Namaz İhlâs Olmadan İşe Yarar mı?

Abdullah Sert Hocaefendi, ibretli bir misal üzerinden riyânın ameli nasıl boşa çıkardığını ve namazın ancak ihlâsla mânâ kazandığını hatırlatıyor.

KALBİN KIBLESİ ALLAH MI İNSANLAR MI?

İki yüzlü bir adam padişaha misafir olmuştu. Ziyafet sofrasına oturduklarında, kendisini çok dindar bilsinler diye alışık olduğu hâlin aksine az yemişti. Namaza durduğunda da her zamankinden uzun kılmıştı.

Saraydan evine döndüğünde:

— Sofrayı hazırlayın, demiş.

Adamın çok zeki bir oğlu varmış. Babasına sormuş:

— Baba, seni padişah davet etmişti. Sarayda bir şey yemedin mi ki?

Babası:

— Onların önünde işe yarayacak kadar bir şey yemedim, demiş.

Bunu duyan oğlu şöyle karşılık vermiş:

— O hâlde sarayda kıldığın namazı da kaza et. Herhâlde işe yarayacak bir namaz da kılmamışsındır.

Evet… Bir sürahi suya bir damla necaset düştüğünde, nasıl ki o suyun bütün safiyeti ve lezzeti bozulursa; ibadetteki niyeti riyâ ile bulandırmak, yani fanîlerin methine nâil olma veya onların kınamalarından kurtulma gayelerini karıştırmak da amelleri aynı şekilde ifsat eder. Zira tevhid inancının ortaklığa tahammülü yoktur.

Beden için ruh ne ise, amel için de ihlâs odur. Salih amellerde kalbin kıblesi Cenâb-ı Hak değil de fanîler olursa, o amellerden dolayı da tövbe ve istiğfar etmek gerekir.

Bu hakikati Şeyh Sâdî Hazretleri mecazî bir üslûpla ne güzel ifade eder:

“Kalpleri insanlara dönük olanlar, adeta arkalarını kıbleye dönerek namaz kılmış olurlar.”

Ne dehşetli bir söz…

Bir kul dua ve münâcat hâlindeyken yalnızca Allah’ı hatırına getirmeli, O’ndan gayrısını unutmalıdır. Bu bakımdan bizler de sık sık gönüllerimizi yoklamalı, niyetlerimizi gözden geçirmeliyiz.

“Konu komşu ne der?”, “İnsanlar bizi ayıplamaz mı?” gibi nefsânî kaygılarla yahut fanîler nezdinde itibar kazanma arzusuyla değil; hasbeten lillâh, yani sırf rızâ-yı ilâhîyi tahsil gayesiyle kulluk vazifelerimizi îfâ etmeye çalışmalıyız.

İslam ve İhsan

NAMAZDA HUŞÛ İÇİN 4 ALTIN KURAL

Namazda Huşû İçin 4 Altın Kural

NAMAZDA HUŞÛ İLE İLGİLİ HADİSLER

Namazda Huşû ile İlgili Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.