Peygamber Efendimiz'in Asâ Verdiği Sahabi

Peygamber Efendimizin (s.a.v) asâ verdiği sahabi kimdir? Peygamberimiz (s.a.v) ona niçin asâ vermiştir? Dr. Murat Kaya anlatıyor...

Abdullah bin Üneys -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Efendimiz’in verdiği mühim bir vazifeyi yapıp yanına gelmiştim. Efendimiz, beni evine götürüp bir asâ verdi ve:

“‒Bunu yanında sakla ey Abdullah bin Üneys!” buyurdular.

Asâyı alıp insanların yanına çıktığımda:

“‒Bu asâ da ne?” dediler.

“‒Bunu bana Resûlullah verdi ve yanımda tutmamı emretti.” dedim.

“‒Efendimiz’in yanına dönüp bunu niçin verdiğini de sorabilir misin!” dediler.

Efendimiz’in yanına döndüm ve:

“‒Yâ Resûlâllah! Bu asâyı bana niçin verdiniz?” diye sordum.

“‒Kıyâmet günü benimle senin aranda alâmet olsun diye verdim! Zira o gün insanlardan asâ ve sopa gibi sağlam bir şeye dayananlar çok az olacaktır. (Yani o gün kendisine dayanacak amel-i sâlihleri bulunan insanlar çok az olacaktır!)” buyurdular.

Abdullah -radıyallâhu anh- bu sopayı kılıcına bağlayıp yanından hiç ayırmadı. Vefâtı yaklaşınca onu kefeninin içine koymalarını ve kendisiyle beraber defnetmelerini vasiyet etti. Vasiyeti yerine getirildi. (Ahmed, III, 496)

Ümmü Hânî -radıyallâhu anhâ- şöyle anlatır:

“Efendimiz yanıma geldi ve su istedi, kendisine hemen su ikram edildi. Suyu içtikten sonra kalanını bana verdi. Ben de onu içtim ve:

«‒Yâ Resûlâllah! Ben oruçlu idim, lâkin Senʼden artanı geri çevirmeyi hoş görmedim!» dedim…” (Ahmed, VI, 343, 424)

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Fahri Âlem - Habîbi Hüdâ Hz. Muhammed Mustafâ, Erkam Yayınları

SAHABELERİN HAYATI

Sahabelerin Hayatı

SAHABELERİN BİLİNMEYEN ÖZELLİKLERİ

Sahabelerin Bilinmeyen Özellikleri

HADİSİ ŞERİFLERİN YAZILMASINDA SAHABELERİN DİKKATİ

Hadisi Şeriflerin Yazılmasında Sahabelerin Dikkati

ABDULLAH İBNİ ÜNEYS (RA) KİMDİR?

Abdullah İbni Üneys (ra) Kimdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.