerin hâlini bir nebze hissediyoruz; kalbimize sevgi, şefkat, fedakârlık ve diğergâmlık duyguları akıyor. Hayırlar, zekâtlar, sadaka ve infaklar gitgide artıyor. Toplumun içindeki uçurumlar azalıyor; kalpler birbirine yaklaşıyor, düşmanlık ve nefretler asgarîye iniyor.
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’ân’ın indirildiği aydır. Öyleyse sizden Ramazan ayını idrâk edenler, onda oruç tutsun…” (el-Bakara, 185) âyetiyle de ifade buyrulduğu üzere Kur’ân-ı Kerîm’in indirilmeye başlandığı bu ayda, mukabelelerle, hatimlerle, teravihlerle hepimizi tatlı bir telâş sarıyor. Zikirler, tesbihler, istiğfarlar gecelerimizi ve gündüzlerimizi aydınlatıyor.
HAYAT REHBERİMİZ VE EBEDÎ ŞÂHİDİMİZ: KUR’ÂN-I KERÎM
Ancak Kur’ân-ı Kerîm, sadece Ramazan’da okunacak bir kitap değildir. O bize Cenâb-ı Hakk’ın gönderdiği son ilâhî mesajdır; iki dünyamızın saadet anahtarıdır. Sadece yüzüne okuyarak değil, derinlemesine tefekkür ve tedebbür ederek, tekrar tekrar ve hayat boyu mütâlaa edeceğimiz bir kitaptır. O sonsuz bir hazine, kararan rûhumuza hayat verecek bir iksirdir. Ona sahip olan neden mahrumdur, ondan mahrum olan neye sahiptir?
O bizim hakkımızda âhirette gerektiğinde dâvâcı ve şâhit olacaktır; hepimizin lehinde veya aleyhinde şâhitlik edecektir. Eğer onu hayat boyunca baş tâcımız yapar, emirlerine gücümüz nispetinde harfiyyen uyarsak, lehimizde şâhitlik edecektir. Yok, aksine onu ihmal eder, okumaz, anlamaz, hayatımıza tatbik etmezsek ya da söylediklerinin tersine bir hayat kurarsak kendimize; bu sefer de aleyhimize şâhitlikte bulunacaktır!
Eşsiz Kur’ân’ımızı yalnızca okumak dahî insanın bedenine müthiş bir mânevî enerji yükler. İnsanın bedeninin her zerresi lâhûtî hazlarla dolar. Kur’ân’a bakmak gözleri nurlandırır. Kur’ân ile beraber olmak, ömrü taçlandırır. Kur’ân okumak, onun şefaatine vesile olur. Kabirde ilk şefaat eden, okuduğumuz Kur’ân olacaktır.
Kur’ân’ı çok okuyan ve onunla hayat boyu hemhâl olmuş kişilerin, meselâ Kur’ân-ı Kerîm hocalarının, hâfız yetiştiren muallimlerin yüzlerinin ne kadar nurlu olduğunu bir düşünün! O nurlu yüzlerin size nasıl huzur verdiğini hatırlayın. Ömürleri Kur’ân’a bakmakla geçtiği için onların yüzleri âdeta nur deposu gibidir. Kur’ân’ın nurları, onunla beraber olan kişilere yansıma yoluyla (in‘ikas) geçer. Ve böyle insanlar âdeta mânevî bir câzibe merkezi olurlar.
Mukaddes kitâbımız Kur’ân-ı Kerîm, İslâm’ın şerefli Peygamberine indirilen ve O’ndan günümüze kadar hiç bozulmadan gelen, okunması ibadet sayılan, insanlığın bir benzerini ortaya koymaktan âciz kaldığı kudsî ve ilâhî kelâmdır. O, üslûbu ve muhtevâsıyla; akıllara durgunluk veren, okuyanı ve idrâk edeni hayrette bırakan, büyük ve ebedî bir mûcizedir.
Kur’ân, tükenmeyen ve sönmeyecek olan yegâne hidâyet güneşidir. O hakkı söyleyen ve karanlıkları aydınlatan eşsiz bir rahmet pınarıdır. Kur’ân gönüllerdeki muhabbet ışığıdır. O dertlere ve hastalıklara şifâdır. Ruhlara gıda, yüreklere rahmettir. Hem hikmet ve irfan kitabı hem niyaz ve duâdır. O hem kulluk kılavuzu hem hayatı doğru yaşama rehberi hem zikir hem fikirdir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:
“Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerdekine bir şifâ, mü’minler için bir hidâyet ve rahmet gelmiştir.” (Yûnus, 57)
“…Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi. Rızâsını arayanları Allah, onunla selâmet yollarına ulaştırır, onları irâdesiyle karanlıktan aydınlığa çıkarıp dosdoğru yola iletir.” (el-Mâide, 15-16)
“Bu Kitap, hiç şüphesiz müttakîler için rehberdir.” (el-Bakara, 2)
“Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed’e Furkan’ı (hak ile bâtılın arasını ayıran ölçüyü) indiren Allah, yüceler yücesidir!” (el-Furkan, 1)
Bu âyet-i kerîmelerde de görüldüğü üzere Rabbimiz, Kur’ân’ı bizlere böyle tanıtıyor.
Doğruyu eğriden ayıran, insanların ve toplumun salâhını temin eden tek mihenk taşıdır O. Zira Kur’ân fazîletli, ahlâklı, kemâl sahibi bir insan ve toplum inşâ eder. Kur’ân’dan uzak ve mahrum olmak ise, insanın başına gelebilecek en büyük felâkettir.
“İşte bu (Kur’ân), bizim indirdiğimiz mübârek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah’tan korkun ki size merhamet edilsin!” (el-En‘âm, 155)
“Kim Benim zikrimden (Beni anmaktan, Kur’ân’dan) yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz. O: «Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim!» der. (Allah) buyurur ki: «İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun.» Doğru yoldan sapanı ve Rabbinin âyetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Âhiret azâbı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.” (Tâhâ, 124-127)
Böylesine elîm bir hüsrana düşmemek için Yüce Kitâbımızın emirlerine uymak aslî vazifemiz olmalıdır.
GÖNÜLLERE ŞİFÂ, RUHLARA NUR: KUR’ÂN İLE BÜTÜNLEŞME ÇAĞRISI
Gelin, bu Ramazan ayında muhteşem Kur’ân’ımızla bütünleşelim. Kur’ân’ı kalbimize ve zihnimize nur kılalım. Çokça okuyalım. Her sene bir hatim yapıyorsak bu sene hatimlerimizi iki yapalım, üç yapalım. Okuduğumuz kısımların meâl ve tefsirlerine bakalım.
İçimiz, dışımız Kur’ân’ın nûruyla dolsun; gönlümüz Kur’ân’la inşirah bulsun. Cenâb-ı Hak, dünya ve âhiretimizi Kur’ân’ın nûruyla aydınlatsın. Âmîn.
Kaynak: Nurten Selma Çevikoğlu, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480


YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!