Peygamber Efendimiz’e Yönelik Suikast ve Baskılar
Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ve ashâbına yönelik suikastler ve baskılar nasıl engellendi? Bu zorluklar karşısında nasıl bir mücadele verildi?
Kur’ân-ı Kerim, Peygamberlerin, risâlet görevini ifa ederlerken çok büyük sıkıntılara, baskılara maruz kaldıklarını, çile çektiklerini, ölümle tehdit edildiklerini hatta kimi peygamberlerin öldürüldüklerini haber vermektedir. Peygamberlerin sorumluluğu diğer insanlara göre daha büyük ve imanları daha kuvvetli olduğu için en fazla ıstırabı onlar çekmişlerdir.
PEYGAMBER EFENDİMİZ’E SUİKAST VE BASKILAR
En şiddetli ve dayanılması güç musibetlerin peygamberlerin başına geleceğine şu hadiste işaret edilmiştir: Sa’d b. Ebî Vakkas, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e: “Ey Allah’ın Rasûlü! İnsanların hangisinin başına en şiddetli bela gelir” diye sorduğunda Resûl-i Ekrem şöyle cevap verir: “Peygamberlere, daha sonra onların yolunda olanlara ve derece derece bunları izleyenlerin başına gelir” buyurmuşlardır. Ebû Said el-Hudrî’nin rivayetinde ise, peygamberlere tabi olanlar anlamındaki “el-emsel” kelimesi yerine “salihler” sözcüğü geçmektedir. [1]
Peygamber Efendimiz’e Suikast Girişimleri
Mekke müşrikleri, Peygamber Efendimize baskılarını sürdürmüşler hatta suikast teşebbüsünde bulunarak, onu öldürmeyi planlamışlar anacak Allah Tealâ, onların mekrini/tuzağını boşa çıkarmıştır.[2] Peygamber Efendimiz, gerek müşrikler, gerekse Ehli- kitap kategorisinde sayılan Yahudi ve Hıristiyanlar ve gerek münafıklar tarafından çeşitli baskılara ve suikastlara maruz kaldığını bizzat kendi ifade buyurmuşlardır. Hz. Aişe’in rivayetine göre, Peygamber (s.a.s)’in ölüm döşeğinde, Hayber’in fethinden sonra yediği (zehirli) yemeğini acısını sürekli hissettiğini, bu zehirli yemekten dolayı, aort damarını koparacak derecede o günden ölüm anına kadar bunun ıstırabını çektiğini ifade etmiştir.[3]
Buhârî’in, Hz. Enes b. Mâlik’ten gelen bir başka rivayetine göre pişirilmiş bir koyun etin içerisine zehri gizleyerek görünüşte bir ikram niyeti ile Peygamber Efendimize getiren kimsenin bir Yahudi kadını olduğu anlaşılmaktadır.[4] Hz. Peygamber, zehirli koyunun etinden biraz yemiş, zehirli olduğunu fark eder etmez yemeyi bırakarak oradan ayrılmıştır.
Hz. Peygamber, bir meselenin halli için Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin de bulunduğu bir grup sahâbî ile Benî Nadîr yurdunu gitti. Yahudiler başlangıçta Hz. Peygamber’e iyi davrandılar. Bir müddet istirahat etmesini istediler. Fakat Peygamberimiz sâhâbîlerle bir duvarın dibinde gölgelenirken üzerine bir taş yuvarlayarak onu öldürmeyi planladılar. Bu planı Yahudi reislerinden Huyey b. Ahtab tasarlamıştı. Sellâm b. Mişkem adlı Yahudi lideri, bunun Müslümanlarla aralarındaki antlaşmayı bozmak anlamına geleceğini hatırlatarak suikastı önlemeye çalıştıysa da başaramadı. Amr b. Cihâş adlı Yahudi’nin taşı yuvarlamaya hazırlandığı sırada durumu sezen Hz. Peygamber, bir ihtiyaç için ayrılıyormuş gibi oturduğu yerden kalkarak Medine’ye gitti Hz. Peygamber, Müslümanlara onların üzerlerine yürüme emrini verdi. On beş günlük kuşatma sonunda Nadîr oğulları Medine’den ayrıldılar/sürüldüler ve Hz. Peygamber’e karşı tasarlanan suikastlarını cezasını gördüler.[5]
Hicretin altıncı yılının sonları ve yedinci yılı başlangıcında, Arabistan’da Yahudiliğin merkezi durumunda olan ve Müslümanların aleyhinde çalışanların en tehlikeli müstahkem mevkileri olan Hayber’in fethi gerçeklemiştir.[6]
Hayber’in fethini müteakip Rsaûl-i Ekrem, Hayber’de birkaç gün kaldı. Yahudiler sulh ve barış temin edildiği halde bunlar, yine pek isyankâr bir hareket tarzı takip ediyorlardı. Sellâm b. Mişkem’in eşi Zeynep, bir gün Rasûl-i Ekrem ile arkadaşlarını yemeğe davet etmişti. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, bir lütuf eseri olarak, davetini kabul etmişti. Fakat Zeynep yemeği zehirlemişti. Rasûl-i Ekrem, bu yemekten bir lokma almış ve sonra yemekten eline çekmişti. Bişr ibn Berrâ, birkaç lokma yediğinden müthiş ıstıraplar içinde hayata veda etmişti. Rasûl-i Ekrem, Zeyneb’i çağırtmış, ne yaptığını sormuş, o da suçunu itiraf etmişti. Hz. Peygamber, kendi şahsına karşı vuku bulan herhangi bir hareketin intikamını almazdı. Fakat Bişr ibn Berrâ zehirlenerek öldürüldüğünden Zeyneb de idama mahkûm edilmişti.[7]
Suikast Merkezinin İnşası
Peygamber (s.a.s)’e ve Müslümanlara tasarlanan suikast merkezinin inşasından söz etmek istiyoruz. Peygamber Efendimiz, Tebük seferine giderken münafıklar, kendisine müracaatta bulunmuşlar, Peygamber’in mescidine gidemeyen ihtiyar ve hastalar için bir mescid hazırladıklarını söylemişler, yaptıkları bu mescide gelerek namaz kılmasını talep etmişlerdir. Peygamber Efendimiz, Tebük’e gitmek üzere hazırlandığı için onlara vaktinin olmadığını söyleyerek bu arzularını yerine getirememiştir.[8] Hz. Peygamber, Tebük seferinden dönünce Münafıkların, zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, Müslümanları bölmek/tefrikaya düşürmek, Allah ve Rasûlüne karşı savaşlara üst olsun diye kurdukları bu mescidin kuruluş gayesi kendisine gelen vahyi ile bildirilmiştir.[9]
Münafıklar, Peygamber (s.v.s)’i, kendilerini onurlandırmak için, bir vakit namaz kılmaya davet ediyor, bunu iyi niyetle yaptıklarını göstermek ve onu ikna etmek için yemin billah ediyorlardı. Hz. Peygamber, belki de oraya giderek namaz kılacak ve onları memnun edecekti. Tam böyle bir meyil içerisinde olduğu sırada Rasûlullah, Allah tarafından “O mescidin içerisinde asla namaz kılma” ifadesiyle uyarıldı ve İslam’ın ilk günlerinde temeli takva üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi) içinde namaz kılmasının daha uygun olacağı kendisine bildirildi. Allah Teâlâ, Kur’an-ı Kerîm’de bu kesimlerin bütün hile ve tuzaklarını, Rasûlüne haber vermiş, bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s) o zararlı mekânı yıktırmıştır.
Tarihi süreçte de Hz. Peygamber ve ona inanıp tabi olanlar, kâfirler, müşrikler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve münafıklar tarafından hep baskı görmüş, eziyete uğramış, ekonomik ambargoyla karşılaşmış, aç ve susuz bırakılmış, liderleri ve toplum önderleri suikasta uğramış, yurtları işgal edilmiş, çaresizliğe mahkûm edilmiştir. Maddi ve manevi açıdan güçlü olmak, bilgi ve tecrübe açısından muktedir olmak, ince sezgiye, derin düşence ve yorumlara malik olmak ve bu çerçevede önlemler almak, ehl-i küfrün hile ve tuzaklarını boşa çıkarmaya en elverişli yoldur.
Enfâl Sûresi, 60. Âyette bildirilen ilahî mesajı Kur’an’a inanan ümmetin iyi kavraması, düşman karşısında aciz olmamanın, yenik düşmemenin ve katliama, soykırıma uğramamanın en başat çaresi tabir caizse ilacıdır. “Onlara (düşmanlara” karşı, gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz…” Bilimin ve buna bağlı olarak teknolojinin geliştiği bir süreçte, elektronik savaşın ve siber saldırının gerçekleştiği bir dönemde, sığınak delicilerin ve balistik füzelerin günümüz savaşının ana materyallerini oluşturduğu bir asırda hatta yapay zekânın, insansız hava araçlarının, savaş araç ve gereçlerine dâhil edildiği bir çağda, daha gelişmişini yapmak Müslümanlara bu âyet bağlamında görevdir.
Dipnotlar:
[1] Buharî, “ Merzâ”, 3; Tirmizî, “Zühd”, 56; İbn Mâce, “Fiten”, 23; Dârimî, “Rikâk”, 67; Ahmed b. Hanbel, “Müsned”, I, 172, 174.
[2] el-Enfâl, 8/30.
[3] Buhârî, “Kitâbü’l-Meğâzi”, 83.
[4] Buhârî, “Kitâbü’l-Hibe”, 28; Ahmed b. Hanbel, “Müsned”, III, 218.
[5] Geniş bilgi için bkz. İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesaj, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 2004, s. 225-227.
[6] Geniş Bilgi izin bkz. Mevlânâ Şibli, Asr-ı Saadet, tercüme, Ömer Rıza Doğrul, günümüz Türkçesi’ne uygulayan, Osman Zeki Mollaahmedoğlu, Eser Matbaası, İstanbul, 1977, I, 323-330.
[7] Mevlânâ Şibli, Asr-ı Saadet, I, 338.
[8] Mevlânâ Şibli, Asr-ı Saadet, I, 373.
[9] et-Tevbe, 9/107-108.
Kaynak: Kerim Buladı, Altınoluk Dergisi, Sayı: 474










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!