Peygamber Efendimiz’in Ashabına Saygı
Abdullah Sert Hocaefendi, Şifâ-i Şerîf eserinden: Ashâb-ı kirâmı sevmenin iman, onlara dil uzatmanın ise nifak alâmeti olduğunu; sahâbenin, Resûlullah’a bağlılığın ve ümmete ulaşan dinin en güvenilir köprüsü olduğunu aktarıyor.
RESÛLULLAH’IN ASHÂBINA SAYGI
Peygamber Efendimiz’e duyulan üstün saygının bir gereği de onun ashâbına saygı göstermek ve onları yüceltmektir. Onların bizim üzerimizdeki haklarını bilip takdir etmek ve onları kendimize örnek almaktır. Onları övmek, Cenâb-ı Hak’tan onları bağışlamasını niyâz etmektir. Ashâb-ı kirâmın arasında meydana gelen olaylar yüzünden onları çekiştirmemek ve onlara düşman olanları düşman bilmektir. Tarihçilerin, câhil râvilerin, müfrit Şiîlerin, ashâb hakkında asılsız haberler uyduranların yazıp söylediklerine önem vermemek, onların arasında meydana gelen anlaşmazlıklar dolayısıyla anlatılanları en güzel şekilde yorumlamaktır. Çünkü ashâb-ı kirâm kendilerine bu şekilde davranılmasını hak eden insanlardır. Onların hiçbirini kötü bir şekilde anmamak, yaptığını ayıplamamak gerekir. Tam aksine ashâbın iyiliklerini, faziletlerini, güzel yanlarını dile getirmeli, onlar hakkında uygun olmayan bir söz söylememelidir. Aşağıdaki âyet ve hadisler de bunu göstermektedir.
Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurmuştur:
«Ashâbım anıldığında, onların aleyhinde konuşmayınız.» (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), II, 96, nr. 142, X, 198, nr. 10448; Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’s-sahîha, I, 75-80, nr. 34.)
Bu hadisin devamı şöyledir: “Yıldızlar hakkında konuşulduğu zaman siz konuşmayınız; kader hakkında konuşulduğu zaman siz konuşmayınız.”
Onların Yüzünde Secde İzi Vardır
Allah Teâlâ da muhtelif âyetlerde ashâb-ı kirâm hakkında şöyle buyurmuştur:
“Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Onun yanında olanlar kâfirlere karşı sert ve tâvizsiz, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûda, secdede, hep Allah’ın lütuf ve hoşnutluğunu ararken görürsün. Yüzlerinde de secde izi vardır. Bu onların Tevrat’taki tasvirleridir. İncîl’deki tasvirlerine gelince: Onlar filiz vermiş, git gide güçlenmiş, kalınlaşmış, nihâyet gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzer ki, üreticilerin pek hoşuna gider. Onlarla Allah kâfirleri, mü’minleri böylesine güçlü ve dirençli kılarak öfkelendirir. Onlardan îmân eden ve sâlih ameller işleyenlere Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfât vadetmiştir.” (Fetih 48/29.)
Allah Onlardan Râzı Olmuştur
“Muhâcir ve Ensâr’dan İslâm’a ilk girenler ile bunların yolunu samîmiyetle izleyenlerden Allah râzı olmuş, onlar da Allah’tan râzı olmuşlardır ve Allah onlara içinde ırmaklar akan Cennetler hazırlamıştır. Orada ebediyen kalacaklardır. En büyük bahtiyarlık işte budur.” (Tevbe 9/100.)
“O ağacın altında sana biat ettiklerinde, Allah mü’minlerden hoşnut oldu.” (Fetih 48/18.)
Peygamberimiz, umre yapmak üzere 1400 sahâbîsi ile Mekke’ye doğru yola çıkınca, Mekkeli müşrikler onların şehre girmesine izin vermemişti. Bunun üzerine onlar da Hudeybiye’de konaklamış, ardından da, Mekke’ye elçi olarak Hz. Osmân’ı göndermişlerdi. Müşrikler Hz. Osmân’ı alıkoyunca, Müslümanlara onun öldürüldüğü şeklinde bir haber ulaştı. Bunun üzerine Peygamberimiz “O kavimle savaşmadan gitmeyeceğiz” buyurarak, herkesi bîat etmeye çağırdı. Sahâbîler de tek tek gelerek, ölünceye kadar Allah’ın Elçisi’ne bağlı kalacaklarına dâir söz verdiler. Bu olay bir ağaç altında cereyan etmişti.
“Mü’minlerden, Allah’a verdiği söze sâdık kalan adamlar da vardır. Onlardan kimi sözünü yerine getirip O’nun yolunda can vermiş, kimi de sırasını beklemektedir. Onlar, verdikleri sözü hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir.” (Ahzâb 33/23.)
Ashâb-ı kirâm’ı Öven Hadisler
Ashâb-ı kirâmdan Huzeyfe bin Yemân’ın rivâyet ettiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
* “Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer’in ardından gidiniz”
Hadîsi şerîfin tamamı şöyledir: Huzeyfe bin Yemân diyor ki: Bir gün Resûli Ekrem Efendimiz’in yanında oturuyorduk. Şöyle buyurdu: “Aranızda daha ne kadar kalacağımı bilmiyorum. Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer’in ardından gidiniz.” (Tirmizî, Menâkıb 16, nr. 3662, 3663; İbni Mâce, Mukaddime 11, nr. 97; Ahmed ibni Hanbel, Müsned, V, 382, 399, 402.)
Resûlullah Efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
* “Ashâbım yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız, doğru yolu bulursunuz.”
Bazılarının tenkit ettiği bu hadisi Şifâ-i Şerîf’in şârihi Aliyyü’lKārî şerhederken şunları söylüyor: “Muhtemelen bu hadis ‘Bilmiyorsanız bilenlere sorun’ âyetiyle (Nahl 16/43; Enbiyâ 21/7), ‘Âlimler peygamberlerin mirasçısıdır’ (Ebû Dâvûd, İlim 1, nr. 3641; Tirmizî, İlim 19, nr. 2682.) hadisinden alınmıştır. Daha sonra Aliyyü’lKārî, bu hadis hakkında yapılan tenkitleri naklettikten sonra sözüne şöyle devam ediyor: “Kādî İyâz bu rivâyeti buraya aldığına göre, öyle sanıyorum ki, elinde bu hadisin güvenilir bir senedi vardı. Veya zayıf hadisin faziletli amellerde delil olabileceği düşüncesiyle ve bu hadisin birçok tarikinin bulunması sebebiyle, onun zayıf derecesinden hasen derecesine çıkabileceğini hesap etmiştir.” (Şerhu’ş-Şifâ, II, 91-92.)
Enes ibni Mâlik radıyallahu anhın rivâyet ettiği bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
* “Ashâbım yemekteki tuza benzer; tuz olmadan yemeğin tadı olmaz.” (Ebû Ya‘lâ el-Mevsılî, Müsned (Esed), V, 153, nr. 2764; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, V, 15. Ayrıca bk. İbnü Ebî Şeybe, el-Musannef (Hût), VI, 404, VII, 190.)
Hasanı Basrî hazretleri (v. 110/728) pek çok sahâbîyi görmüş bir tâbiîn büyüğüdür. Tanıdığı sahâbîlerin yıldızlar gibi birer birer battığını görünce “Tuzumuz tükendi, nasıl iyi olalım?” demiştir. Hadîsi şerîfte, ashâbı kirâmın, insanları Resûlullah Efendimiz’den öğrendik leri iyiye, güzele, doğruya irşâd, ibâdet ve tâata teşvik etmesi kastedilmektedir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem daha başka hadislerinde de şöyle buyurmuştur:
* “Aslâ ashâbım aleyhinde konuşmayınız. Aslâ ashâbım aleyhinde konuşmayınız. Benden sonra onlara kesinlikle laf dokundurmayınız. Onları seven, beni sevdiği için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık beslediği için onlara düşman olur. Onlara eziyet eden, bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet eden ise Allah’a eziyet etmiş olur. Allah’a eziyet edenin ise, çok geçmeden Allah belâsını verir.” (Tirmizî, Menâkıb 58, nr.3862.)
Bu hadîsi şerîf, şu âyetleri açıklar gibidir: “Allah’ı ve Resûlünü incitenleri ise Allah dünyada da âhirette de lânetlemiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları yapmadıkları bir şey sebebiyle incitenler de bir iftirâyı ve apaçık bir günahı yüklenmişlerdir.” (Ahzâb 33/57-58)
* “Ashâbıma sövmeyiniz! Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, biriniz Allah rızâsı için Uhud dağı kadar altın verse, onlardan birinin verdiği iki avuç, hattâ yarım avuç sadakasına yetişmez.” (Buhârî, Fezâilü ashâbi’n-nebî 5, nr. 3673; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 221-222, nr. 2540-2541)
Bu hadîsi şerîf şu âyeti hatırlatmaktadır: “Fetihten önce (Mekke’nin fethinden veya Hudeybiye Antlaşması’ndan önce) Allah yolunda harcama yapan ve savaşanlarınız, başkalarıyla bir olmaz. Onlar, daha sonra harcayan ve savaşanlardan daha yüksek bir mertebededirler.” (Hadîd 57/10)
Burada şu hadîsi şerîfi de hatırlamalıdır: Bir gün Peygamber Efendimiz “Bir dirhem yüz bin dirhemi geçti” buyurdu. Sahâbîler “Bu nasıl olur?” deyince, Fahri Cihân Efendimiz şöyle buyurdu: “Bir adamın sadece iki dirhemi vardır, onun birini sadaka olarak verir. Bir adam da çok zengindir, o da malından yüz bin dirhemi sadaka olarak dağıtır. İşte elindekinin yarısını veren, böylece ötekini geçmiş olur.” (Nesâî, Zekât 49, nr. 2526; İbni Hibbân, es-Sahîh (Arnaût), VIII, 135, nr. 3347.)
* “Kim ashâbıma söverse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun. Allah onların tövbelerini de kabul etmez, ibâdetlerini de.” (İbnü Ebî Âsım, es-Sünne (Elbânî), s. 469, nr. 1000, 1001; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), XII, 142, nr. 12709; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, X, 21; Elbânî, Silsiletü’l-ehâ dî si’s-sahîha, V, 446-448, nr. 2340.)
* “Ashâbım anıldığında, onların aleyhinde konuşmayınız.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), II, 96, nr. 142, X, 198, nr. 10448; Elbânî, Silsi-letü’l-ehâdîsi’s-sahîha, I, 78-80, nr. 34.)
Câbir ibni Abdillah radıyallahu anhümânın rivâyet ettiği bir hadîs-i şerîfte Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Allah Teâlâ benim ashâbımı, nebîler ve resûller dışında bütün varlıklara üstün kıldı. Onların içinden de dört kişiyi; Ebû Bekir, Ömer, Osmân ve Ali’yi benim için seçti ve onları benim en hayırlı sahâbîlerim yaptı. Esasen benim ashâbımın hepsi hayırlı kimselerdir.” (İbni Asâkir, Târîhu Medîneti Dımaşk (Amrî), XXIX, 184; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâ-id, X, 16.)
Peygamber Efendimiz bir başka hadisinde, ashâbının hepsinin hayırlı kimseler olduğunu şöyle ifâde buyurmuştur: “İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır.” (Buhârî, Fezâilü ashâbi’n-nebî 1, nr. 3650; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 214, nr. 2535.)
Resûl-i Ekrem bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur:
“Ömer’i seven beni sevmiş olur. Ömer’e buğzeden bana buğzetmiş olur.”
Hadisin devamı şöyledir: “Allah Teâlâ Arefe gecesi bütün insanlarla, özellikle de Ömer’le övünür. Çünkü Cenâbı Hak gönderdiği her peygamberin ümmeti içinde birine haber ilhâm eder; eğer benim ümmetim içinde de kendisine ilhâm edilen biri varsa ki elbette vardır, o da mutlaka Ömer’dir. Bunun üzerine ashâbı kirâm: ‘Ey Allah’ın Elçisi! Birisine nasıl ilhâm olunur?’ diye sordu. O da: ‘Melekler onun diliyle konuşur’ buyurdu.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), VII, 18, nr. 6726; Heysemî, Mecma‘u’l-bahreyn (Abdülkuddûs), VI, 249, nr. 3668.) Sahîh-i Buhârî’de Ebû Hüreyre radıyallahu anh tarafından rivâyet edilen benzeri bir hadîsi şerîf şöyledir: “Sizden önce geçen ümmetler içinde, ken dilerine ileride meydan gelecek olaylar ilhâm edilen kimseler (muhaddesûn) vardı. Eğer benim ümmetim içinde de bunlardan biri varsa ki, elbette olmalıdır, o da mutlaka Ömer’dir.” (Buhârî, Enbiyâ 54, nr. 3469, Fezâilü ashâbi’n-nebî 6, nr. 3689.) Hz. Ömer’in görüşünü destek ler mâhiyette birçok âyet nâzil olmuştur. «Muvâfakatı Ömer» diye anılan bu olaylardan birkaçı Tecrîd-i Sarîh Tercemesi’nde zikredilmiştir.( Bk. Tecrid Tercemesi, II, 349-353.)
Sahâbeye Buğzedenlerin Mahrûmiyeti
İmâm Mâlik ibni Enes (v. 179/795) ile bazı âlimler şöyle demiştir:
“Haşir sûresinin şu âyetleri, sahâbeye buğzeden ve sövenlerin, gayr-i müslimlerden alınan vergi ve ganimetlerde hiçbir hakları bulunmadığını ortaya koymaktadır:
Ganimet; savaşta, Müslüman olmayanlardan alınan mal ve esirler demektir. Gayrimüslimlerden alınan vergilerde ve ganimetlerde her Müslümanın hakkı vardır. Sahâbeye buğzeden ve sövenleri bu haktan mahrum eden âlimlerin, onları dinden çıkmış kabul ettikleri anlaşılmaktadır.( Aliyyü’l-Kãrî, Şerhu’ş-Şifâ, II, 93.)
‘Allah’ın onlardan alıp Peygamberine ganimet olarak verdiği malları elde etmek için at veya deve koşturmadınız. Fakat Allah peygamberlerini dilediği kimselerin üzerine gönderir. Allah her şeye kãdirdir. Allah’ın, savaşsız, barış yoluyla fethedilen ülkelerin halkından Resûlüne nasip ettiği ganimet malları Allah’a, Resûlüne, Peygamber’in yakın akrabasına, yetimlere, yoksullara ve yolculara âittir. Böylece, o malların, sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir servet hâlini alması önlenmiş olur. Peygamber size neyi emrettiyse ona uyun; neyi yasakladıysa ondan da kaçının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın cezâsı pek çetindir.
O mallarda, yurtlarından çıkarılıp mallarından yoksun bırakılmış, Allah’ın lütuf ve rızâsını arayarak Allah’a ve Resûlüne yardım eden muhâcirlerin de hakkı vardır. Onlar özü sözü doğru olanların tâ kendileridir.
Daha önce Medine’yi kendilerine bir yurt edinmiş ve îmânı benlikleri ne sindirmiş olanlar, kendi beldelerine hicret edenlere muhabbet beslerler; onlara verilen şeylerden dolayı gönüllerinde bir sıkıntı duymazlar; hattâ kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin tutkularından korunmuşsa, işte onlar kurtuluşa ermiş olanlardır.
Onlardan sonra gelenler de “Ey Rabbimiz” derler. “Bizi ve bizden önce îmân etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde îmân edenlere karşı kin bırakma. Rabbimiz, muhakkak ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin.” (Haşir 59/6-10.)
Ashâbı Kimler Sever, Kimler Sevmez?
Yine İmâm Mâlik şöyle demiştir:
“Muhammed aleyhisselâmın ashâbına öfkelenip kin besleyen kimse kâfirdir; zira ‘Onlarla Allah kâfirleri böylece öfkelendirir’ (Fetih 48/29.) âyet-i kerimesi bunu göstermektedir.”
Tebe-i tâbiîn âlimlerinden Abdullah ibni’l-Mübârek (v. 181/797) şöyle demiştir:
“Şu iki özellik kimde bulunursa kurtulmuş demektir: Biri doğruluk ve doğru sözlülük, diğeri de Muhammed aleyhisselâmın ashâbını sevmektir.”
Tâbiîn âlimlerinden Eyyûb es-Sahtiyânî (v. 131/749) şöyle demiştir:
“Hz. Ebû Bekir’i seven, dinini dimdik ayakta tutar. Hz. Ömer’i seven, kendisinin hak yolda olduğunu gösterir. Hz. Osmân’ı seven Allah’ın nûruyla aydınlanır. Hz. Ali’yi seven sapasağlam bir kulpa yapışır. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ashâbını medhedip onları yücelten kimse ise, münâfıklıktan kurtulur ve kendisinin samimi bir Müslüman olduğunu ortaya koyar. Sahâbe-i kirâmdan birine dil uzatan, sünnete aykırı davranmış ve İslâm büyüklerinin yolundan ayrılmış olur. Böyle biri bütün sahâbeyi sevmezse, kalbi onlara karşı kin ve nefretten kurtulmazsa, öyle sanıyorum ki, onun hiçbir ameli kabul olunmaz.”(Ahmed ibni Hanbel, el-Vera’ (Züheyrî), s. 93, nr. 293)
Ashâbımı Sevip Sayın!
Ashâb-ı kirâmdan Hâlid ibni Saîd’in rivâyet ettiği hadise göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem sahâbeye hitâben yaptığı bir konuşmada şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Ben, Ebû Bekir’den râzıyım, siz de ondan râzı olun ve hakkını gözetin.”
“Ey insanlar! Ben Ömer’den, Osmân’dan, Ali’den, Talha bin Ubeydillâh’tan, Zübeyr ibni Avvâm’dan, Sa‘d ibni Ebî Vakkãs’tan, Saîd ibni Zeyd’den, Abdurrahman ibni Avf’tan ve Ebû Ubeyde bin Cerrâh’tan da râzıyım. Siz de onlardan râzı olun ve haklarını gözetin.”
“Ey insanlar! Allah Teâlâ, Bedir Savaşına katılanları ve Hudeybiye’de ağaç altında biat edenleri bağışlamıştır.”
“Ey insanlar! Siz benim ashâbıma, kız alıp kız vermek sûretiyle yakınım olan kimselere de (hısımlarıma) benim hatırım için saygı gösterin, haklarını gözetin. Ashâbımdan ve yakınlarımdan hiçbiri, kendilerine zulüm ve haksızlık yaptınız diye sizden davacı olmasın. Çünkü onlara yapacağınız bir haksızlık, kul hakkını çiğnemek olacağı için, yarın kıyâmette Cenâb-ı Hak affetmez.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), VI, 104-105, nr. 5640; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, IX, 157; Müttakī el-Hindî, Kenzü’l-ummâl (Sekkã), XI, 528, 531, nr. 32459, 32481.)
Hiç Kimse Sahâbe ile Kıyaslanamaz
Bir adam, tebe-i tâbiîn neslinden olan hadis hâfızı Muâfâ bin İmrân’a (v. 185/801): “Ömer ibni Abdilazîz mi, yoksa Muâviye mi daha üstündür?” diye sorunca Muâfâ kızdı ve ona şunu söyledi:
“Peygamber aleyhisselâmın ashâbıyla hiç kimse mukayese edilemez. Muâviye Peygamber Efendimiz’in sahâbîsi, kayınbirâderi, kâtibi ve vahiy yazdırmak için güvendiği kimsedir.” (Lâlekâî, Şerhu usûli i’tikadi ehli’s-sünne ve’l-cemâ’a (Gãmidî), VI, 354, nr. 2295. Hibetullâh ibni Hasan ibni Mansûr el-Lâlekâî v. 418/1027)
Ünlü âlim Muâfâ bin İmrân’a: “Ömer ibni Abdilazîz mi, yoksa Muâviye mi daha üstündür?” diye soran kimse, her iki zâtın da Emevî soyundan geldiğini, her ikisinin de halife olduğunu, ancak Ömer ibni Abdilazîz’in adâleti ve fazîletiyle tanındığını söylemek istemişti. Muâfâ bin İmrân ise ona şu hadisleri göz ardı etmemesi gerektiğini hatırlatmıştı:
“Allah Teâlâ benim ashâbımı, nebîler ve resûller dışında bütün varlıklara üstün kıldı… Esasen benim ashâbımın hepsi hayırlı kimselerdir.” (Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, X, 16.)
“İnsanların en hayırlısı benim çağdaşlarımdır.” (Buhârî, Fezâilü ashâbi’n-nebî 1, nr. 3650)
Muâviye bin Ebî Süfyân, mü’minlerin annesi Ümmü Habîbe’nin kardeşi olduğu için Peygamber Efendimiz’in kayınbirâderi idi.
Peygamber Efendimiz’e cenâze namazını kıldırması için bir adamın cenâzesini getirdiler, ancak o namazı kıldırmadı. Gerekçe olarak da: “O adam Osmân’a buğzederdi, Allah da ona buğzetti” buyurdu.
Bu hadîsi şerîfe göre, ashâbı kirâm, Resûlullah Efendimiz’in o adamın cenâzesini kıldırmadığını görünce hayret ettiler ve: “Ey Allah’ın Elçisi! Şimdiye kadar bir başkasının cenâzesini kıldırmadığını görmemiştik; bu nunkini niçin kıldırmıyorsunuz?” diye sordular. O da bu cevabı verdi. (Tirmizî, Menâkıb 18, nr. 3709.) Peygamber Efendimiz önceleri, borçlu olarak ölenin de cenâze namazını kılmaz, “Siz kılın” buyururdu. Bu kimsenin cenâze namazını da ashâbı kirâmın kıldığı anlaşılmaktadır.
Resûl-i Ekrem Efendimiz Ensâr hakkında:
“Onlardan kötülük edenlerin kusurunu bağışlayınız, iyilik edenlerin iyiliğini kabul ediniz” buyurdu. (Buhârî, Cum’a, 29 nr. 927, Menâkıb 25, nr. 3628, Menâkıbü’l-ensâr, 11, nr. 3800; Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 176, nr. 2510.)
Bu hadîsi şerîften öğrendiğimize göre, Peygamber Efendimiz’in hayatının son günlerindeydi. Onun ağır bir hastalığa yakalandığını duyan Medineli Müslümanlar, vefât edeceğini anladılar ve köşede bucakta toplanıp ağlamaya başladılar. Peygamber Efendimiz bunu duyunca üzüldü. Yatağından kalktı, büyücek bir ridâya büründü, başına boz bir sarık bağladı, Mescidi Nebevî ’de toplanmış olan ashâbının yanına çıktı ve onlara “Şöy le yakına gelin” buyurdu. Yaptığı konuşmada Ensâr’ın fedakârlığını andı, “Onlar benim has adamlarım ve sırdaşlarımdır” buyurdu. Ensâr’ın günden güne azalacağını, başkalarının ise çoğalacağını haber verdi ve yönetici durumunda olanlara yukarıdaki tavsiyede bulundu.
Sahâbe Hakkındaki Diğer Tavsiyeleri
Peygamber Efendimiz bazı hadislerinde şöyle buyurmuştur:
“Ashâbıma ve hısımlarıma benim hatırım için saygı gösterin, haklarını gözetin! Ashâbımı ve hısımlarımı sevip saymak sûretiyle onlar hakkındaki tavsiyeme uyanları Cenâb-ı Hak dünya ve âhirette her türlü kötülükten koruyup gözetsin. Benim onlar hakkındaki tavsiyemi tutmayanları Allah da gözetmez. Allah Teâlâ, gözetmediği kimseleri çabucak helâk eder.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), XVII, 369, nr. 1012; İbni Hacer el-Askalânî, el-Metâlibü’l-âliye (A‘zamî), IV, 151, nr. 4210.)
“Ashâbım hakkındaki tavsiyemi tutarak onları sevip sayanı ben de kıyâmet gününde koruyup gözetirim.” (Ahmed ibni Hanbel, Fezâilü’s-sahâbe (Vasiyyullah), I, 54, nr. 10, II, 908, nr. 1733.)
“Ashâbım hakkındaki tavsiyemi tutarak onları sevip sayan kimse benim havzımın başına gelip ondan içecektir. Ashâbım hakkındaki tavsiyemi tutmayıp onların haklarını gözetmeyen kimse havzımın başına gelip suyundan içemeyecek, beni ancak uzaktan görecektir.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), I, 305, nr. 1025; Heysemî, Mecma‘u’l-bahreyn (Abdülkuddûs), VII, 27-28, nr. 3975; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, X, 16-17.)
Ashâbı Seveni Sevmeli, Sevmeyeni Sevmemeli
İmâm Mâlik ibni Enes, Allah ona rahmet eylesin, şöyle demiştir: “Şu Peygamber var ya, o, insanların ahlâk hocasıdır. Cenâb-ı Hak bizi onun eliyle doğru yola iletmiş ve onu âlemlere rahmet kılmıştır. İşte o yüce Peygamber gece yarısı yatağından kalkıp Bakī Kabristanı’na gider, kabristanda yatanlarla vedalaşan birinin edâsı ile onlara duâ edip bağışlanmalarını niyâz ederdi. Çünkü Allah Teâlâ ona böyle yapmasını emretmiş; ayrıca ashâb-ı kirâmı sevmeyi, onları dost bilmeyi, onlara düşmanlık besleyenlere düşman olmayı da emretmiştir.
Cennetü’lBakī ve Bakīu’lgarkad adlarıyla da anılan Bakī Kabristanı, Mescidi Nebevî ’nin yakınında olup, Medine’de Müslümanların kurduğu ilk mezarlıktır. Hz. Âişe, Peygamber Efendimiz’in kendisinin yanında kaldığı gecelerin sonuna doğru Bakī mezarlığına giderek şöyle duâ ettiğini söylemiştir: “Selâm size, ey mü’minler diyârı! Başınıza geleceği söylenen şeylerle nihâyet karşılaştınız. Asıl hesabınız ileride görülecektir. İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız. Allahım! Bakīü’l garkad mezarlığında yatanları bağışla!” (Müslim, Cenâiz 102, nr. 974.)
Sahâbîler, Mü’minlere Şefâat Edecektir
Tâbiîn âlimlerinden Kâ‘bü’l-Ahbâr’dan (v. 32/652) rivâyet edildiğine göre, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ashâbının her biri kıyâmet gününde diğer mü’minlere şefâat edecektir. Nitekim Kâ‘bü’l-Ahbâr da ashâb-ı kirâmdan olan Mugîre bin Nevfel’den, kıyâmet günü kendisine şefâat etmesini istemiştir.
Bu rivâyetin tamamı şöyledir: “Bir gün Kâ‘bü’lAhbâr, Mugîre bin Nevfel’in elini tutarak: “Kıyâmet gününde bana şefâat et!” dedi. Mugîre elini çekerek: “Ben de kim oluyorum! Ben herhangi bir Müslümanım!” dedi. Kâ‘b, onun elini tekrar tuttu ve şiddetle sıkarak: “Muhammed âilesine mensup olan her mü’min, kıyâmet gününde mutlaka şefâat edecektir.” dedi. Sonra sözünü şöyle tamamladı: «Bu konuştuğumuzu unutma!» (İbni Sa‘d, et-Tabakãtü’l-kübrâ, V, 22.)
Tanınmış sûfî müfessir Sehl ibni Abdillah et-Tüsterî (v. 283/896) şöyle demiştir: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin ashâbına saygı duymayan, Peygamber Efendimiz’in emirlerini önemsemeyen kimse, Allah’ın Elçisi’ne îmân etmiş olmaz.”
Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!