Peygambere Salavat Getirmenin Faziletli Yer ve Zamanları

Abdullah Sert Hocaefendi, Şifâ-i Şerif’ten aktardığı bu bölümde, Peygamber Efendimiz’e salâtü selâm getirmenin en faziletli yer ve zamanlarını anlatıyor.

RESÛL-İ EKREM’E SALÂTÜ SELÂM GETİRMENİN TAVSİYE EDİLDİĞİ VE MAKBÛL GÖRÜLDÜĞÜ YERLER

Daha önce de söylediğimiz gibi, namazda salâtü selâmın yeri, son oturuşta tahiyyâtı okuduktan sonra ve duâ etmeden öncedir.

Ashâb-ı kirâmdan Fedâle bin Ubeyd (v. 53/673) radıyallahu anhın rivâyet ettiğine göre Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, bir adamın namazda Peygamber’e salâtü selâm getirmeden duâ etmeye başladığını duydu ve “Bu adam duâ etmekte acele etti” buyurdu. Ardından o adamı yanına çağırdı, hem ona hem orada bulunan sahâbîlere şöyle buyurdu:

«Biriniz namaz kılınca, önce Allah Teâlâ’ya hamdü senâ etsin, ardından Peygamber’e salâtü selâm getirsin, ondan sonra da dilediği şekilde duâ etsin.» (Tirmizî, Daavât 65, nr. 3477. Ayrıca bk. Nesâî, Sehv, 48, nr. 1283.)

İster namazdan sonra olsun, isterse diğer zamanlarda olsun, Allah’a duâ edecek kimse duâsına “el-Hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn ve’s-salâtü ve’s-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn” diye başlamalıdır. Nitekim bir defasında Resûli Ekrem Efendimiz sahâbîlerden birinin Allah’a hamd ve Resûlü’ne salât getirerek duâya başladığını gördü. Onu takdir ederek “Ey namaz kılan zât! Duâ et, duân kabul olunur.” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 65, nr. 3476; Nesâî, Sehv, 48, nr. 1283.)

Bu hadisin bir başka rivâyetinde “Allah Teâlâ’ya hamdü senâ etsin (tahmîd)” ifâdesi, “Allah Teâlâ’yı yüceltsin (temcîd)” şeklinde de geçmektedir ki bu hadisin senedi (veya bu lafız) daha sahîhtir. (Ebû Dâvûd, Vitir 23, nr. 1481; İbni Huzeyme, es-Sahîh (A‘zamî), I, 350, nr. 719; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), XVIII, 307, nr. 791.)

Salâtü Selâmsız Duâ ve Namaz

Hz. Ömer radıyallahu anh şöyle demiştir: “Peygamber Efendimiz’e salâtü selâm getirilmeden yapılan duâ ve kılınan namaz gökle yer arasında asılı kalır, Cenâb-ı Hakk’ın huzûruna yükselmez.” (Tirmizî, Vitir 21, nr. 486.)

Her ne kadar bu söz Hz. Ömer’e “mevkûf ” yani onun sözü ise de, böyle bir meseleyi bir sahâbî bilemeyeceği için, “hükmen merfû” yani Peygamber Efendimiz’in sözü kabul edilir.

Şu hadîsi şerîf de salâtü selâmın önemini göstermektedir: “Ezânı işittiğiniz zaman, müezzinin söylediklerinin aynısını siz de söyleyin. Sonra bana salâvat getirin. Çünkü bir kimse bana bir defa salâvat getirirse, Allah buna karşılık ona on defa salât eder. Daha sonra benim için Allah’tan Vesîle’yi isteyin. Çünkü Vesîle, Cennette Allah’ın kullarından bir tek kuluna lâyık olan bir makamdır. O kulun ben olacağımı umuyorum. Benim için Vesîle’yi isteyen kimseye şefatim vâcip olur.” (Müslim, Salât 11, nr. 384; Ebû Dâvud, Salât 36, nr. 523; Tirmizî, Menâkıb 1, nr. 3614; Nesâî, Ezân 37, nr. 677.)

Hz. Ali de Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemden bu mânada bir hadis rivâyet etmiştir. Yalnız o rivâyet “Muhammed’e ve Muhammed âilesine salâtü selâm getirilmeden...” şeklindedir.

Hz. Ali’nin sözü olarak da rivâyet edilen bu hadis şöyledir: “Yapılan her duâ, Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme ve onun âilesine salâtü selâm getirilmedikçe alıkonulur, Allah’a ulaştırılmaz.” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat (İvezullah), I, 220, nr. 721; Heysemî, Mecma‘u’z-zevâid, X, 160; Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’s-sahîha, V, 54-58, nr. 2035.)

Bu hadis şöyle de rivâyet edilmiştir: “Duâ eden kimse Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve selleme salâtü selâm getirmedikçe duâsı alıkonulur, Cenâb-ı Hakk’a ulaştırılmaz.”

Önce Hamd, Sonra Salâtü Selâm

Abdullah ibni Mes’ûd radıyallahu anh şöyle demiştir:

“Biriniz Allah Teâlâ’dan bir şey isteyeceği zaman, önce O’na lâyık olduğu şekilde hamdü senâ etsin. Sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme salâtü selâm getirsin. Ardından dileğini Cenâb-ı Hakk’a arzetsin. Böyle yapılan duâ kabul edilmeye daha lâyıktır.” (Abdürrezzâk, el-Musannef (A‘zamî), X, 441 (Ma’mer ibni Râşid, el-Câmi’, X, 441, nr. 19642); Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr (Selefî), IX, 155; Elbânî, Silsiletü’l-ehâdîsi’s-sahîha, VII/1, 619-620, nr. 3204.)

Bir Duâda Üç Salât

Ashâb-ı kirâmdan Câbir ibni Abdillah radıyallahu anhümâ Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Duâ edeceğiniz zaman, beni, yolculuğa çıkan adamın su kabı yerine koymayın. Zira yolculuğa çıkacak adam su kabını doldurup onu bir yere koyar, ardından eşyasını binitine yükler. Şâyet canı su içmek isterse o kaptaki suyu alıp içer veya abdest almak isterse, o suyla abdestini alır; içmeyecek, abdest de almayacaksa o suyu döker. Beni bu duruma düşürmeyip duânınızın hem başında, hem ortasında, hem de sonunda anınız.”

Resûlullah Efendimiz bu hadîsi şerîfte o devirde çok iyi bilinen bir âdetten söz ediyor. Binitinin sırtında yolculuk eden kimse, yolculukta kullanacağı suyu matarasına doldurup onu binitin eğerinin arkasına, elini atınca bulacağı bir yere iliştirirmiş. Peygamber Efendimiz bu benzetmeyi hatırlattıktan sonra, “Beni matara gibi arkaya atmayın; benim yerim arkaya atılmak, ihtiyaç duyulduğunda hatırlanmak değildir; benim yerim dâima önde olmaktır” buyuruyor. Bu sözü biraz daha açmasını isteyen ashâbına da, duâ edecekleri zaman kendisini hem duânın başında, hem ortasında anmaları, hem de duâyı salâtü selâm getirerek bitirmeleri gerektiğini söylüyor. (Abdürrezzâk, el-Musannef (A‘zamî), II, 215, nr. 3117; İbni Hacer el-Askalânî, el-Metâlibü’l-âliye (A‘zamî), III, 222, nr. 3316.)

Kaynak: Kadı İyaz, Şifa-i Şerif

İslam ve İhsan

SALAVAT NE ZAMAN GETİRİLİR?

Salavat Ne Zaman Getirilir?

SALAT Ü SELAM NEDİR? PEYGAMBERİMİZE SELAM NASIL VERİLİR?

Salat ü Selam Nedir? Peygamberimize Selam Nasıl Verilir?

SALAVAT GETİRMENİN FAZİLETLERİ

Salavat Getirmenin Faziletleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.