Mistah İbni Üsâme (ra) Kimdir?

 Mistah ibni Üsâse radıyallahu anh ilk Müslümanlardan!...

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizi küçük yaşta tanıyıp teslim olan bir genç!...

Hazreti Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh’ın akrabalarından bir yiğit!...

Suffe’nin ilk talebelerinden olan bir iman eri!...

Ifk hadisesine ismi karışan bir sahabi!...

O, Mekke’de doğup büyüdü. Kureyş kabilesinin Muttalib oğulları koluna mensuptur. Etrafı onu isminden çok lakabıyla tanırdı. Onun asıl adı Avf idi. Mistah ise lakabıydı.

Annesi, Ümmü Mistah binti Ebu Ruhm idi. Hazreti Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh’ın teyzesinin kızı oluyordu.

Mistah küçük yaşta babasını kaybettiği için yetim kaldı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mekke’de insanları gizli gizli, İslam’a davet etmeye başlayınca, o da bu davete icabet etti ve küçük yaşta İslam’la şereflendi.

Erkam’ın evine gizli gizli giderek Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den İslam’ı öğrendi. Yeni gelen vahyi dinleyip ezberledi. Evine gittiğinde annesine ve kardeşine İslam’ı anlattı. Annesi Ümmü Mistah ve kardeşi Hind hemen Müslüman oldu. (Üsdü’l-ğabe, IV, 296)

İslam’ın ilk yıllarında müşrikler, yeni Müslüman olmuş, garib, kimsesiz, yetim, fakir kimselere eziyet ve işkence ediyordu. Zulmederek onları İslam’dan döndürmeğe çalışıyorlardı. Bu sebebten Mistah radıyallahu anh İslam’a davetin başladığı ilk günlerde Müslüman olduğunu gizledi. Fakat azgın müşrikler Mistah’ın putları terkedip İslam’a girdiğini bir vesile ile öğrenmişlerdi. Ona da zalimce davranmaya başladılar. Her türlü eza ve cefayı yaptılar. Fakat bunca zulme rağmen Mistah’ı inancından vazgeçiremediler.

Kalblere yerleşen iman nurunu söküp atamadılar. İmanla kalbleri ışıyan kahraman sahabiler, müşriklerin eza ve cefalarına aldırmadan imandan asla taviz vermediler. Dünya için ahıretlerini feda etmediler. Direndiler!.. Zorluklara sabrettiler!.. İmanda sebat ettiler!.. Ve yeryüzünün yıldızları oldular.

İki Cihan Güneşi Efendimiz zulüm altında inleyen sahabisine bir çare olarak hicret izni verdi. Önce Habeşistan’a, daha sonra da Medine-i Münevvere’ye hicret ettiler.

Mistah radıyallahu anh da Ubeyd ibni Haris ve onun iki kardeşi Tufeyl ve Husayn ile birlikte hicret etmek üzere gizlice Mekke’den ayrılıp yola koyuldular. Gece yol alıp gündüz gizlenerek Medine’ye vardılar. Abdurrahman İbni Seleme radıyallahu anh’ın evinde misafir kaldılar.

SUFFE'NİN İLK TALEBELERİ

İki Cihan Güneşi Efendimiz Medine’ye gelince Mistah radıyallahu anh’ı, Zeyd ibni Müzeyyenradıyallahu anh ile kardeş yaptı. Mescid-i Nebevi yapılınca Mistah radıyallahu anh Suffe’de kaldı. Suffe’nin ilk talebelerinden oldu.

O, çok cesur bir yiğitti. Düşman safları arasına korkusuzca dalardı. Efendimiz ona bazı seriyyelerde vazife verdi. İlk olarak Sa’d ibni Ebi Vakkas radıyallahu anh komutasında Harrar Seriyyesine gönderdi.

Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz on kişilik bir grub hazırlamıştı. Kureyş kervanını gözetlemek üzere onlara görev vermişti. Sa’d ibni Ubade radıyallahu anh bu seriyye ile ilgili olarak şunları anlatır:

“-Yaya olarak gittiğimiz Harrar yolunda, gece yürüyor, gündüz gizleniyorduk. Tam beş günde Harrar’a vardık. Kureyş kervanının bir gün önce oradan geçip gittiğini öğrendik. Bunun üzerine herhangi bir çatışma olmadan geri döndük.” (İbni Sa’d, Tabakat 2/7; 8/228)

Mistah radıyallahu anh ikinci olarak Rabiğ Seriyyesinde sancaktarlık yaptı. Daha sonra Bedir Savaşına katıldı. Bedir’e giderken, Tufeyl ve Husayn ibni Haris’le nöbetleşe aynı deveye bindi. Bedir ve Uhud’da büyük kahramanlıklar sergiledi. (Vakıdi, Megazi I/24; 2/434)

Mistah radıyallahu anh bundan sonra Müreysi Seferine katıldı. Bu seferde Hazreti Âişe radıyallahu anha annemiz de bulunuyordu. Âişe annemiz, bu seferde çok zor dayanılır, sıkıntılı bir imtihana maruz kaldı. Ifk hadisesi olarak bilinen bu çetin imtihana Mistah’ın da adı karıştı.

HZ. AİŞE'NİN KAYIP GERDANLIĞI

Hazreti Âişe radıyallahu anha annemiz’in gerdanlığı kaybolmuştu. Onu arıyorum diyerek ordunun gerisinde kalmış, sonradan yetişmişti. Münafıklar bu hadiseyi bir iftira kampanyasına dönüştürdüler. Bazı Müslümanlar da bu iftiraya alet oldular. Mistah da bunlardan biri idi.

Nur suresinin 11-20. âyetleri nâzil olunca Hazreti Âişe annemizin mâsûmiyeti ortaya çıktı. Rabbimiz bu âyetlerde meâlen şöyle buyurmaktaydı:

“O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.

Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu apaçık bir iftiradır” deselerdi ya!

Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Madem ki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir.

Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu!

Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Halbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır.

Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya!

Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor.

Allah size âyetleri açıklıyor. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

İnananlar arasında hayasızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı haliniz nice olurdu?”

Bu iftiraya karışanlara gerekli cezalar verildi. Mistah da bu cezalardan nasibini aldı. Şöyle ki:

“-Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-, Mıstah’a devamlı olarak yardımda bulunuyordu. Kızı Hazret-i Âişe’yi hedef alan İfk Hâdisesi’nde onun da iftirâcılar arasında yer aldığını görünce, bir daha ona ve âilesine iyilik yapmayacağına dâir yemin etti.

ALLAH'IN SİZİ BAĞIŞLAMASINI ARZULAMAZ MISINIZ?

Hazret-i Ebû Bekir’in yardımı kesilince Mıstah ve âilesi perişan bir hâle düştüler. Cenâb-ı Hak bu yardımın kesilmesinin ardından şu âyet-i kerîmeleri inzâl buyurdu:

“İçinizden fazîletli ve servet sâhibi kimseler, akrabâya, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere (mallarından) vermeyeceklerine dâir yemin etmesinler; affetsinler, bağışlasın geçsinler. Allâh’ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (en-Nûr, 22)

“Yeminlerinizden dolayı Allâh’ı(n adını), iyilik etmenize, takvâ sâhibi olmanıza ve insanların arasını düzeltmenize mânî kılmayın! Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.” (el-Bakara, 224)

Âyetlerin nüzûlünden sonra Ebû Bekir -radıyallâhu anh-: “Ben elbette Allâh’ın beni bağışlamasını severim!” dedi.

Ardından yemin keffâreti vererek, yapmış olduğu hayra devâm etti. (Buhârî, Meğâzî, 34; Müslim, Tevbe, 56; Taberî, Tefsîr, II, 546)

Ne örnek davranış!... Ne teslimiyet!... Ne fazilet!... Ne güzel kardeşlik!...

İşte! Rabbimizin kullarına olan merhametinin en müşahhas örneği!...

İşte! Fazîlet ehlini zirveleştirecek bir hedef!...

Ey Yüceler yücesi Rabbimiz bizlere de bu fazileti nasib et!..

Mistah ibni Üsâse radıyallahu anh’ın 34 hicri yılda Medine’de vefat ettiği rivayet edilmektedir.

Allah ondan razı olsun.

Rabbimiz cümlemizi böylesi sıkıntılara düşmekten ve çetin imtihanlardan muhafaza eylesin. Amin...

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, Sayı: 322

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.