Namazda Sehiv Secdesi Niçin Yapılır?

Sehiv ne demektir? Namazda sehiv secdesi niçin yapılır? Sehiv secdesi ne zaman yapılır? Namazda sehiv secdesinin tanımı, hükmü, yapılışı ve gerektiği durumlar.

Sehiv secdesinin tanımı, hükmü ve yapılış şekli şöyledir:

SEHİV SECDESİ NEDİR, NASIL YAPILIR?

Sehiv; bir şeyde yanılmak, onu bilmeyerek terk etmek demektir. Yanılarak namazın rükünlerinden birisini tehir veya bir vâcibi terk yahut tehir halinde, namazın sonunda yapılması gereken secdelere “sehiv secdesi” denir. Yapılışı şöyledir: Bir rüknün tehiri veya bir vâcibin terk yahut tehiri durumunda, son oturuşta yalnız tahiyyât okunduktan sonra iki tarafa selam verilir, daha sonra “Allahu ekber” denilerek secdeye varılıp, üç kere “Sübhâne Rabbiye’l-a’lâ ” denir, sonra “Allahu ekber” denilerek oturulur, bir tesbîh miktarı oturduktan sonra yeniden “Allahu ekber” diye, ikinci secdeye varılır, yine üç defa “Sübhâne Rabbiye’l-a’lâ” okunduktan sonra “Allahu ekber” denilerek oturulur. Tahiyyât, salli-bârik ve Rabbenâ âtinâ duaları okunduktan sonra iki tarafa selâm verilerek namazdan çıkılır.

Sehiv secdesinden önce iki tarafa selâm verme Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf’un görüşüdür. İmam Muhammed’e göre yalnız sağ tarafa selam verildikten sonra sehiv secdelerinin yapılması daha faziletli ve ihtiyata daha uygundur. Nitekim cemaatle kılınan namazlarda cemaatin yanlışlıkla dağılmasına meydan vermemek için, yalnız sağ tarafa selamdan sonra sehiv secdelerinin yapılması gerekli görülmüştür.

Şâfiî ve Ahmed İbn Hanbel’e göre sehiv secdesi selâmdan hemen önce yapılır.

İmam Mâlik’e göre ise, sehiv secdesi namazdaki bir eksiklik yüzünden yapılacaksa selâmdan önce, bir fazlalık yüzünden yapılacaksa selâmdan sonra yapılır. Hem eksiklik, hem de fazlalık yüzünden yapılacaksa, bu durumda sehiv secdesi selâmdan önce yapılır. Namazda eksiklik bir müekked sünneti veya en az iki gayri müekked sünneti terk etmekle gerçekleşir. Namazda fazlalık ise, namazın cinsinden olsun veya olmasın namazı bozmayacak kadar az bir fiil ilâve etmekle gerçekleşir. Bir rekâtta iki kere rükû ve üç kere secde yapmak gibi.

Hanefîlerin sağlam görülen görüşüne göre sehiv secdesi vâcip, diğer fıkıh mezheplerine göre ise sünnettir.[1]

Hanefîler bu konuda şöyle der: Namaz kılan kişi bu secdeyi terk etmekle günahkâr olur, fakat namazı fasit olmaz. Çünkü sehiv secdesi kaybolmuş bir şeyin tazminidir. Bir şeyin tazmini ise ancak vâcip olur. Sehiv secdesi, teşehhüdü okumak ve selam vermek gibi vâcip olan işlerin yapılmasından doğan günahı kaldırır, fakat bir rükün olan meselâ bir rükû yapmamaktan doğan eksikliği kaldırmaz.

Sehiv secdesi imam için ve tek başına namaz kılan için gereklidir. İmama uyan kişi namazında yanılırsa onun sehiv secdesi yapması gerekmez. İmamın yanılması ise kendisi için asâleten, cemaati için tebean sehiv secdesini gerektirir. İmama uyan kişinin, -ister namazın başında uymuş olsun, isterse birinci rekâttan sonra uymuş bulunsun,- imam sehiv  secdesi yaptığında, onunla birlikte bu secdeye katılması gerekir. Eğer imam sehiv secdesini yapmazsa, bu secde cemaatten de düşer. Çünkü cemaatin imama uyması gerekir. Fakat mesbûk, yalnız secdelerde imama uyar, selamda ona uymaz.[2]

Sehiv secdesi vakit namazı kılmaya elverişli olduğu zamanlarda ve durumlarda gerekli olur. Meselâ; sabah namazını kılarken selam verdikten sonra güneş doğsa veya ikindi namazında güneşin ufuktaki kırmızılığı iyice ortaya çıksa, bu kimseden sehiv secdesi düşer.

Cuma ve bayram namazlarında kalabalık bir cemaat varsa, karışıklığa meydan vermemek için, sehiv secdesinin terkedilmesi daha uygun görülmüştür. Bir kimse sehiv secdesini yaparken yanılsa, ayrıca bir sehiv secdesi daha yapması gerekmez.

SEHİV SECDESİNİN DAYANDIĞI DELİLLERİ

Sehiv secdesi sünnet deliline dayanır. Abdullah İbn Mes’ûd (r.a)’ten nakledilen bir hadiste şöyle buyurulur: “Sizden biri namazında şüpheye düşerse, doğrusunu araştırsın ve namazını kanaatine göre tamamlasın, sonra selam versin ve sehiv secdesi yapsın, yani yanıldığı için iki secde daha yapsın.” [3] Ebû Said el-Hudri (r.a) şöyle demiştir: “Rasûlullah (s.a.s) buyurmuştur ki; “Sizden biri namazı dört rekât mı üç rekât mı kıldığında şüpheye düşerse, şüphesini atsın ve kesin olarak bildiği ne ise onun üzerinden namazı tamamlasın. Selam vermezden önce de iki secde yapsın. Eğer beş rekât kılmışsa, bu secdeler namazına şefaatçı olur, eğer tam kılmışsa, bu ilâve iki secde şeytanın kendisinden uzaklaştırılmasına vesile olur.” [4]

Abdullah İbn Cühayne (r.a)’ten şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasûlullah (s.a.s) bir öğle namazında ikinci rekâttan sonra oturmadan kalkmış ve cemaat de kendisine uymuştu. Namazın sonunda biz selâm vermesini beklerken, selâmdan önce, oturduğu yerden iki secde daha yaptı, sonra selâm verdi.” [5] Yine bir keresinde Allah’ın Elçisi öğle namazını beş rekât olarak kıldırmış, sahabenin “namazda artış mı oldu?” diye sorması üzerine de, selâm verdikten sonra iki secde yapmıştır.[6] Ebû Hüreyre’den rivâyete göre, yine öğle veya ikindi namazı kılıdırırken Allah’ın Elçisi iki rekâtta selâm vermişti. Bir sahabenin namaz eksik oldu, demesi üzerine, Hz. Peygamber, arkadaşınızın söylediği doğru mu? diye teyit ettirmiş, sonra kalkarak iki rekât daha kıldırmış ve arkasından iki secde daha eklemiştir.[7]

Hz. Peygamber ve ashab-ı kiramın gerektiği durumda sehiv secdesi yapmaları bu secdenin vâcip olduğunu gösterir. Haccın vâciplerinden birisinin eksik kalması halinde, bunu telafi için kurban kesilmesi gibi, sehiv secdesi de, namazdaki eksiklerin tamamlanması için vâcip kılınmıştır.

SEHİV SECDESİ HANGİ DURUMLARDA YAPILIR?

Bilindiği gibi namazın kıraat, rükû ve secde gibi farzları; Fâtiha okumak ve ardından başka bir sûre ekleme, sırayı gözetmek gibi vâcipleri ve oturuşlarda salli-bârik dualarını okumak gibi sünnetleri vardır. Bütün bunlar gözetilerek kılınacak namaz, tam ve mükemmel bir namaz olur. Namazın bu gereklerine uyulamaması durumunda ise, bu eksiklik veya fazlalığı giderme yol ve yöntemlerini bilmek önem arzetmektedir. Çünkü her eksiklikten ötürü, namazı yeni baştan kılmaya çalışmak kişiyi çıkmaza götürebilir.

Aşağıda, namazda yapılabilecek eksikliklerin giderilme yollarını açıklayacağız:

Namazın farzlarından birininin terk edilmesi durumunda, bunun namaz içinde kaza edilmesi mümkün ise, kaza edilir ve farzın tehirinden ötürü namazın sonunda ayrıca sehiv secdesi yapılır. Eksik kalan bir secdeyi sonraki rekâtlarda yapmak gibi. Bilerek veya bilmeyerek böyle bir farzın veya bir rekâtın eksik kılınması gibi durumlarda namaz batıl olur ve yeniden kılınması gerekir. Çünkü namazın ana parçasını oluşturan bir rükün veya şartın eksikliği sehiv secdesi ile tamamlanamaz.

Namazdaki bir vâcibin bilerek terk veya tehiri kötü bir iş olup, bundan dolayı sehiv secdesi gerekmezse de, böyle bir namazı yeniden kılmak daha uygundur. Ancak Fâtiha sûresinin veya birinci oturuşun bilerek veya yanılarak terk edilmesi durumunda sehiv secdesi gerekli görülmüştür. Bir sünnetin kasten veya yanılarak terki sehiv secdesini gerektirmez, fakat kasten terkedilmesi bir kusurdur, sevap ve faziletten mahrum kalmaya sebep olur.

Sehiv secdesinin sebepleri şunlardır:

1) Namazın fazlarından birinin tehir edilmesi durumunda sehiv secdesi gerekir. Dört rekâtlı farz namazın ilk oturuşunda salli-bârik dualarını okuma durumunda, sonraki farzlar gecikeceği için, sonunda sehiv secdesi yapmak vacip olur.

2) Namazın vâciplerinden birini yanılarak terk etmekle sehiv secdesi gerekir. Bu da ya o vâcibi tamamen terk etmekle veya geri bırakmakla yahut öne almakla veyahut namaza bir şey ilave etmekle yahut da bir şeyi eksiltmekle olur ki, bunlar on bir vâcipten ibaret olup şunlardır:

a) Farz namazların ilk iki rekâtında Fâtiha’nın tamamını veya çoğunu terk etmek.

b) Farz namazların ilk iki rekâtında Fâtiha’dan sonra üç kısa âyet veya uzun bir âyet okumayı terk etmek.

c) Namazlarda açıktan veya gizli okuma esasına aykırı davranmak. Bir kimse öğle ve ikindi namazları gibi gizli okunacak namazlarda açıktan okusa veya akşam, yatsı ve sabah namazları gibi imamın açıktan okuması gereken namazlarda gizli okusa, bundan ötürü namazın sonunda sehiv secdesi yapması gerekir. Gizli okunacak yerde Fâtiha’nın çoğu açık okunsa geri kalanı gizli okunur. Bunun aksine açık okunacak bir namazda Fâtiha’nın bir kısmı gizli okunsa yeni baştan açıktan okunur. Böylece bir rekâtta açık ve gizli okuma bir arada bulunmamış olur. Başka bir görüşe göre, bu yeniden okunmaz, geri kalanı açıktan okunur.

d) Üç veya dört rekâtlı namazların ilk oturuşunda tahiyyâtı okumayı terk etmek.

e) Son oturuşta tahiyyâtı okumayı terk etmek.

f) Bir rekâtın içinde tekrarlanması gereken bir işi yapmakta sırayı gözetmemek. Bu fiil her rekâtın ikinci secdesidir. Meselâ; bir kimse, bir rekâtta ilk secdeden sonra yanılarak sonraki rekâta kalkar ve o rekâtı iki secdesi ile yerine getirdikten sonra, namazın sonunda terkettiği bu secdeyi hatırlayıp, o secdeyi de yerine getirirse, sıraya uymadığından dolayı bu kimseye sehiv secdesi yapmak vâcip olur.

İftitah tekbirinden sonra rükûa gidip, yanıldığını anlayarak geri dönüp Fâtiha ve ilave sûre okuyan kimse rükûu yeniden yapar, sırayı gözetmediği için de sehiv secdesi yapması gerekir. Bunun gibi tilavet secdesini yerinde yapmayıp terk etmek de sehiv secdesini gerektirir.

Diğer yandan namazda ayakta duracak yerde özürsüz olarak oturmak, oturacak yerde ayağa kalkmak durumlarında olduğu gibi bir farzın yerini değiştirmek veya tehir etmek de sehiv secdesini gerektirir.

g) Rükû ve secdede ta’dil-i erkânı terk etmek. Sahih görülen görüşe göre, yanılarak ta’dil-i erkânı terkeden kimsenin sehiv secdesi yapması vâcip olur.

h) Farz namazlarda kıraatin yerini değiştirmek. Meselâ; ilave sûreden sonra Fâtiha okumak veya dört rekâtlı namazların son iki rekâtında sûre okumak gibi durumlarda sehiv secdesi yapmak gerekir.

i) Vitir namazının kunutunu terk etmek. Bu da kunutu okumadan rükûa varmakla gerçekleşir. Kunutu terkeden kimse sehiv secdesi

j) Kunut tekbirini terk etmek.

k) Bayram tekbirlerinin tamamını veya bir bölümünü terk etmek yahut bayram namazının ikinci rekâtının rükû tekbirini terk etmek gibi durumlarda da sehiv secdesi yapmak gerekir. Çünkü bunlar vâcip tekbirlerdir. Birinci rekâtın rükû tekbiri böyle değildir.

3) Namaza, namazdan olmayan bir şeyi ilave etmek: İki kere rükû etmek gibi. Bu durumda namazın sonunda sehiv secdesi gerekir.

4) Yanılarak terkedilen fiile geri dönmek:

Bir kimse yanılarak birinci oturuşu yapmasa, sonra bu oturuşu hatırlasa bakılır: Eğer oturma haline daha yakın ise geri döner ve oturup teşehhütte bulunur. Eğer ayakta durma haline daha yakın ise geri dönmez. Namazın sonunda sehiv secdesi yapar.

Son oturuşu yanılarak terkedip beşinci rekâta kalkan kimse, beşinci rekâtın secdesini yapmamışsa geri döner ve oturur, sonunda da sehiv secdesi yapar. Eğer bu kimse, beşinci rekâtın secdesini yapmışsa namaz bozulur. Artık kıldığı bu namaz nâfileye dönüşür. Böyle bir kimsenin bu namazı altıya tamamlaması menduptur. Bu hüküm Ebû Hanife ile İmam Muhammed’e göredir.

Eğer son oturuşta teşehhüt miktarı oturduktan sonra yanılarak ayağa kalkarsa, bu oturuşu birinci oturuş sanarak selam vermemişse bakılır: Beşinci rekâtın secdesini yapmadıysa tekrar oturur. Eğer beşinci rekâtın secdesini yapmışsa müstehap olarak bu namaza bir rekât daha ilâve eder. Bu kimsenin kıldığı farz namaz tamam olur. Çünkü son oturuş kendi yerinde olmuştur. Fazla olarak kılınan iki rekât ise, bu kimse için nâfile hükmünde olmuş olur.

5) Namazda rekât sayısında şüphelenmek:

Bir kimse namazında şüphelenerek üç mü yoksa dört mü kıldığını hatırlamasa, eğer yanılma olayı bu kişinin başına ilk defa gelmişse, yani bu gibi şüphelenmeler o kişide devamlı bir âdet haline gelmemişse namazını yeniden kılmalıdır. Bunu yeniden kılmak için oturarak selam vermesi daha uygundur. Çünkü Allah Elçisi; “Sizden biri namazında kaç rekât kıldığı husûsunda şüpheye düşerse, namazı yeniden kılsın.” [8] buyurmuştur.

Eğer böyle bir kimseye çoğu kez şüphelenme durumu geliyorsa, galip olan kanaatine göre namazına devam eder. Üç veya dört rekâttan hangisi hakkındaki kanaati ağır basıyorsa o tarafı tercih eder. Çünkü sık sık vesveseye düşen kimsenin namazını yeniden kılmasında güçlükler vardır. Hz. Peygamber (s.a.s) bu konuda şöyle buyurmuştur: “Sizden biri şüphelendiği zaman doğruyu araştırsın ve namazını tamamlasın.” [9]

Namazda şüphelenip, kaç rekât kıldığı husûsunda kesin bir kanaate varamayan kimse en az rekâtı esas alarak namazına devam eder. Çünkü en azı hakkındaki bilgi kesindir. Böyle bir kimse oturması lâzım geldiğine kanaat getirdiği her yerde oturmalıdır. Böylece farz veya vâcip olan bir oturuşu terketmemiş olur. Meselâ; dört rekâtlı bir namazda, kılmakta olduğu rekâtın birinci mi, yoksa ikinci mi olduğu husûsunda şüphe eden kimse araştırmasına göre amel eder. Eğer araştırması bir sonuç vermezse en az olan bir rekâtı esas alarak namaza devam eder. Ancak bunun ikinci rekât olma ihtimalinden dolayı da oturur, çünkü ikinci rekâtta oturmak vâciptir. Sonra kalkıp bir rekât daha kılıp oturur.

En azı ile amel etmek gerektiğinin delili, Ebû Said el-Hudrî (r.a)’nin rivâyet ettiği şu hadistir: “Sizden biri namazında şüphe ederse, üç mü yoksa dört mü kıldığını bilemezse, şüphelenmeyi bıraksın ve en az rekâtı esas alarak namazına devam etsin.” [10]

Bir kimse namazda iki defa veya daha fazla yanılırsa, hepsi için namazın sonunda bir tek sehiv secdesi (iki secde) yapması yeterlidir. Çünkü Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri yanıldığı zaman iki defa secde etsin.” [11] Bu hadis-i şerif iki kere yanılmayı da içine almaktadır.

Diğer yandan bu son hadis, rükûlu ve secdeli olan bütün vâcip, sünnet ve diğer nâfile namazlardaki yanılmaları da kapsamaktadır.

Tek başına namaz kılanın açıktan veya gizlice okumasından dolayı “zahiru’r-rivaye”ye göre, sehiv secdesi gerekmez. Ancak gizlice okunacak yerde, meselâ; öğle namazında bilerek açıktan okusa, kötü bir iş yapmış sayılır.

Tek başına namaz kılanın gündüz kılacağı nâfile namazlarında açıktan kıraatta bulunması mekruhtur.

İmam, meselâ sabah namazında Fâtiha’yı yanılarak gizlice okuyup, sonra hatırlasa, ilave edeceği sûreyi açıktan okur, Fâtiha’yı yeniden okuması gerekmez.

Dört veya üç rekâtlı farz veya vitir namazlarında birinci oturuşta, Tahıyyât okunduktan sonra, yanılarak “Allahümme salli alâ Muhammed’in ve alâ âli Muhammed” denilmesi sehiv secdelerini gerektirir. Fakat son oturuşlarda Tahiyyât’tan sonra Kur’an okunması, dua edilmesi sehiv secdesini gerektirmez. Çünkü son oturuş dua ve senâ mahallidir. Kur’an ise dua ve senâyı içine alır.

Namazda zikirlerin, dua ve Tahiyyât’ın açıktan okunması da sehiv secdelerini gerektirmez. İmam yanıldığı zaman, cemaatin ona hatırlatma şekli konusunda Allah’ın Elçisi şöyle buyurmuştur: “Böyle bir durumda erkeklerin Sübhânallah demesi, kadınların ise el çırpması gerekir.” [12]

Dipnotlar:

[1] bk. İbnu’l-Humâm, age, I, 355, 374; Kâsânî, a.g,e, I, 163-179; Meydânî, age, I, 95-100; Şürünbülâlî, age, s. 79-81; İbn Kudâme, a.g,e, II, 12 vd; Zühaylî, age, I, 87 vd. [2] bk. İmama uyanın halleri. Müdrik, Mesbuk, Lahik konusu. [3] Buhârî, Salât, 31; Müslim, Mesâcid, 88, 89; Ebû Dâvud, Salât, 190, 191, 193; Nesâî, Sehv, 24, 25; İbn Mâce, İkâme, 132, 133; Mâlik, Muvatta’, Nida, 61, 62, 63; A. İbn Hanbel, Müsned, I, 190, 193, 204-206 [4] Buhârî, Sehv, 6, 7; Müslim, Salât, 19, 20; A. İbn Hanbel, III, 12, 37, 42. [5] Buhârî, Sehv,1. [6] Buhârî, Sehv,2. [7] Buhârî, Sehv, 3. [8] Zeylâî, bu hadis için garîb demiştir. bk. Nasbu’r-Raye, II, 173. [9] Buhârî, Sehv, 6, 7; Müslim, Salât, 19, 20; A. İbn Hanbel, III, 12, 37, 42. [10] Zeylâî, age, II, 174. [11] İbn Mâce, İkâme, 129. [12] Buhârî, Sehv, 9; Şevkânî, age, II, 320 vd.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam İlmihali, Erkam Yayınları

SECDE NEDEN YAPILIR?

Secde Neden Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.