Müminin Kılık Kıyafet ve Tıraşı İslâm Şahsiyetini Yansıtır

Mü’minin kılık-kıyafet ve tıraşı, İslâm şahsiyetini yansıtır. Tertemiz ve nezihtir. Kıyafetleri temiz, bol ve mütevâzıdır.

Erkekler, kadınlara mahsus, kadınlar da erkeklere mahsus kıyafetleri giymezler. Çünkü karşı cinse benzemeye çalışanlar, hadîs-i şerîfin beyânıyla mel‘un yani ilâhî rahmetten uzak olurlar.

Kadının neredeyse bütün bedeni ziynet olduğu için, onun kıyafeti İslâm’ın tesettür esaslarına tam riâyetkâr olmalıdır. Dış dünyaya çıkan bir hanım; vücudunu örten iç elbiselerin üstüne, âyette cilbâb olarak emredilen bir de dış kıyafet (ferâce, bol manto veya çarşaf) giyinmelidir.

Bugün maalesef hanımların tesettüründe de fire verilir oldu. Mestûre hanımların da pantolon giymesi moda oldu! Üstelik bu pantolonlar, bol şalvarlar gibi değil, vücut hatlarını belli ediyor ve erkeklerinkine benziyor.

Müslüman hanımefendi, kıyafetini tesettürün rûhuna uygun şekilde giyinmelidir. Tesettür; sâliha bir hanımın, ziynetini dış dünyaya şifreli hâle getirmesi demektir. Tesettürmüş gibi görünüp, çeşitli hilelerle, ziyneti deşifre etmeye çalışan kıyafet; artık İslâmî olmaktan çıkar.

TIRAŞLAR

Erkeklerin saç tıraşı husûsunda da, Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ölçüleri şöyledir:

Abdullah İbn-i Ömer -radıyallâhu anhümâ- buyurur:

“Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- başın bir kısmının tıraş edilip bir kısmının bırakılmasını yasakladı.” (Buhârî, Libâs, 72; Müslim, Libâs, 72, 113)

Peygamber Efendimiz, ashâbından tıraşını uygun bulmadığı bir şahıs hakkında, şu îkazda bulunmuştur:

“–Hüreym el-Üseydî ne iyi adamdır! Keşke zülüfleri ile elbisesinin eteklerini uzatmasaydı!”

Bu söz Hüreym’e ulaşınca, hemen saçını da elbisesini de kısalttı. (Ebû Dâvûd, Libâs, 25)

Kibir ve böbürlenme maksatlı olarak, saç-sakal bakımıyla aşırı bir şekilde uğraşmaktan da Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- nehyetmiştir. Bir sahâbî anlatır:

“Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bizden birinin her gün (aşırı bir şekilde) taranmasını yasakladı.” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 15)

Zamanımızda, bazı kardeşlerimizin; aşırı uzun, hattâ topuz hâle getirilmiş, toka takılmış derecede saçlarını uzattığını görüyoruz. Avrupa’dan gelen taklidî bir anlayış; ressam, müzisyen gibi güya sanatçıların, toplumdan farklı görünmek için saçlarını uzatmasıdır.

Bu kardeşlerimizin, Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek saçlarının zaman zaman kulak memesine kadar uzamış olduğunu ifade eden rivâyetleri dile getirerek, yaptıklarını bir de sünnet gibi tarif etmeleri, yukarıdan beri dile getirdiğimiz hakikatlere ne derece uyabilir? O kardeşlerimiz; Peygamberimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ve O’na ittibâ edenlerin, dâimâ sarık, takke ve benzerleriyle başlarını örttüğünü bilmiyorlar mı? Zamanımızda uzatılan saç şekli ve modaları ile, -hâşâ- o devir insanının saçı aynı mıdır?

Burada şu hakikati unutmamalıdır:

Bilhassa kılık-kıyafet meselesinde, esas olan;

  • Müslüman cemaatin umûmu gibi davranmak,
  • Şöhret libâsı denilen, aykırı ve nefsi bir miktar palazlandıran hareketlerden uzak durmak ve bilhassa,
  • Ehl-i dünyaya, ehl-i fıska ve ehl-i küfre muhalefet etmektir.

Boşnak lider ve mütefekkir Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi;

“Harp, düşmana benzemekle kaybedilir.”

Tıraş ve kıyafet husûsunda evlâtları da, yanlış davranışlara alıştırmamak lâzımdır. Çünkü bunlar tiryakilik oluşturur ve büyüyünce de devam edebilir. Vazgeçirmek zorlaşır.

İHTİLÂT

Erkek ve kadın arasında, tabiattan gelen bir cezb-incizâb vardır. Bundan dolayı, İslâm;

  • Kadına dışarı çıktığında tesettürü emretmiş,
  • Birbirlerine nâ-mahrem olan (yani yakın akraba olmayan) erkek ve kadınların birbirleriyle yalnız kalmalarını ve
  • Lâubâlî ortamlarda ve ihtilât içinde, birbirlerine karışmalarını yasaklamış, men etmiştir.

Maalesef, bilhassa son yıllarda, müslümanlar arasında; sanki İslâm’ın böyle bir emri yokmuş gibi davranışlar çoğalmıştır.

İslam ve İhsan

MÜSLÜMAN ŞAHSİYETİ

Müslüman Şahsiyeti

ŞAHSİYETİ OLUŞTURAN EN MÜHİM TESİR

Şahsiyeti Oluşturan En Mühim Tesir

ÖRNEK ŞAHSİYETLER

Örnek Şahsiyetler

FELAHA KAVUŞTURAN İSLAM ŞAHSİYETİ

Felaha Kavuşturan İslam Şahsiyeti

İSLÂM ŞAHSİYETİNİ SERGİLEYEN REHBER İNSANLAR

İslâm Şahsiyetini Sergileyen Rehber İnsanlar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.