“Öyle Fazîletli Bir Hayat Yaşa Ki Vefât Ettiğin Zaman İnsanlar…”

Dünya hayatında bir Müslüman için en büyük başarı nedir? Hak ehli bir mümin olarak anılmak ve bilinmek için nasıl bir hayat, ömür yaşanmalıdır?

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:

“Öyle fazîletli bir hayat yaşa ki vefât ettiğin zaman insanlar seni rahmet ve hasretle yâd etsinler.”

Bu imtihan âlemindeki en büyük mazhariyetlerden biri, kişinin iyi bir müslüman olduğuna dâir, müʼminlerden âdeta bir hüsn-i hâl kâğıdı alarak âhirete irtihâl edebilmesidir. Çünkü müʼminler, Allâhʼın yeryüzündeki şâhitleridir ve onların şâhitliği, Hak katında makbuldür.

Enes -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ile bazı sahâbîler birlikte bulunurlarken yanlarından bir cenâze geçti. Ashâb-ı kirâmdan bazıları o cenâzeyi hayırla yâd ettiler. Bunun üzerine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

«– وَجَبَتْ (Vâcib oldu, kesinleşti!)” buyurdular.

Sonra bir cenâze daha geçti. Orada bulunanlar onun kötülüğünden bahsettiler.[1] Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz yine:

“– وَجَبَتْ  (Vâcib oldu, kesinleşti!)” buyurdular.

Bunun üzerine Ömer bin Hattâb -radıyallâhu anh-:

“–Yâ Rasûlâllah, kesinleşen nedir?” diye hayretle sordu.

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Önce geçen cenâzeyi hayırla yâd ettiniz, bu sebeple onun Cennet’e girmesi kesinleşti. Sonrakinin de kötülüğünden bahsettiniz, onun da Cehennem’e girmesi kesinleşti. Çünkü siz (mü’minler), Allâhʼın yeryüzündeki şâhitlerisiniz.” buyurdular. (Buhârî, Cenâiz, 86; Müslim, Cenâiz, 60)

Müʼmin, elbette sâlih amellerini sırf Allah rızâsı için yapmalı, ibadetlerini, hayır-hasenâtını, Allah yolundaki gayretlerini -riyâya düşmemek için- insanlara göstermekten sakınmalıdır. Sâlih amellerini gizleme imkânı bulunmadığı zamanlarda da kalbini riyâdan korumaya çalışarak, Hakk’a kulluk vazifelerini açıktan da îfâ etmeli, riyâ olacağı endişesiyle ibadeti terk etme gafletine düşmemelidir.

Meselâ Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“Bir kimsenin câmilere gitmeyi îtiyad hâline getirdiğini görürseniz, onun îmanlı olduğuna şâhitlik edin. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

«Allâh’ın mescidlerini ancak Allâh’a îmân edenler îmâr eder…» (et-Tevbe, 18)” (İbn-i Mâce, Mesâcid, 19)

Demek ki bir kimsenin câmiye, cemaate müdâvim oluşu, bunun da müʼminler tarafından görülmesi; onun hakkında mahzurlu bir durum değildir. Bilâkis bir hüsn-i şehâdet, yani güzel bir şâhitlik vesîlesidir.

Bunun gibi beşerî münâsebetlerde, komşulukta, alışverişte, velhâsıl hayatın bütün safhalarında sergilediği hâl ve tavırlar da kişinin lehine veya -Allah korusun- aleyhine şâhitlik vesîlesidir.

Dolayısıyla müʼmin, ferdî ibadetlerine dikkat etmekle beraber, içtimâî vazifelerini de ihmâl etmeyecek. Aile efrâdından başlamak üzere, konu-komşu, hısım-akraba, ahbâb u yârân, çevre çevre bütün insanlara karşı beşerî münâsebetlerinde, İslâm ahlâkına ve âdâb-ı muâşerete riâyet edecek. Nâzik, zarif, dürüst, vefâkar, elinden ve dilinden ümmetin emîn ve müstefîd olduğu bir rahmet insanı olmaya gayret gösterecek. Müʼminler üzerinde güzel bir intibâ bırakacak.

Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- buyurur:

“Sâlih ve sâdık insanlarla beraber olun, onlarla oturup kalkın (ki onların güzel ahlâkı sizlere sirâyet etsin). İnsanlar hayatta iken sizleri özlesinler, vefât ettiğinizde de sizlere hasret duysunlar.”

Ne mutlu şu fânî gök kubbede hoş bir sadâ bırakıp ebedî âleme intikâl edebilen sâlih kullara!

Rabbimiz, ardından nefret veya lânetle değil, dâimâ hayır ve rahmetle yâd edilen sâlih kullarından olabilmeyi, cümlemize lûtf u keremiyle nasip ve müyesser eylesin.

Âmîn!..

Dipnot:

[1] Mevtânın ardından aleyhinde konuşmak veya onun şerrinden söz etmek, gıybet gibi yasak bir fiil ise de âlimler, günah ve isyanı alenen işleyen ve bu hâliyle övünen kâfir, münâfık ve fâsıklar hakkında gıybetin söz konusu olmadığını, bilâkis başkalarını onların şerrinden îkaz maksadıyla onların kötülüklerinden bahsetmenin lüzumunu ifade etmişlerdir. (Bkz. Aynî, Umdetü’l-Kārî, 8/195, 8/231)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Altınoluk Dergisi, 2026 – Ocak, Sayı: 479

İslam ve İhsan

HAYIRLI İNSAN KİMDİR?

Hayırlı İnsan Kimdir?

İYİ İNSAN KİMDİR? KÖTÜ İNSAN KİMDİR?

İyi İnsan Kimdir? Kötü İnsan Kimdir?

İYİ VEYA KÖTÜ BİR İNSAN ÖLÜNCE NELER GÖRÜR?

İyi veya Kötü Bir İnsan Ölünce Neler Görür?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.