Kur’an ve Sünnette Mümin ve Münafık Karakter Tahlili

Kur’an ve Sünnet ışığında mümin ve münafık karakterinin temel özellikleri; iman, nifak, psikolojik ve sosyolojik yönleriyle ele alınıyor.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Onları (münâfıkları) gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hâle geliyorlar?” (el-Münâfikûn, 4)

MÜNAFIKLIK ALAMETLERİ VE İÇ MUHASEBE

İç muhasebe yaparken hemen herkesin kendine sorduğu bir soru vardır:

“−Acaba ben münâfık mıyım, nifak alâmetleri taşıyor muyum?”

Verdiğimiz randevuya geciktiğimizde, bize verilen emanete bir zarar geldiğinde, sözümüzü tutamadığımızda vicdanımız bize rahat vermez. Bu rahatsızlık, sahâbenin de zihnini meşgul etmiş ve kalbî değişimleri konusunda nifak korkusu yaşamışlardır.

Sahâbeden Hanzala münâfık olma endişesi yaşadığında, Hazret-i Ebû Bekir ile Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gitmiş, O’nun yanındaki mânevî hâli devamlı şekilde muhafaza edemeyecekleri cevâbını alınca rahatlamıştır.[1]

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- münâfıklığın alâmetlerini şöyle sıralamıştır:

“Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse tam bir münâfıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emânet edilince hıyânet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husûmet edince haddi aşar.” (Buhârî, Îman, 24; Müslim, Îmân, 106)

Hadîs-i şerîfe göre, alâmetlerin hepsinin bulunması münâfıklık, birinin bulunması ise nifaktan bir parçadır.

İnsanlar inanç bakımından “mü’min”, “kâfir”, “münâfık” ve “müşrik” olmak üzere dört kısımdır. Kâfir ve müşriğin rengi, takındığı tavır, gideceği yer bellidir. Fakat münâfık rengini belli etmez, manipüle edici/kandırıcı, aldatıcıdır. Sömürür, tüketir, aşağı çeker, işin içinden sıyrılmayı başarır. Bir şey olmamış gibi üstünü başını silkeleyip yoluna devam eder. Kur’ân-ı Kerîm; Bakara, Âl-i İmran, Nisâ, Tevbe, Münâfikûn, Ahzâb sûrelerinde bu “illetli insan karakteri” hakkında bize bilgilendirme ve uyarılar yapar.

Nifak Kelimesinin Etimolojisi ve Münafık Kavramının Anlamı

Arapça’da “nifak”, tarla faresinin yuvası, “nâfika” ise tarla faresinin açtığı gizli delikler mânâsına gelir. Tarla faresi toprakta tüneller kazan, bir orada bir burada delikler açan zararlı bir kemirgendir. İzini belli etmez, kış uykusuna yatmaz, teyakkuzdadır. Ürkek, sevimli, sinsi ve meraklıdır. Kelimenin kökenine uygun olarak “münâfık” da İslâm toplumunu gizliden gizliye ifsâd eden bir kemirgendir. Bulunduğu ortamda kendini sevdirir, oyunu kurallarına göre oynar, izini belli etmez.

Mümin ve Münafık Karakterinin Psikolojik ve Ahlaki Özellikleri

Mü’min izzet ve şahsiyet sahibidir. Münâfık zillete dûçâr olmuştur.

Mü’min sekînet ve huzur hâlinde yaşar. Münâfık tedirgin ve tatminsizdir.

Mü’min sevgi ve muhabbet besler. Münâfık sevemez, kibri kendine engel olur.

Mü’min pozitif/ılımlı bir duruş sergiler. Münâfık kararsız, iç çatışma hâlinde ve tutarsızdır.

Mü’min güvenir, güven verir. Münâfık şüphecidir, istikrarsızdır.

Mü’min hayra vesîle olur. Münâfık şerre giden yolları açmayı kendine vazife bilir.

Mü’min hâdiseler karşısında korkusuzdur, Allah karşısında ise büyük bir haşyet duyar. Münâfık olup biten her şeyle ilgili panik ve endişe hâlindedir, korkaktır.

Mü’min doğru sözlüdür. Münâfık yalancıdır, hiçbir konuda yemin etmekten çekinmez.

Mü’min söz verir, sözünde durur. Münâfık sözünde durmaz, insanları aldatır ve kışkırtır.

Mü’min asâlet sahibidir. Münâfık gösterişe önem verir, riyâkârdır.

Mü’min fark eder. Münâfık ışığı kesilince çark eder.[2]

Mü’min Allâh’ın rızâsına bağlıdır, daima O’nu arar. Münâfık ise, insanların onayına ve beğenisine bağımlıdır.

Mümin ve Münafık Karakterinin Davranış ve İnanç Farkları

Mü’min, îlâ-yı kelimetullah (Allâh’ın kelimesini/dinini yüceltip yayma)nın gayretindedir. Münâfık ise, Allah’ı ve mü’minleri alaya almanın peşindedir.

Mü’min; “Ey îman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (el-Hucurât, 6) âyeti mûcibince hareket eder.

Münâfık ise kötü haber yayar:

“Andolsun ki, eğer münâfıklar ve kalplerinde bir hastalık olanlar ve Medîne’de dedikodu yapanlar, bu yaptıklarından vazgeçmezlerse, mutlaka Seni onların üzerine gitmeye (onlarla savaşıp onları şehirden sürmeye) teşvik ederiz. Sonra Seninle orada az bir zamandan fazla komşu kalamazlar.” (el-Ahzâb, 60)

 Mü’min inanır, itaat eder:

“Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene îman etti, mü’minler de (îman ettiler). Her biri; Allâh’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine îman ettiler ve şöyle dediler: «Onun peygamberlerinden hiçbirini (diğerlerinden) ayırt etmeyiz.» Şöyle de dediler: «İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz! Senden bağışlama dileriz. Sonunda dönüş yalnız Sanadır.»” (el-Bakara, 285)

Münâfık, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e isyan konusunda gizli çalışmalar yürütür:

“Sana «Baş üstüne!» derler. Fakat Senin yanından çıktıklarında, içlerinden birtakımı, geceleyin; (Senin gündüz) söylediklerinin aksini kurarlar. Allah, onların geceleyin kurduklarını yazmaktadır. Sen onlara aldırma. Allâh’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (en-Nisâ, 81)

Mü’min, ıslah edicidir:

“Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte Biz böyle ıslah edicilerin ecrini zâyî etmeyiz.” (el-A‘râf, 170)

Münâfık, fesat çıkarır, ama kendisini “ıslahçı” olarak takdim eder:

“Onlara: «Yeryüzünde fesat çıkarmayın!» denildiği zaman, «Biz ancak ıslah edicileriz!» derler.” (el-Bakara, 11)

Mü’min şehâdet arzusuyla yaşar:

“…Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse Biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (en-Nisâ, 74)

Münâfık, savaştan kaçar:

(O münâfıklar) mutlaka sizden olduklarına dair Allâh’a yemin ederler. Hâlbuki onlar sizden değildir, fakat onlar (kılıçlarınızdan) korkan bir toplumdur. Eğer sığınacak bir yer yahut (barınabilecek) mağaralar veya (sokulabilecek) bir delik bulsalardı, koşarak o tarafa yönelip giderlerdi.” (et-Tevbe, 56-57)

Mü’min İslâm’ın insanıdır. Münâfık kurulu sistemin insanıdır. Hâkim sistem değişince o da değişir.

Mümin ve Münafıkta İnfak ve Toplumsal Etki

Mü’min “veren el” olmanın üstünlüğünü yaşar. Zekâtı, sadaka ve infâkıyla ekonomiyi canlı tutar. Münâfık ise yardıma ve hayra mânî olur. Cimri ve eli sıkıdır.[3] Ekini ve nesli bozar:

“O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesâda vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” (el-Bakara, 205)

Mümin ve Münafığın Ahiret İnancı

Mü’min gayba ve âhirete inanır, korku ile ümit arasındadır. Haşyet dolu, rakîk bir kalp sahibidir.

“Onlar Firdevs cennetlerine vâris olurlar. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (el-Mü’minûn, 11)  

Münâfığın kalbi mühürlüdür. Münâfıklar “…İnanmadıkları hâlde «Allâh’a ve âhiret gününe inandık!» derler.” (el-Bakara, 8)

Münâfıklar dünyada müslüman muâmelesi görürler. Ancak âhirette Cehennem’in en alt tabakasına atılacaklardır ve kâfirlerle beraber ebediyyen orada kalacaklardır.[4]

Dipnotlar:

[1] Bkz. Müslim, Tevbe, 12-13.

[2] Bkz. el-Bakara, 17.

[3] Bkz. el-Mâûn, 7.

[4] Bkz. en-Nisâ, 145.

Kaynak: Fatma Çatak, Altınoluk Dergisi, Sayı: 484

İslam ve İhsan

MÜ’MİN, KAFİR VE MÜNAFIK KARAKTERİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Mü’min, Kafir ve Münafık Karakterinin Temel Özellikleri

İMAN YÖNÜNDEN İNSANLAR ÜÇ KISIMDIR

İman Yönünden İnsanlar Üç Kısımdır

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.