Rahman ve Rahim Sıfatları Arasındaki Fark

Birbirine çok benzer manaları olan hatta sık sık aynı anlamlara geldiği düşünülen “Rahman” ve “Rahim” sıfatları arasındaki farklar.

Fâtiha suresinde besmeleden sonra Rahmân ve Rahîm isimlerinin tekrarlanmasının bâzı sebebleri vardır:

1. Besmelede geçen iki rahmet, zâtîdir. Fâtiha’dakiler ise sıfâtîdir.

2. Besmelenin Fâtiha’dan bir âyet olmadığını göstermektedir. Eğer Besmele, Fâtiha’dan bir âyet olsaydı bu iki isim tekrarlanmazdı.

3. Kulları daha çok zikre teşvik etmek içindir. Çünkü Allah’ı sevmenin alâmeti O’nu zikretmeyi sevmektir. Nitekim hadisi şerifte: “Bir şeyi seven onu çokça anar” (Aclûnî, II, 289) buyurulmaktadır.

4. Rabbu’l-âlemîn sıfatı anıldıktan sonra O’nun halkı rızıklandıran Rahmân, âhırette kullarını bağışlayan Rahîm olduğu anlatılmıştır. Onun için hemen ardından “din gününün sâhibi” lâfzı zikredilmiştir. Çünkü rubûbiyyet ya dünyâda rızık veren Rahmân, veya âhırette bağışlayan Rahîm anlamlarınadır.

5.Hamd ile rahmete erilir. İnsanoğlunun ilki olan Âdem, Allah’a hamdedenlerin de ilkidir. Ve ilk defa aksırdığında: “Elhamdülillah” diyerek Allah’a hamd etmiş, kendisine “Rabbın sana rahmet ediyor. Allah seni bu yüzden yarattı, yaratıklarına hamdi öğretti ve rahmete ulaşmanın yolunun hamdden geçtiğini açıkladı” diye karşılık verilmiştir.

6. Hamdin, bu isimlere bağlı bulunduğunu gösterir. Çünkü ham- din bu vasıflarla sıralanışı Allah’ın kuluna ihsân konusunda mecbûr olmayıp muhtâr olduğunu gösterir. “Rabbülâlemîn” Allah’ın zâtının, “er-Rahmânir Rahîm” ile de kemâlâtının feyzinden hamde müstehak oluşunun sebebleri ortaya çıkmaktadır. Dünyâda bu ikisi dışında feyz yoktur. Âhıretteki sevabların lütfu gereği, cezâların ise adâleti gereğidir. Buradan da bu üç sıfatın peş peşe sıralanmasının sebebi anlaşılır.

Rahmân ve Rahîm arasındaki fark: Rahmân, sadece Allah’a mahsûs bir sıfattır. Rahmân kapsamına giren rahmet, herkese şâmildir. Bütün nimetler çokluk ve büyüklüğü ile birlikte Allah’a âiddir. Buna göre kullardan Rahmân mânâsında rahmetin sudûru mümkün değildir. Rahîm’in kullara isnâdı mümkündür.

Kaynak: İsmail Hakkı Bursevi, Ruhül Beyan Tefsiri, Erkam Yayınları

ER-RAHİM NEDİR?

Er-Rahim Nedir?

ER-RAHMAN NE DEMEK?

Er-rahman Ne Demek?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • teşekkürler çok işime yaradı

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.