‘Kur’ân Bize Yeter’ Söylemi Hangi Şartlarda Doğru Olur?
Abdullah Sert Hocaefendi, “Kur’ân bize yeter” söyleminin, Resûlullah’ın sünnetiyle hayata geçirildiğinde hakikate ulaştıracağını ifade ediyor.
“KUR’ÂN BİZE YETER” SÖYLEMİNİN DOĞRU ANLAMI
“Resûlullah böyle yapardı” diyoruz ya… Birileri çıkıp, “Hocam, hadis dediğiniz şey bize gerekmez; bize Kur’ân yeter” diyor. Haşa, Kur’ân yetmez mi? Elbette yeter; ama Resûlullah ile beraber okursak yeter. Resûlullah’ın izah ettiği şekilde Kur’ân bize yeter. Kendi kafamıza göre anlamaya kalkarsak olmaz. Cenâb-ı Hak, “Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına yemin olsun. Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 1-4) buyuruyor. Yani Allah Teâlâ, Peygamber Efendimiz’in risâletine, ahlâkına ve hayatına yemin ediyor. Biz ise O’nu dinin dışına çıkarmaya kalkıyoruz. Böyle bir şey asla kabul edilemez.
Bu konu çok hassastır. Çünkü Allah Resûlü’nü devre dışı bırakırsak, “Resûlullah’sız da bu din yaşanır” anlayışına varılır. Ondan sonra insanlar Kur’ân’ı tartışmaya başlar. Halbuki Kur’ân da bize Resûlullah’ın diliyle gelmiştir.
Geçenlerde bir hocamız çok güzel bir şey söyledi, hoşuma gitti. Dedi ki: “Allah Teâlâ isteseydi, yarattığı bütün kullarına doğrudan hitap eder miydi? Ederdi. Her kuluna ayrı ayrı vahiy verebilirdi. Ama öyle murad etmedi. Peygamberlerini seçti. ‘Benim beyanlarımı siz söyleyeceksiniz, insanlar sizden duyacak, sizden görecek’ buyurdu.”
Bütün peygamberler önce vahyi tebliğ ettiler, sonra da açıkladılar. Kur’ân’da “litübeyyine – insanlara açıklayasın diye” ifadesi vardır. Yani sadece tebliğ değil, aynı zamanda beyan da vardır. Bir de peygamberin şahsî örnekliği vardır. Çünkü Allah Resûlü sadece ayetleri aktarmadı; onları yaşadı, hayatıyla gösterdi. Nitekim, “Resûl size şahit olsun, siz de insanlara şahit olun” (Bakara, 143) buyruluyor.
Demek ki peygamber hem tebliğ edecek, hem beyan edecek, hem de yaşayarak model olacak. Biz de ona bakacağız. Su içerken ona bakacağız, yemek yerken ona bakacağız. Evimize girerken de çıkarken de, çocuğumuzla konuşurken de, ailemizin gözlerine bakarken de… O nasıl yaptıysa biz de öyle yapacağız.
Sahâbeler de Arapça biliyordu. Kur’ân onların diliyle inmişti. Ama buna rağmen gelip, “Ya Resûlallah, bu ayeti nasıl anlamalıyız?” diye soruyorlardı. Demek ki mesele sadece dil bilmek değil, Resûlullah’ın açıklamasına muhtaç olmaktı. Biz ise Arapçayı da bilmiyoruz, Türkçe meallerden okuyoruz ve “Bize yeter” diyoruz.
Evet, Kur’ân yeter; ama tekrar ediyorum: Allah Resûlü’nün beyan ettiği, tebliğ ettiği, yaşadığı ve bize örnek olarak gösterdiği şekliyle yeter. Yoksa kendi anlayışımıza göre asla yeterli olmaz.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!