Plasebo Etkisi

Plasebo etkisi nedir? Bilim insanlarının plasebo etkisi üzerinde yaptığı çalışmalar ve sonuçları...

Malumunuz Anadolu’da sık kullanılır: “Adama kırk kere deli dersen, deli olur.” Adamın beyni, aklı fikri yerinde niye deli olsun deli demekle? İşin mizah/ironi boyutu var muhakkak ama gerçekten Anadolu insanı çok önceden fark etmiş işlerin kafada bittiğini. Bu sözün ilk söylendiği tarih tabii ki bilinemez ama bilinen şey geçen yüzyılın ortalarında modern tıp ilmi de bunu kabullenmiş. Teknik adı “plasebo efekt”...

PLASEBO NE DEMEK?

Plasebo kelimesi Latince’de “memnun etmek” kökünden geliyor. Hastanızın, hastalığını ya da karşınızdaki hasta olmayan kişinin şikâyetini gidereceğini iddia ederek verdiğiniz ilaç ya da yaptığınız işlem sonucu var olan şikâyetlerin düzeliyor; plasebo bu demek. En basit örnek “karnım ağrıyor”  diyen ve sizin hastalığı olmadığını düşündüğünüz çocuğa “al bu ilacı iç karın ağrın geçecek” diyerek verdiğiniz şekerin çocuğu rahatlatmasıdır.

  • Plasebo Etkisi Üzerine Bilimsel Çalışma - 1

Olay anlattığımız kadar basit değil aslında. 2004’te Amerika’da bir araştırma yapılmış. Katılımcılara ağrı yapma özelliği olan bir ilaç içirilip görüntüleme metotlarıyla takip edilmiş. Lüzum ettikçe yapılan tuzlu su enjeksiyonlarıyla (zararsızdır ama ciddi ağrı yapar) ağrı sabit hale getirilip, ağrı kesici olduğu söylenen alakasız bir madde verilmiş. Beklendiği gibi ağrı şikayetlerinde belirgin azalma görülmüş.

Ama bir şey daha fark edilmiş: Beyindeki endorfinlerle (doğal olarak bulunan ağrı kesici sistem) ilgili bölgede de belirgin aktivite artışı olmuş. Yani “bu adamlar numara yapıyordu bakın verdik şekeri nasıl kandırdık!” diyemezsiniz. Buna olsa olsa şartlı refleks aktivite diyebilirsiniz.

Şöyle düşünelim: Katılımcının itikadı sağlamdı. “Bu doktor bana bir ilaç verdi ve ağrım düzelecek” diye düşündü. Vücut da bu inanca uygun hareket ederek o vakte kadar pasif olan iç ağrı kesici sistemini harekete geçirerek görünür sebepler dâhilinde ağrıyı giderdi. Mesele gayet anlaşılır yani.

  • Plasebo Etkisi Üzerine Bilimsel Çalışma - 2

Şimdi bir başka araştırmaya bakalım.

Yer: Rusya. 1800’lerin sonları. Esas aktör; İvan Pavlov adında bir bilim adamı. Yaptığı hayvan deneyleri ile sinir sisteminin önemli bir konusu olan refleksler üzerine çalışıyor. Elindeki laboratuvarda çok miktarda köpek var. Yaptığı deney oldukça basit aslında.

Bir müddet aç bırakılmış köpeklerin ağızlarındaki salya miktarı ölçülüyor. Daha sonra hayvanlara et yedirilerek tekrar salya miktarı ölçülüyor. Yemeği daha gördüğü andan itibaren köpeklerde salya miktarı artmaya başlıyor.

Bir müddet sonra et verilmeden hemen önce bir zil çalınıp sonra et veriliyor. Salya miktarı yine artıyor.

Üçüncü aşamada ise aç bırakılmış köpek geliyor, zil çalıyor, et verilmiyor ama salya yine artıyor. Fizyolojik cevap gözle görülür olarak kayıt altına alınıyor. Yani et salyayı artırıyor doğru ama bir de şartlanmışlık var. Köpek zil sesini duyunca et geleceğini zannediyor.

Tuzlu su enjekte edilip ağrı duyması sağlanan hasta, ilaç zannettiği şeyi içince iyileşeceğini zannediyor, endorfin sistemi de onu yalancı çıkarmıyor.

Konuyla çok ilgisi yok ama maalesef köpekler bu işten de zararlı çıkan taraf olur. Ruslar 2. Dünya Savaşı’nda aç bıraktıkları köpekleri araziye salar, köpekler hemen yakınlarındaki tankların altlarına yerleştirilmiş etleri bulur. Bu şekilde şartlandırılan köpekler savaş meydanında üzerlerine bağlanmış patlayıcılarla Alman tanklarının üzerine salınır, et bulacağını zannederek tankın altına giren köpekler tanklarla birlikte patlayarak üstünlüğün Rus tarafına geçmesine yardımcı olur.

Plasebonun keşfedilmemiş başka etki mekanizmaları da olabilir. Kesin olarak bilinense başarı oranının %30’dan fazla olduğudur.

MODERN TIPTA PLASEBO NERELERDE KULLANILIYOR?

Modern tıpta bu konu en çok ilaç endüstrisinde kullanılmaktadır. Ürettiğiniz bir molekülün ilaç olarak tescillenmesi için (birçok başka prosedürle birlikte) geçmesi gereken en temel basamak şudur:

Aynı dertten mustarip bir grup hastaya şikâyetlerini geçireceği söylenerek bir hap verilir. (Aslında içinde etken madde yoktur.) İkinci gruba da yeni denenecek ilaç verilir. Ayrıntı önemli, ne sağlık personeli ne de hasta kullandığının ne olduğunu bilmemektedir. (Buna çift kör çalışma denmektedir.)

Sonuç ne peki? Yeni icat edilmiş molekül, plasebodan (ilaçmış gibi verilen madde) bir birim daha fazla rahatlama sağlamışsa ilaç unvanı almaktadır. Bu arada endişeye kapılmayalım; bu tip çalışmalar mahalle sağlık ocağında yapılmaz. Özel merkezlerde resmen belge imzalamış gönüllüler üzerinde yapılır.

İtikadınızı bozmak istemem ama kandırılmanıza da gönlüm razı olmaz. Reçetelere ilave edilen vitamin, balık yağı, bağışıklık güçlendirici olduğunu iddia edilen ilaçların birçoğunun tek kerameti budur. Bu sene C vitamini… ilacını alıp hiç hasta olmadıysanız (ya da öyle inanmak istiyorsanız) biz size mani olmayalım ama bilimsel olarak bir kasa portakaldan elde edilecek kadar C vitamini verilen hastaların bile hastalık sıklığında azalma saptanmamıştır.

İlginç bir anekdot da şudur: İsveç’te Upsala Üniversitesi’nde yapılan bir başka araştırmada depresyon tedavisinde kullanılan bir ilaç, plasebo ile karşılaştırılır. Plaseboya cevap verenler ayrılarak tekrar incelenir belli genlerin fazlalığı olanların plaseboya daha iyi yanıt verdiği görülür. Kullandığı ilaca ya da onu verene duyduğu güvenle daha kolay iyileşmek genetik bir yetenekmiş yani.

Konuyla ilgili bir gözlem de şudur;

Kıdemli bir hocamız seminer anlatırken; “İnfoterapi çok işe yarar” demişti. İnfo: bilgi, terapi: tedavi demek. Birleşince bilgilendirerek tedavi etmek anlaşılır.

Doğuda mecburi hizmet yaptığımız ilçede teyzemiz, torununu öksürük şikayeti ile getirir. Okuma yazmayı bırakın Türkçe de bilmemektedir. Ama biz 30 saniye ayırıp hastalık ile ilgili üç beş cümle ettiğimizde gördük ki verdiğimiz ilaçların etkisi artıyor. Yani siz teyzeyi, lisan-ı hal ile iyileşeceğine ikna ediyorsunuz, o da torununu. İnanmak böyle büyük bir güç…

Meslektaşlarımız bu mesajı alır eminim ama okurlarımızın da dikkat etmesi gereken bir husus var. Malumunuz; fıkıhta genel kaide “eşyada esas olan ibahadır.” Hakkında bilgi olmayan bir şeyin helal olduğunu değil haram olduğu ispatlamak esastır.

Sağlık da böyledir. İyi olduğumuza inanalım, vücudumuzla ilgili herhangi bir değişikliği ihmal etmeyelim ama hemen kötüye de yormayalım.

Kaynak: Fırat Erdoğan, Altınoluk Dergisi 2020 Ocak, Sayı:407

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.