Münafık veya Fâsık Birinin Arkasından Gıybet Edilebilir mi?

Münafık veya fâsık birinin arkasından gıybet edilebilir mi? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Gıybet, “gaip” kelimesiyle aynı kökten gelir; yani huzurda olmayan, yanımızda bulunmayan bir kimse hakkında konuşmak demektir. Bu konuşma, eğer o kişi duyduğunda hoşlanmayacağı bir şey ise buna gıybet denir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) gıybeti şöyle tarif etmiştir:

“Gıybet, kardeşini hoşlanmadığı bir şeyle anmandır.” (Müslim, Birr, 70)

Kur’ân-ı Kerîm’de gıybet çok ağır bir benzetmeyle yasaklanmıştır:

“Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz.” (Hucurât, 49/12)

Fasığın Gıybeti Olur mu?

İmam Gazâlî Hazretleri, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn adlı meşhur eserinde, gıybetin hangi durumlarda gıybet sayılmayacağını “Dilin Afetleri” bölümünde açıkça anlatır. Mesela:

  • Bir fasık, yani dini hassasiyeti olmayan, günahı açıkça işleyen bir kimse varsa; insanların onun şerrinden sakınması için bu durum söylenebilir.

  • Bir kimse insanları aldatıyor, Müslümanlara zarar veriyorsa; onun bu yönünü söylemek, insanları uyarmak maksadıyla caiz olabilir.

Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Zalim yöneticinin yanında hakkı söylemek en büyük cihaddır.” (Ebû Dâvûd, Melâhim, 17)

Burada maksat; ifşa, teşhir ve küçük düşürme değil, insanları koruma ve zarardan sakındırmadır.

Münafığın Gıybeti Olur mu?

Münafık, dışı Müslüman gibi, içi inkâr dolu kimsedir. Eğer bir kişi gerçekten Müslümanlara zarar veriyor, onları aldatıyor ve bu durum kesin delillerle biliniyorsa, insanları uyarmak için bu söylenebilir. Ancak münafığı tespit etmek çok zor ve çok tehlikelidir. Eğer kolay olsaydı zaten münafık olamazdı.

Bu yüzden Müslüman, konuşması gerektiği yerde konuşan; susması gerektiği yerde de susabilen insandır. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)

İslam ve İhsan

GIYBET ETMENİN CAİZ OLDUĞU DURUMLAR

Gıybet Etmenin Caiz Olduğu Durumlar

GIYBET NEDİR? GIYBET (DEDİKODU) İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER

Gıybet Nedir? Gıybet (dedikodu) İle İlgili Ayet ve Hadisler

GIYBETİN CAİZ OLDUĞU DURUMLAR

Gıybetin Caiz Olduğu Durumlar

GIYBETİN MÜBAH OLDUĞU HALLER İLE İLGİLİ HADİSLER

Gıybetin Mübah Olduğu Haller ile İlgili Hadisler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.