Kur’an Kıssalarının Şahsiyet İnşasına Etkisi

Kur’an kıssalarının insanın gönül dünyasına, ahlâkına ve şahsiyetine etkisini; eğitim, örneklik ve terbiye yönüyle okuyun.

Rabbimiz, geçmiş peygamberlerin ve kavimlerin hayat sahnelerini önümüze sererken, aslında bizlere tarihin sayfalarında bir gezinti yaptırmayı değil, bizzat o adımların izini sürerek kendi yolumuzu bulmamızı murat etmektedir. Kur'an kıssaları, maziye tutulmuş kuru bir projektör değil, bugünün kalbine, geleceğin şahsiyet inşasına tutulmuş sönmez bir fenerdir. Bu fener, her çağın insanına kendi hikayesini, kendi zaaflarını, kendi imtihanlarını ve nihayetinde kendi kurtuluşunu gösterir.

Kelime anlamı itibariyle 'kasas' veya 'kıssa'; bir şeyin izini sürmek, adım adım peşinden gitmek, kaybolan bir izin ardınca yürüyerek hedefe ulaşmak demektir. Kıssa okumak, kendi gönül aynamızı geçmişin pak simalarının, tevhîd erlerinin aynasıyla karşılaştırmak ve o aynadaki tozu kiri temizleme gayretidir. Kuru bilgi zihni işgal ederken, kıssa kalbi fetheder ve davranışta dönüşüm meydana getirir.

KISSALARLA KALBE DOKUNAN İLÂHÎ TERBİYE

İnsan, anlatılan bir hikâyenin içinde kendini bulan bir varlıktır. Bir kıssa dinlerken zihnimiz sadece bilgi almaz; gönlümüz bir kahramanla beraber yürür, onun sevincinde sevinir, hüznünde hüzünlenir, imtihanında terler döker. İşte Yüce Rabbimiz, kullarını bu fıtrî hakikatten habersiz bırakmamış; en büyük hakikatleri, en tesirli üslûpla, yani kıssa üslûbuyla kalplere nakşetmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birine yakın bir hacmini kıssaların oluşturması, bunun tesadüfî bir tercih olmadığını, bilakis ilâhî terbiyenin en köklü usullerinden birine işaret ettiğini göstermektedir.

Bir dâvânın sadece zihinde bir fikir olarak kalması ile hayatın her köşesine nüfuz eden bir gerçekliğe dönüşmesi arasında, çoğu zaman “örneklik” köprüsü vardır. İnsan, “bu iş yapılabilir mi?” sorusunun cevabını, en çok “daha önce yapılmış mı?” sorusunda arar. İşte kıssalar, tam da bu ihtiyaca cevap verir: “Evet, bu yol daha önce yürünmüş, bu imtihanlar daha önce yaşanmış ve iman galip gelmiştir.”

Terbiye, bir çekirdeği yavaş yavaş ağaca dönüştürme sanatıdır. Emir ve yasaklarla, doğrudan hükümlerle yapılan terbiye elbette gereklidir; fakat insan denen bu hassas varlık, çoğu zaman bir emirden ziyade, kalbine dokunan bir sahneyle değişir.

KUR’AN KISSALARIYLA ÖRNEK ŞAHSİYETLERİN İNŞASI

Kur’ân-ı Kerim’de ortaya konulan Rabbânî eğitim sisteminde doğru, güzel ve razı olunmuş kulluk örneklerine dikkat çekildiği gibi, hoşnut olunmayan kötü örneklere de yer verilir.  Hem ferdin hem de toplumların terbiyesinde ve istikametinde kıssalar en önemli vasıtalardan biri olmuştur.

 Mümtaz ve müstesna bir istidad ve ahlâk üzere yaratılmış olmasına rağmen onu daha da mükemmel kılmak ve zirvelere yükseltmek maksadıyla Habîbullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimizin terbiyesinde bile Yüce Rabbimiz kıssalarla eğitim metodunu kullanmıştır. Meselâ En’âm Sûresi’nde, İbrâhim, İshâk, Yakup, Nûh, Dâvud, Süleyman, Eyyûb, Yûsuf, Mûsa, Hârun, İsmâil, Elyesa, Yûnus, Lût, Zekeriyâ, Yahyâ ve Îsâ (aleyhimüsselâm) peş peşe zikredildikten sonra, onların belli başlı vasıflarına ve duruşlarına dikkat çekilir ve devamında buyrulur ki:

“İşte onlar, Allah’ın kendilerine yol gösterip (hidâyet) ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy ve de ki: Ben ona (Hakk’a davete) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, sadece âlemlere bir öğüttür.” (En’âm 6/90)

Âlim ve âriflerimiz, Rabbimizin bu irşâd metodunu, bir terbiye usûlü olarak kabul etmiş ve nice menâkıbnâmeler, tabakâtlar ve biyografiler oluşturmuşlardır. Hatta kendilerini diri tutma adına da bu nevi kitapları bir vird gibi okuyagelmişlerdir. Meselâ fıkıh ve hadis ilminde büyük âlimlerimizden biri olan İmâm Nevevî hazretlerinin, hayatının her safhasında, gününün üç saatini sâlihlerin, öncülerin ve âlimlerin hayatını okuyarak geçi­rdiği rivâyet edilir.

İmâm-ı Azam Ebû Hanife (rahmetullâhi aleyh) de:

“Ulemânın güzelliklerini anlatan hikâyeler, bana fıkhın çoğundan daha sevimli gelir, çünkü bu hikâyeler bize âlimlerin edep ve ahlâkını öğretir.” der.

Her alanda önderlik ve örneklik önemlidir. Ustalıklar ve uzmanlıklar böyle geliştiği gibi, insanlık kalitesi de böyle böyle gelişir. Önce taklitle başlar, sonra da işin hakikatine erişilir. Büyük adam, ulu kişi, öncü insan ya da lider adını verdiğimiz seviye, bir meslek ve kariyer değil, kişilik ve davranışlarla alakalı bir kalite önderliğidir.

KISSALARIN İNSAN EĞİTİMİNDEKİ ÜÇ TEMEL FONKSİYONU

İnsan yetiştirmede kıssanın üç temel fonksiyonundan söz edilebilir:

Birincisi, model sunmaktır. Kur’an kıssaları, insana mücerret (soyut) bir erdem listesi vermek yerine, o erdemi hayatında yaşamış gerçek şahsiyetler sunar.

İkincisi, aynîleşme yoluyla iç dönüşüm sağlamaktır. Okuyucu ya da dinleyici, kıssanın kahramanıyla kendini bir noktada özdeşleştirir; onun yaşadığı imtihanı kendi hayatına taşır. Böylece kıssa, dıştan verilen bir bilgi olmaktan çıkar, içeriden doğan bir farkındalığa dönüşür.

Üçüncüsü, süreklilik ve sabır bilinci aşılamaktır. Hemen hiçbir peygamber kıssası “bir anda” mutlu sona ulaşmaz. Yıllar süren tebliğ, sabır, hicret, mücadele vardır. Bu, davanın bir gecede değil, sabırlı bir yürüyüşle netice verdiğini öğreten paha biçilmez bir derstir. Bu bir anlamda kalbi pekiştiren, takviye eden bir gıda gibidir. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak, ona sebat verecek her şeyi sana anlatıp duruyoruz.” (Hud 11/120)

Dikkat edilirse âyette kıssanın temel hedefi olarak “kalbe sebat vermek” zikredilmiştir. Demek ki kıssa, önce akla değil, kalbe hitap eden bir terbiye vasıtasıdır. Zira îman, sadece bir bilgi meselesi değil, bir sebat ve sabır meselesidir. Yolun başında coşkuyla yürüyen nice gönüller, zorluklar karşısında tökezleyebilir. İşte geçmiş peygamberlerin ve onlara inananların yaşadığı sıkıntılar, sabırlar ve nihayetinde kavuştukları ilâhî yardım, bugünün mü’minine “sen de yalnız değilsin, bu yol daha önce yürünmüştür” duygusunu vererek kalbi pekiştirir.

Modern eğitim bilimleri de aslında Kur’an’ın asırlar önce işaret ettiği bu hakikati yeniden keşfetmektedir. Hikâye temelli öğrenme (narrative learning), bugün pedagojinin en çok üzerinde durduğu yöntemlerden biridir. Zira hikâye, bilgiyi duygu ile birleştirerek kalıcılığını artırır; çocuğun ve yetişkinin dikkatini toplar, empati kurma becerisini geliştirir, mücerret kavramları müşahhas hale getirir.

Ecdadımızın bu konudaki pedagojik dehası bizler için büyük bir rehberdir. Osmanlı medreselerinde ve irfan ocaklarında Mesnevî, Bostan ve Gülistan, Mantıku't-Tayr gibi eserlerin birer terbiye kitabı olarak okutulması, kıssa yönteminin kurumsallaşmış birer örneğidir. Onlar ahlâk ilkelerini bu kıssalar üzerinden canlandırarak nesilleri yetiştirmişlerdir. Modern pedagojinin 'aktif katılım' ve 'öğrenci merkezli' öğretim yöntemlerini bu köklü irfanî mirasımızla sentezlediğimizde, okul sıraları sadece teknik bilginin verildiği soğuk mekanlar olmaktan çıkıp, gönüllerin imar edildiği sıcak yuvalara dönüşecektir. Değerler eğitimi, en güzel kalbe nüfuz eden bu anlatı metoduyla başarıya ulaşabilir.

Kaynak: Adem Ergül, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487

İslam ve İhsan

KUR’AN-I KERİM’DE PEYGAMBER KISSALARI

Kur’an-ı Kerim’de Peygamber Kıssaları

KUR’AN’DA KISSALARA NİÇİN YER VERİLMİŞTİR?

Kur’an’da Kıssalara Niçin Yer Verilmiştir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle