Peygamberimiz ile Kol Kola Tavâf

Peygamber (s.a.v.) Efendimizin Kâbede ashabıyla kol kola yaptığı tavâf.

Hz. Osman (r.a.), yaşadığı bir hâdiseyi hatırladığında gözlerinden yaşlar akmış ve şöyle anlatmaya başlamıştır:

Rasûlullah (s.a.v.) bir gün Kâbe’yi tavaf ediyor, o esnâda Ukbe bin Ebî Muayt, Ebû Cehil ve Ümeyye bin Halef de Kâbe’nin Hıcr bölgesinde oturuyorlardı.

Allah Rasûlü (s.a.v), hizâlarından geçerken hoşuna gitmeyecek bazı laflar söylediler. Efendimizin bu sözlerden hoşlanmadığı mübarek yüzünden belli oluyordu.

Yanına yaklaştım. Hz. Ebûbekir’le ikimiz, Allah Rasûlü’nü aramıza aldık. Rasûlullah (s.a.v.) parmaklarını benim parmaklarımın arasına geçirdi. Birlikte tavaf etmeye başladık.

Ebû Cehil ve arkadaşlarının hizâsına geldiğimizde, Ebû Cehil, Allah Rasûlü’ne:

“–Vallahi, denizlerde bir kıl parçasını ıslatacak kadar su bulunduğu ve Sen de atalarımızın taptığı tanrılara tapmaktan men ettiğin müddetçe, Sen’inle barışmayacağız!” dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

“–Ben de öyle!” buyurdular.

Tavafın üçüncü şavtını da böylece yapıp dördüncü şavta başladığımızda, Ebû Cehil yerinden fırlayarak Efendimiz’in yakasını tutmak istedi. Ben sadrından itince sırt üstü düştü.

Hz. Ebûbekir, Ümeyye bin Halef’i; Allah Rasûlü (s.a.v.) de Ukbe bin Ebî Muayt’ı defetti.

Onlar başından dağılınca, Rasûlullah (s.a.v.) ayakta durup:

“–Vallahi, siz âcil azâbı hak edinceye kadar bu kötülüklerinizden vazgeçmeyeceksiniz! Sizler, nebîniz için ne kötü kavimsiniz!” buyurduktan sonra evine döndü.

Biz de arkasından evine kadar tâkip ettik. Allah Rasûlü (s.a.v.) kapısının önünde durup yüzünü bize döndürdü ve şöyle buyurdu:

“–Sevinin! Hiç şüphesiz, Allah Teâlâ dinini açıklayıp üstün kılacak ve nebîsine de yardım edecektir. Şu gördüğünüz kişiler, Yüce Allah’ın sizin elinizle tez vakitte helâk edeceği kimseler arasındadır!”

Vallahi ben, Allah Teâlâ’nın onları bizim ellerimizle kahrettiğini gördüm.[1]

Dipnot:

[1] Bkz. İbn Cevzî, el-Vefâ, I, 188-189; İbn Seyyid, Uyûnu’l-eser, I, 194-195; Halebî, İnsânu’l-uyûn, I, 472

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Mescid-i Haram’dan 111 Hatıra, Erkam Yayınları

KÂBE’Yİ İLK TAVÂF EDEN MÜSLÜMANLAR

Kâbe’yi İlk Tavâf Eden Müslümanlar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.