Peygamber Dili

Anne ve baba, Peygamberlerin dilini kullanırsa Allah’ın yardımını görür. Hoca da öyledir, muallim de. Yolumuz onların yolu olduğuna göre metodumuz da onların metodu olmalıdır.

Rabbimiz, insanı dilediği tarzda yarattı. Fizikî yapısını o şekillendirdi. İç organlarını o yerleştirdi. Beyni ve beyne bağlı gözü, kulağı, dili onun eseridir. İlk insanı da onun son çocuğunu da şekillendiren Rabbimizdir. Buna iman ediyoruz elhamdülillah. Aynı zamanda iman ettiğimiz bir gerçek daha var: Rabbimizin insanı yaratması, şekillendirmesi ve benzeri, insan üzerinde tecelli eden bütün işleri olduğu gibi hikmettir. Hikmet ile olmayan bir tek noktadan söz edilemez. Sağlıklı diye isimlendirdiğimiz insanla, mesela ‘engelli’ dediğimiz insan aynı hikmet çerçevesi içinde bulunurlar.

KAMİL BİR İNSAN

İnsan psikolojisi olarak konuşulan değerler de o hikmet alanında kalır. İnsanın tebessümü, sinirlenmesi, tepki göstermesi, keyfini bozmaktan hoşlanmaması, sabırsızlığı veya sabrı, gülmesi-ağlaması, sevmesi-nefret etmesi, aç iken başka bir kimlik sahibi gibi davranması ve bunlara benzer insana ait ne varsa tamamı Rabbimizin dileyerek ve bir hikmete dayandırarak yaptığı işlerindendir. Böyle iman ediyoruz. Böyle iman etmedikçe de imanımızı ‘kâmil bir iman’ kabul edemeyiz. Allah Teâlâ eksik bir iş yapmaz, olduğu gibi hikmet olmayan bir iş yapmaz. İlk insandan son insana kadar bütün insanlar bu kuralın içindedirler.

İnatçı insan, dinlemek istemeyen insan, anlamayan, anlamak istemeyen insan, tembelliği yaşam tarzı edinmiş insan, yaşı büyümüş ama beyni küçük kalmış insan, kalbi olgunlaşmamış insan Allah’ın yarattığı insandır. Bu insanla gözü nemli insanı, kalbi rikkat ehli insanı, kulağı sese açık, zihni anlamaya yatkın insanı aynı topraklarda yarattı Rabbimiz. İkisine aynı Peygamberi gönderdi. İkisine aynı kitabı okuttu. Herkesi aynı cennete çağırdı.

HİKMET DERYASI

Hikmeti de buradan okundu. Bize göre karmaşık, onun hikmet deryasında ise mükemmel bir plan çıktı ortaya. Rabbimiz temsilcileri olarak gönderdiği Peygamberlerinin karşısına rengârenk insanlardan oluşan toplumlar çıkardı. Dinleyenlerin ve dinlememek isteyenlerin, görebilenlerin ve görmek istemeyenlerin, sağlamlarla engellilerin, önünü görebilenlerle görmek istemeyenlerin beraber bulunduğu kitlelere konuşmalarını emretti. Onlar da kulak seçmeden herkese konuştular. Konuştuklarının anlaşılıp anlaşılmadığının muhasebesini ise Allah’a havale ettiler. Vazifelerini yapmayı kendileri için birinci ve öncelikli tuttular.

ALLAH’IN YARATMADAKİ HİKMETİ

Allah’ın selamı onlara olsun, Peygamberler karşılarındaki insanlardan seçmediler ama kendileri için en uygun dili, en tatlı lisanı seçtiler. Kelimeleri seçe seçe cümle kurdular. Asıl anlatacakları ile ertelenebilecek konulara dikkat ettiler. Böylece Allah Teâlâ’nın huzurunda Peygamberlerden şikâyet edebilecek mazeretinde haklı bir insan kalmadı yeryüzünde. Yaşayanın yaşadığı ile ölenin öldüğü hak üzere oldu. Onların dil ve metot titizliği sayesinde taşlar yerine oturdu. Allah’ın yaratmadaki hikmeti tecelli etti.

PEYGAMBERLERİN DAVASI

Bugün ve yarın, Peygamberlerin davalarını sürdürme görevi ile görevlendirilmiş bulunan bütün mü’min anne ve babalar, muallimler, idareciler, imamlar, müezzinler bu çizgide yürümeye mecburdurlar. Kullanılan ifadeler, seçilen kelimeler, tercih edilen metotlar, ahiretini perişan etmiş durumdaki insanlara mazeret üretmemelidir. Allah’ın dinini ezip büzmeden, tavize yanaşmadan ama cazip yöntemler kullanarak Allah’a ve dinine davet etmelidirler. Elbette bunu başarmak kolay değildir. Sabır ister, sebat gerektirir, uzun zamana ihtiyaç olur bunu başarmak için. Önde duran peygamberler acele etmedi. Olumsuz tepkilere karşı gevşeklik göstermedi. Yılmadılar. Allah’ın selamı onların üzerine olsun. Kitabımız Kur’an onları örnek alalım diye önümüze çıkardı. Babalığın, anneliğin örneği yaptı onları. Hele hocalık ve muallimlik için onların olduğu gibi örnek alınması şarttır. Anne ve baba, Peygamberlerin dilini kullanırsa Allah’ın yardımını görür. Hoca da öyledir, muallim de. Yolumuz onların yolu olduğuna göre metodumuz da onların metodu olmalıdır.

Kaynak: Nureddin Yıldız, Altınoluk Dergisi, Sayı: 381

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.