Muharrem Ayı ve Aşura Günü’nün Fazileti

Hadisler ve rivayetler ışığında Muharrem Ayı’nın ve Âşûrâ Günü’nün fazîleti; oruç, tevbe ve cömertlik ekseninde nasıl ele alınıyor?

Amr bin Abese -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü! Vakitler içinde Allâh’a yakınlık bakımından, diğerlerine göre daha fazîletli olan bir vakit var mıdır?” diye sordum.

“–Evet, Rabbin kula en yakın olduğu vakit, gecenin son kısmının ortasıdır. Eğer o saatte Allâh’ı zikreden kimselerden olmaya gücün yeterse ol! Çünkü namaz (o saatte) meşhûddur (melekler o esnâda hazır bulunurlar).” buyurdu. (Nesâî, Mevâkîtü’s-Salât, 35)

Bu hadîs-i şerîften anlaşıldığına göre Allah katında bazı vakitler diğer zamanlara göre daha kıymetlidir. Bunlardan biri de Muharrem Ayı’dır.

“Muharrem” kelimesi, “haram kılınan, yasaklanan, mukaddes olan, hürmet edilen” mânâlarına gelir. Önce­leri bu ay “Saferü’l-evvel” diye isimlendirilir, “Muharrem” kelimesi de yanına sıfat olarak ilâve edilirdi. Daha sonra bu sıfat, o ayın husûsî ismi hâline gelmiştir.[1]

Kur’ân-ı Kerîm’de, saldırıya uğrama durumu hariç savaşın haram olduğu aylardan bahsedilerek bu aylara hürmet edilmesi emredilir.[2] Rasûlullâh Efendimiz, bu ayların Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb olduğunu haber vermiştir.[3]

ALLAH’IN AYI: MUHARREM

İbn-i Abbas -radıyallâhu anhümâ-, Fecr Sûresi’nde üzerine yemin edilen “fecr”den maksadın Muharrem Ayı olduğu görüşündedir. Aynı sûrede yine üzerine yemin edilen on gecenin Muharrem’in ilk on gecesi olduğu da ifade edilir. (Taberî, XXX, 107)

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Ramazan orucu dışında en faziletli oruç, Allah’ın ayı Muharrem’de tutulan oruçtur. Farzlar dışında en faziletli namaz da gece namazıdır, (yani teheccüd).” (Müslim, Sıyâm 202, 203; Nesâî, Kıyâmü’1-leyl, 6)

Muharrem’in “Allah’ın ayı” diye tavsîf edilmesi, onun kıymetini ifâde içindir. Yoksa bütün aylar Allâh’a âittir.

Yine bir sahâbînin:

“–Yâ Rasûlallâh! Ramazan’dan sonra hangi ayda oruç tutmamı emir buyurur­sunuz?” sualine Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şu cevabı vermiştir:

“–Eğer Ramazan’dan sonra oruç tutacaksan, Muharrem’de tut! Zîrâ o, Allâh’ın ayıdır; onda bir gün vardır ki, Allâh, bir kavmin tevbesini o günde kabûl bu­yurdu; başka kavimlerin de tevbe ve niyâzlarını o günde kabûl buyurur.” (Tirmizî, Savm, 40/741)

Fazîletinden bahsedilen o gün, Muharrem’in 10. günüdür, yani:

ÂŞÛRÂ GÜNÜ NEDEN KIYMETLİDİR?

Rivayetlere göre Muharrem’in onunda yani Aşûre günü Âdem -aleyhisselâm-’ın tevbesi kabul edilmiş, Yûnus -aleyhisselâm- balığın karnından çıkarılmış, Mûsâ -aleyhisselâm- doğmuş ve Firavun’dan kurtulmuş, Nûh -aleyhisselâm-’ın gemisi Cûdî dağına oturmuş, İbrâhîm ve Îsâ -aleyhimüsselâm- doğmuş, Süley­man -aleyhisselâm-’a mülk verilmiş, Davud -aleyhisselâm-’ın tevbesi kabul edilmiş, Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e geçmiş ve gelecek bütün günah­larının affedildiği bildirilmiştir. (Bkz. Diyarbekri, Târîh, I, 360; İbn-i Asâkir, Fadlu Receb, no: 2)

Bu rivâyetlerden anlaşıldığına göre Muharrem Ayı’nda, bilhassa da Aşûre Günü’nde bol bol tevbe ve istiğfâr etmek îcâb etmektedir. Cenâb-ı Hakk’ın tevbelerimizi, istiğfârlarımızı ve duâlarımızı kabûl buyurması için de elimizden geldiği kadar iyilikler yapmak, imkânlarımız nisbetinde infâk ve ihsanlarda bulunmak lâzımdır.

On Muharrem, kaynaklarda işaret edildiğine göre birçok peygamberin hayatında mühim hâdiselerin meydana geldiği bir gündür. Ne yazık ki Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in sevgili torunu Hazret-i Hüseyin -radyallâhu anh-’ın Kerbelâ’da şehit edilmesi de bu güne tesadüf etmiştir. Hicretin 61. senesinde vuku bulan bu elîm hâdise, bütün mü’minleri derin bir hüzne garketmiştir.

Fakat aşûre orucunun bu elîm hâdise ile hiçbir alâkası yoktur. Aşûre orucunun bu hâdise ile irtibatlandırılması yanlıştır. Böyle bir niyetle oruç tutulması veya başka faaliyetlerin yapılması bid‘attir.

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz Mekke’den Medîne’ye hic­ret ettiğinde yahûdîlerin âşûrâ günü oruç tuttuklarını gördü. Sebebini sorduğunda yahûdîler:

“–Bugün hayırlı, faydalı ve büyük bir gündür. Allâh Teâlâ, bu günde Benî İsrâîl’i düşmanlarından kurtardı. Mûsâ -aleyhisselâm-, (Allâh’a şükür için) o gün oruç tuttu.” dediler.

Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Ben Mûsâ’ya sizden daha yakınım.” buyurdular. O gün oruç tuttular ve mü’minlere de oruç tutmalarını emrettiler. (Buharî, Savm, 69, Enbiyâ, 24; Müslim, Sıyâm, 127)

Hanım sahâbîlerden Rubeyyi’ bint-i Muavviz -radıyallâhu anhâ- diyor ki:

“Âşûrâ gününün sabahı Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ensâr köylerine şu haberi gönderdi:

«Kim bugün oruca niyet etmişse tamamlasın! Kim niyet etmemişse günün kalan kısmını oruçla geçirsin!»

Ondan sonra biz o gün oruç tutardık, çocuklarımıza da tuttururduk. Mescide gider, çocuklara yünden oyuncaklar yapardık. Onlardan biri yiyecek için ağladığında bu oyuncağı eline verip onu iftar vaktine kadar meşgul ederdik.” (Buhârî, Savm, 47; Müslim, Sıyâm, 136)

Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

“Âşûrâ orucunu tutun; ancak bir gün önce veya bir gün sonra tutarak Yahudilere muhâlefet edin!” (Ahmed, I, 241; Bezzâr, no. 1052; Heysemî, III, 188)

Bu sebeple Hanefî mezhebine göre Muharrem’in sadece onuncu günü oruç tutulması, Yahudileri taklit mânâsına gelebileceği için mekruhtur.

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz Âşûrâ günü oruç tutup; o gün oruç tutulmasını da emredince, ashâb-ı kirâm:

“−Ey Allah’ın Rasulü! Bu, Yahudi ve Hristiyanların saygı gösterdiği bir gündür.” dediler. Efendimiz şöyle buyurdu:

“−Gelecek sene inşaallah dokuzuncu günü oruç tutarım.”

Fakat gelecek sene gelmeden Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz vefat etti. (Müslim, Siyâm, 133; Ebû Dâvud, no. 2445; Taberânî, no. 10785; Beyhakî, IV, 287)

Dolayısıyla Müslümanların Âşûrâ orucunu Muharrem’in dokuzuncu ve onuncu günlerinde tutmaları müstehaptır.

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle der:

“Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz Âşûra orucunu emretmişti. Ramazan orucu farz kılınınca artık onu dileyen tutar, dileyen de tutmazdı.” (Buhârî, Savm, 69; Müslim, Sıyâm, 115)

Önce farz iken sünnete dönüşen bir hüküm, böyle bir geçmişi olmayan sünnetten daha üstündür. Bu sebeple Âşûrâ günü orucuna ihtimam göstermek lâzımdır. Nitekim Peygamber Efendimiz’e âşûrâ günü tutulan orucun kıymeti sorulduğunda:

“Geçmiş bir senenin günahlarına kefâret olur.” buyurmuşlardır. (Müslim, Sıyâm 197. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Savm 54; Tirmizî, Savm 48; İbn-i Mâce, Sıyâm 40)

İbn-i Abbâs -radıyallâhu anhümâ- da Peygamber Efendimiz’in fazîletli günlerde tuttuğu oruçlar arasında Âşûrâ orucu kadar ihtimam gösterdiği başka bir günü görmediğini ifade eder. (Buhârî, Savm, 69)

ÂŞÛRÂ GÜNÜ CÖMERT DAVRANMAK

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim Âşûrâ günü (nafaka hususunda) âilesine geniş davranırsa Allâh Teâlâ da bütün sene boyunca onun rızkına bolluk ihsân eyler.” (Taberânî, Evsat, IX, 121, Kebîr, X, 77; Beyhakî, Şuab, III, 366)

Câbir -radıyallâhu anh- bu rivayetle alâkalı olarak:

“–Biz bunu tecrübe ettik ve aynen öyle olduğunu gördük.” der. İbn-i Uyeyne de:

“–Biz bunu elli veya altmış sene tecrübe ettik.” demiştir. (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 306)

Cenâb-ı Hak, âilesine cömert davranan kuluna böylesine büyük lûtuflarda bulunursa, kim bilir fakir ve garip kullarına cömert davranan kişilere ne ikrâm ve ihsanlarda bulunur!

Dipnotlar:

[1] İslâm’dan evvel Muharrem ayına “Saferü’l-evvel” denirdi. Çünkü Araplar yılın ilk altı ayını her iki aya bir isim vermek suretiyle Safer, Rebî‘ ve Cumâdâ diye isimlendirmiş, bunları birbirinden ayırmak için birincisine “evvel”, ikincisine “âhir” veya “sânî” sıfatlarını eklemişlerdi. İlk iki aya “Saferân” ismi de verilmiş, birinci Safer haram aylardan olduğu için “Saferü’l-Muharrem” şeklinde de anılmıştır. (Diyanet İslâm Ansiklopedisi, “Muharrem” maddesi)

[2] Bakara, 191, 194, 217; Mâide, 2, 97; Tevbe, 5, 36.

[3] Buhârî, Hac 132, Meğazî 77, Tevhîd 24; Müslim, Kasâme, 29.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

MUHARREM AYININ FAZİLETİ

Muharrem Ayının Fazileti

MUHARREM AYININ İLK 10 GÜNÜNDE 3 DEFA OKUNACAK DUA

Muharrem Ayının İlk 10 Gününde 3 Defa Okunacak Dua

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.