Moğolistan’da Dağa-Taşa Tapıyor Olabilirdim

Moğolistan’dan gelen ve Türkiye’de Hüdâyî Kursu’nda önce talebelik yapan, daha sonra da hâfızlığını tamamlayan (Khabalkhan) Asemgül Moğolistan-Türkiye hattında geçen huzur yolculuğunu Halime Demireşik Hanımefendi’ye anlattı.

Moğolistanlı Hâfize Asemgül, Müslüman olarak doğup Müslüman kalmanın mücadelesini verdiği ibretlik hayat hikâyesini Halime Demireşik’e anlattı.

DAĞA ÇIKTIK VE SECDE ETTİK

Halime Demireşik: Asemgül Hanım, siz Müslüman olarak doğdunuz. Budizm ve Şamanizm’in hâkim olduğu bir coğrafyada büyüdünüz. Etrafınızdan etkilendiniz mi?

Hafize Asemgül: Moğolistan’da insanlar, genellikle ateist olduğunu söylerler. Ama başlarına bir felâket geldiğinde veya çocukları imtihanlara gireceği zamanlar dağlara çıkıp, dağa secde edip ondan yardım dilenirler. Dağdaki büyük kayaların etrafında tavaf ederler. Daha sonra oradaki ağaçlara bez bağlayıp dilek tutarlar. Ben de ister istemez onlardan etkileniyordum. Çünkü arkadaşlarımın çoğu, Budist veya Şamanist’ti. Bir gün çok önemli bir imtihanımız vardı. İmtihandan önce arkadaşlarımla dağa çıktık ve secde ettik. Bu, beni çok rahatsız etti. Yapmasam, arkadaşlarım ayıplayacaklar diye secde etmiştim.

Bana: “-Hangi dindensin?” diye sorduklarında:

“-Müslümanım.” diyordum. Ama İslâm’ı yaşayacak bir bilgiye sahip değildim.

H. D.: Türkiye’ye nasıl geldiniz?

H. A.: Liseyi bitirdikten sonra üniversiteye başladım. Ama içimde öyle bir eksiklik vardı ki, okulda okuyamıyordum. Sonra okulu bıraktım. Tekrar başka bölüme başvurdum. Orayı da okumadan bıraktım. O sıralar Türkiye’ye gelenler oluyordu. İki sene başvurdum, ama bir türlü gelmek nasip olmadı. Her gün duâ etmeye başladım. Ertesi yıl gidiş başvurularım kabul edilmişti.

İNSANLARA MERHAMETİMDEN DOLAYI İSLAM’I TEBLİĞ ETMEK İSTİYORUM

H. D.: Türkiye’ye gelip kursa başladığınızda aradığınızı buldunuz mu?

H. A.: Evet, aradığımdan ötesini buldum. Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem’i, İslâm’ın güzelliklerini öğrenince çok şaşırdım. “Böyle güzel bir dini, 20 yaşıma kadar neden öğrenmedim!” diye; hattâ “Daha önce Türkiye’ye gelenler, bize bu güzellikleri neden anlatmadılar!” diye bazı insanları suçlamıştım. İnşâallâh, ben döndüğümde, herkese bu güzel dini anlatmaya gayret edeceğim.

Buradaki arkadaşlar, bizim çok sevap kazandığımızı söylüyorlar. Hâlbuki bizim vebâlimiz de çok fazla… Ama ben vebâlden ziyâde, insanlara olan muhabbet ve merhametimden dolayı tebliğ etmek istiyorum.

H. D.: Yaklaşık dört yıldır buradasınız, mutlu musunuz? Memleketinizi özlüyor musunuz?

H. A.: Çok mutluyum. Bazen acaba ‘ben ne hayır yaptım da Allah bana îmânı ve hâfızlığı nasip etti’ diye düşünüyorum. Ben de Moğolistan’da dağa-taşa tapıyor olabilirdim. Îman lezzetinden mahrum kalabilirdim.

BURSA ULU CAMİİ’NDE DUÂ ETTİM

H. D.: Hâfız olmaya nasıl karar verdiniz?

H. A.: İlk geldiğimizde burada hâfızlık cemiyeti vardı. Oradaki kızlar melekler gibiydiler. Onlardan çok etkilendim. Bizi Bursa’ya geziye götürmüşlerdi. Ulu Câmi’ye gittik. Orası çok huzurluydu. Oradaki “vav” harfinin altında duâ etmeye başladım. O kadar çok ağladım ki, sürekli şöyle duâ ediyordum.

“-Allâh’ım! Hâfız olmayı nasip et! Hâfız olup bu câmiye bir kez daha geleyim de şükür namazı kılayım.” dedim.

Rabbim duâmı kabul buyurdu. Hâfızlığımı bitirince de bütün hâfızları Bursa’ya götürdüler. İşte benim hidâyet mâcerâm da böyle…

RABBİM ZİHNİMİ, KALBİMİ KUR’ÂN’LA SÜSLEDİ

H. D.: Son olarak eklemek istediğiniz bir mesajınız var mı?

H. A.: Çok değiştim. Moğolistan’dan geldiğimde nasıldım; oraya hafızlığımı bitirip dört sene sonra döndüğümde nasıl gittim?! Zihnimde Moğolca şarkılar bile kalmamış, hepsini unutmuşum. Rabbim, zihnimi, kalbimi Kur’ân’la süsledi. Elhamdülillah…

Buradaki genç kardeşlerime seslenmek istiyorum. Özellikle ergenlik çağında olanlar, dış hayattan çok etkileniyorlar. Ve bu güzel dinin kıymetini hiç bilmiyorlar. Hâlbuki o bomboş hayatta özenecek hiçbir şey yok!.. Eğer orada huzur olsaydı, biz bu di- ne girer miydik?! Biz çok aradık, zor bulduk. Lütfen siz elinizdeki îman ve İslâm nîmetinin kıymetini bilin ve onu aslâ kaybetmeyin!

Rabbimizin nîmeti, lütfu, ikramı o kadar bol ki, nasıl şükre- deceğimi bilemiyorum. Sizden çok duâ bekliyorum. Bu nimetin kıymetini bilen kullarından olup son nefesimde müslüman olarak can verebilmem için, bir de kendi halkımıza bu güzel dini en güzel şekilde tebliğ edebilmemiz için...

İnşâallah biz de sizden duâ bekliyoruz. Ve bize zaman ayırdığınız için ikinize de teşekkür ediyoruz. Özellikle buralara gelip bize îman ve hidâyet nîmetinin kıymetini bir kez daha hatırlattığınız için…

Kaynak: Dünya İslam’a Koşuyor [Hidayet Öyküleri], Halime Demireşik, Sultantepe Yayıncılık

İslam ve İhsan

DÖRT GENÇ KIZIN HİDÂYET ÖYKÜSÜ

Dört Genç Kızın Hidâyet Öyküsü

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.