Muhtelif Hak Dostlarından Hikmetli Sözler

Muhtelif Hak Dostlarındanhikmetli sözler ve tavsiyeler...

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyurur: “Din, nasihattir.” (Müslim, Îmân, 95)

Cenâb-ı Hakk’ın insanlığa muhteşem ikrâmı, ebedî ve mükemmel mûcizesi olan Kur’ân-ı Kerim; baştan sona hikmettir, öğüttür, nasihattir, ibret dolu kıssa ve bin bir hissedir.

Başta sahâbî efendilerimiz olmak üzere, bütün Hak dostları Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in zamana yayılmış zirve mâhiyette, müstesnâ talebeleridir.

MUHTELİF HAK DOSTLARINDAN HİKMETLİ SÖZLER

Âyet-i kerîmede buyurulur:

“Bilesiniz ki, Allâh’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.”
(Yûnus, 62)

RABBİ GÖRMÜYOR MU?

Allah dostlarından biri, bir âmâya sofra hazırladı. Sofra çok mükellefti, îtinâ ile hazırlanmıştı.

Oradaki kişilerden biri dedi ki:

“–Efendi, bu âmâdır, bu kadar muhteşem bir sofra hazırladınız. Fakat bu görmüyor ki onu.”

O sâlih kimse dedi ki:

“–O âmâ görmüyor ama, onun Hâlık’ı görmüyor mu, âmânın Rabbi görmüyor mu?”

İşte ihsan duygusu!..

KENDİNİZE BAŞKA SULTAN BULUN!

Bir gün Telemsan padişahı Sultan Yahya, saray erkânı ile birlikte şehri dolaşmaya çıkmıştı. Debdebe içinde ilerlerken az ileride dünyadan âzâde, nûru etrafını parıldatan bir kimseyi fark etti. Yanındakilere sorup o zâtın Tunuslu Şeyh adlı bir derviş olduğunu öğrendi. Yanına varıp ona şu suâli sordu:

“–Üzerimdeki şu ipekli elbise ile namaz kılmak câiz midir?”

Tunuslu Şeyh, bu suâle cevap vermek istemeyip, onu sarayındaki ulemâdan sormasını istediyse de Sultan’ın ricâ ve ısrarları üzerine şöyle dedi:

“–Bir köpek düşününüz ki, bir hayvan ölüsü bulmuş ve onu tıka basa yiyip içini dışını pisliğe bulaştırmış olduğu hâlde, bevlederken kirlenmemek için ayağını havaya kaldırmak sevdasındadır!..”

Sultan kızdı;

“–Ne demek istiyorsunuz?!.” dedi.

Şeyh cevap verdi:

“–Şunu demek istiyorum ki, sizin mideniz ve cisminiz en ağır haram yükleri, zulüm ve kul hakları ile doludur. Böyleyken siz tutup ipekli elbise ile namaz kılmanın câiz olup olmadığını soruyorsunuz!”

Bu samimî ve kendine getirici sözler, Sultan’ın gönlüne derinden tesir etti. Bu tesir bereketiyle derhâl üzerindeki sırmalı elbiseleri çıkarıp attı. Kendisine şaşkınlıkla bakan halka;

“–Müslümanlar! Haklarınızı helâl ediniz ve kendinize bir padişah bulunuz!” diyerek Tunuslu Şeyh’in peşinden gitti ve onun sâdık bir talebesi oldu.

Sultan Yahya, Şeyh Hazretleri’nin mânevî terbiyesinde o derece büyük bir makam elde etti ki, Tunuslu Şeyh, halkın kendisinden duâ talebi olduğu zaman şöyle demeye başladı:

 “–Duâyı Yahya’dan isteyiniz; zira onun yerinde ben olsaydım, onun yaptığını yapamazdım... Eğer sultanlar, onun eriştiği saâdet hazinesini bilselerdi, onlar da Yahya gibi her şeylerini fedâ ederlerdi.”

YOKLAR

Ahnef bin Kays Hazretleri şöyle söylemiştir:

  • Kıskanç kişinin rahatı yoktur.
  • Yalancının itibar ve şerefi yoktur.
  • Cimrinin hiçbir çaresi yoktur.
  • İdarecilerin vefâsı yoktur. (Hakkı tespit ve teşyî durumunda)
  • Kötü ahlâk sahibinin üstünlüğü yoktur.
  • Allâh’ın kaderini durdurabilecek kimse yoktur.

ACI BENZERLİKLER

Yahya bin Muâz -rahmetullâhi aleyh-, dünyaya aşırı düşkün bir İslâm hukukçusu gördü ve ona şöyle dedi:

Ey ilim sahibi kişi!

  • Köşkleriniz, Bizans imparatorlarının köşklerine,
  • Evleriniz, İran hükümdarlarının evlerine,
  • Yaşadığınız ortam, Kārûn’un yaşadığı ortama,
  • Kapılarınız, kralların kapısına,
  • Kıyafetleriniz, Câlût’un süslü kıyafetine,
  • Hayat tarzınız, şeytanın hayat tarzına,
  • Yok oluşunuz, inkârcıların yok oluşuna,
  • Yönetiminiz, Firavun’un yönetimine,
  • Hâkimleriniz, aceleci ve rüşvetçi hâkimlere,
  • Ölümünüz câhiliye ölümüne benziyor.

Peki Muhammedîlik bunun neresinde?!.

O BAŞKA!

Büyük Selçuklu devlet adamı Nizâmülmülk’ün yanına âlimler ve ârifler girince hemen ayağa kalkarak onları karşılar ve yanına oturturdu. Lâkin; Ebû Ali Fârmedî -rahmetullâhi aleyh- geldiğinde ise vezir kalkar, onu kendi makamına oturtur ve kendisi de edeple önünde diz çökerdi. Bir gün bu hususta da kendisini tenkit edenler olunca şu îzahta bulundu:

“–Diğer âlimler yanıma geldiklerinde; «Sen şöylesin, sen böylesin...» diye beni olduğumdan fazla methedip yüceltiyorlar. Böylece nefsimi kabartıp beni gurura sevk ediyorlar.

  • Ebû Ali Fârmedî Hazretleri ise bana kusurlarımı ve yaptığım haksızlıkları hatırlatarak Allah için îkazlarda bulunuyor. Bu durumda nefsim kırılıyor ve yaptığım pek çok hatadan geri dönüyorum.”

OLGUNLAŞTIRICI ZİYARETLER

Bir Hak dostu, gafletten kurtulup ömür nimetini sâlih amellerle değerlendirebilmemiz ve dâimâ hamd, şükür ve rızâ hâlinde, huzurlu bir kulluk hayatı yaşayabilmemiz için, şu tavsiyelerde bulunur:

  • Zaman zaman hastahânelere giderek hastaları ziyaret et!

O muzdaripler gibi hastalıklara müptelâ olmadığını ve üzerindeki sıhhat nimetini düşünerek hâline şükret!

  • Zaman zaman hapishânelere giderek oradaki mahkûmların binbir ızdırapla dolu zindan hayatlarını tefekkür et!

Cinayetlerin bir anlık öfke veya cinnet neticesinde işlendiğini, diğer taraftan mazlum olarak hapse düşüp o cefâya katlananların da bulunduğunu, onların yerinde kendinin de olabileceğini düşün! Allah Teâlâ seni bu hâle düşmekten muhafaza ettiği için O’na şükret! Oradakilerin selâmeti için de duâ et!

  • Sonra kabristanlara git, oradaki mezar taşlarından hâl lisânıyla yükselen sessiz feryatları dinle!

Ömür nimetini kaybettikten sonra pişman olmanın bir fayda vermeyeceğini düşün! Vakitlerinin kıymetini bil! Mezarda yatanlar için duâ ve istiğfâr et! Ve bundan sonraki günlerini daha çok hamd, şükür ve zikir ile değerlendirmeye çalış!

İLTİCÂ

Velî lakaplı II. Bâyezîd Han’ın münâcâtı:

Hudâyâ, hudâlık Sana yaraşır,

Nitekim gedâlık bana yaraşır.

Çü Sen’sin penâhı, cihan halkının,

Kamûdan Sana ilticâ yaraşır...

“Ey Allâh’ım, Sana ilâhlık lâyık olduğu gibi, bana da (Sen’in yolunda ve huzûrunda) kölelik lâyıktır.”

“Zira bütün cihan halkının sığınağı olan (Mevlâ) Sen’sin... (Bu sebeple) bütün yaratılmışlara, ancak Sana sığınmak yaraşır.”

ZAFERLER KUR’ÂN İLE

Osmanlı’nın cihanda hiçbir hânedâna nasîb olmayan uzun bir ömrü oldu. Bu mazhariyete iki mânevî âmil gösterilmiştir:

Biri; Osman Gazi’nin mushaf bulunan bir odada, edepten dolayı ayağını uzatıp yatmaması ve sabaha kadar Kur’ân-ı Kerim ile meşgul olması.

Diğeri; Yavuz Sultan Selim Hân’ın, 40 hâfız tayin ederek, Mısır’dan getirdiği Mukaddes Emânetlerin başında gece-gündüz Kur’ân okutmasıdır. Rivâyete göre o hâfızlardan biri de kendisidir.

CÜMLEDEN ÂLÂ!

Yavuz Sultan Selim Han; Mısır fethinden dönerken, fânîlerin alkışlarıyla enâniyete kapılmamak için şehre gece karanlığında girdi. Onun hassas gönlünü ifade eden bir şiiri:

Pâdişâh-ı âlem olmak bir kuru kavgā imiş,

Bir velîye bende olmak cümleden a’lâ imiş...

HAK TİTİZLİĞİ

Kanunî Sultan Süleyman Han, kul hakkından çok korkar, âdil bir halîfe olmaya çok gayret ederdi. Süleymaniye Camii ve külliyesi tamamlanınca, mimarından işçisine kadar herkesi topladı. Cenâb-ı Allâh’a hamd ettikten sonra konuşmasına başladı:

“–Ey din kardeşlerim, bu cami-i şerif Allâh’ın izni ile tamamlanmıştır. Hata ile ücretini alamayan varsa, gelsin ücretini alsın! Olabilir ki, o kimse burada değildir. Bulunanlara ricam ola; onlara bildireler! Onlar da gelip bizden haklarını alalar!”

Vesikaların tetkikinden anlaşıldığına göre; inşaatın en zor zamanlarında hayvanlar için dahî bir program yapılmış; çalıştırılan at, merkep ve katırların dinlenme ve çayırda otlatma saatlerine dikkat edilmiş, hiçbir mahlûkātın hakkına tecavüz edilmemesine gayret gösterilmiştir.

BAŞ ÜSTÜNE

Sultan Birinci Ahmed Han, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek ayak izlerini bir maket hâlinde sarığında taşımış ve bunu yapma gayesini şöyle dile getirmiştir:

N’ola tâcım gibi bâşımda götürsem dâim,

Kadem-i pâkini ol HAZRET-İ Şâh-ı Rusül’ün.

Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir,

Ahmedâ, durma, yüzün sür kademine o Gül’ün!..

Bu muhabbet dolu davranış;

“Allah Rasûlü’nün her emri, her arzusu ve her sünneti, başımın üstündedir.” mânâsına gelmektedir.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Asr-ı Saâdetten Günümüze HİDÂYET REHBERLERİ, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

ALLAH DOSTLARININ İSİMLERİ VE HAYATLARI - EVLİYALARIN İSİMLERİ VE HAYATI

Allah Dostlarının İsimleri ve Hayatları - Evliyaların İsimleri ve Hayatı

ALLAH DOSTLARININ HİKMETLİ SÖZLERİ

Allah Dostlarının Hikmetli Sözleri

ALLAH DOSTLARINDAN NASİHATLER

Allah Dostlarından Nasihatler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.