Mukabele Geleneği Türk Hayırseverlerle Uganda'ya Taşındı

Osmanlı’nın kadim geleneklerinden mukabele, Uganda’da Türk hayırseverler tarafından inşa edilen Hazreti Ebubekir Camii’nde yaşatılıyor.

Başkent Kampala’da geçen yıl Türk hayırseverler tarafından inşa edilen Hazreti Ebubekir Camisi'nde bu yıl ilk defa başlatılan mukabele, cemaat tarafından ilgiyle karşılandı.

Türk mimarisine uygun olarak tasarlanan Hazreti Ebubekir Camisi, ferah ve düzenli olması sebebiyle bölge Müslümanlarının gözdesi haline geldi.

Cami İmamı İbrahim Mukyere, Uganda halkının mukabeleyi ilk kez duyduğunu, camilerde daha önce böyle bir uygulama yapılmadığını söyledi.

Mukyere, "Ramazan ayı boyunca Kur'an'ı tamamlamak isteyen biri her gün camiye gelerek bu programı takip edebilir. Bu yüzden iyi bir program. Cemaat ilk defa duydu ama ilgileri giderek artıyor. Eminim duyuldukça katılım artacak.” diye konuştu.

Türkiye’ye gittiğinde mukabele okuyanları gördüğünü ve bunun hoşuna gittiğini aktaran İmam Mukyere, “Uganda’da insanlar Kur'an’ı genelde tek başlarına okur veya dinlerler. Bu uygulama ilk defa başladı. Cemaat üyeleri mukabeleyi çok sevdi. İşe yetişmek için acele ediyorlar ama yine de hoşlarına gidiyor.” dedi.

Mukabelenin Uganda’da yaygınlaşmasını isteyen Mukyere, diğer cami imamları ile görüşerek mukabeleyi tanıtacağını, bu sayede daha fazla kişinin istifade etmesini sağlayabileceklerini vurguladı.

“Mukabeleyi Uganda’da yaygınlaştırmak istiyoruz”

Cami cematinden Yaasir Abbas Ntumwa, ramazan ayı içerisinde Allah’ın koyduğu düzenin kaynağı olan Kur'an’ı okumak gerektiğini belirterek, “Mukabeleye ilk kez geliyorum çünkü Uganda'da yaygın değil. Daha önce hiç mukabele okunmasına katılmamıştım. Uganda’da Müslümanlar mukabelenin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunu duyurursak insanlar öğrenir ve Müslümanlara faydalı olur diye düşünüyorum.” ifadesini kullandı.

Osmanlı tarafından sahip çıkılan mukabele geleneğinin kökeni, son peygamber Hazreti Muhammed'e, Cebrail’in ramazan ayında her gece gelerek o zamana kadar nazil olan ayetleri Hazreti Peygamber ile karşılıklı okuyup kontrol etmelerine dayanıyor.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.