Kısaca Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın Hayatı ve Eserleri

Osmanlı Devleti'nin son dönemi ile Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşayan Yazır, çağdaşlarının aksine İslami ilimlerin yanı sıra felsefe, edebiyat, musiki ve hat gibi alanlarda da etkin bir alimdi.

Cumhuriyet sonrası ilk Türkçe Kur'an tefsiri "Hak Dini Kur'an Dili"ni yazan mütefekkir ve din alimi Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, vefatının 82. yılında rahmetle anılıyor.

Antalya'nın Elmalı ilçesinde 1878'de dünyaya gelen Yazır, ilk ve orta öğrenimi ile hafızlığını burada tamamladı. Yazır, İslami ilimleri öğrenmek için dayısı Mustafa Efendi ile 1895'te İstanbul'a gitti.

Kayserili Mahmud Hamdi Efendi'nin Beyazıt Camisi'ndeki derslerine devam eden Yazır, devrin ileri gelen hocalarından da dersler görüp icazet aldı. İcazetinin ardından hocasının "Büyük Hamdi", kendisinin de "Küçük Hamdi" diye anılmaya başlamasıyla yazılarında da bu ismi kullandı.

Soyadı kanunu çıkınca babasının aslen Burdur'un Gölhisar ilçesine bağlı Yazır köyünden olması nedeniyle bu soy ismini alan Muhammed Hamdi, daha çok "Elmalılı" olarak ismini duyurdu.

İkinci rütbeden Osmanlı nişanıyla ödüllendirildi

O dönem kadı mektebi yerine kurulan Mekteb-i Nüvvab'ı birincilikle bitirip kadılık icazeti alan Yazır, 1905'ten itibaren Beyazıt Camisi'nde ders vermeye başladı.

Beyazıt Camisi'nde 2 yıl süren "dersiamlık" görevinden sonra II. Meşrutiyet'in ilk meclisine Antalya mebusu olarak giren Yazır, daha sonra Şeyhülislamlık Mektubi Kalemi'nde görev aldı ve medreselerde mantık, fıkıh ve vakıf hukuku dersleri verdi.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, 1918'de şeyhülislamlık bünyesinde kurulan Darü'l-Hikmeti'l-İslamiyye üyeliğine, bir süre sonra da bu kurumun başkanlığına atandı.

Israrlı teklifler üzerine Damat Ferit Paşa'nın birinci ve ikinci hükümetlerinde Evkaf Nazırı (Vakıflardan sorumlu bakanlık) olarak görev yaptı. Bu görevdeyken ikinci rütbeden Osmanlı nişanıyla ödüllendirildi.

- "Hak Dini Kur'an Dili" adlı eserini 12 yılda kaleme aldı

15 Eylül 1919'da Ayan Heyeti üyeliğine tayin edilen Elmalılı'nın ilmi rütbesi de Süleymaniye Medresesi müderrisliğine yükseltildi. Cumhuriyet'in ilanı üzerine memurluk yaptığı kurumlar lağvedilince açıkta kalan Yazır, Milli Mücadele sırasında İstanbul hükümetlerinde görev yaptığı için İstiklal Mahkemesince gıyabında idama mahkum edildi.

Bunun üzerine Fatih'teki evinden alınıp Ankara'ya götürülen ve 40 gün tutuklu kalan Yazır mahkemece suçsuz bulunup serbest bırakıldı. İstanbul'a dönen Yazır, o günden sonra camiye gitmek dışında evinden çıkmadı. Geliri olmadığından maddi sıkıntı çektiği bu dönemde "Metalib ve Mezahib" adlı tercüme eserini tamamladı.

TBMM tarafından Türkçe bir tefsir hazırlatılması kararı alınınca Diyanet İşleri Reisliğinin teklifini kabul eden Yazır, 1926'da yazmaya başladığı "Hak Dini Kur'an Dili" adlı eserini 1938'de bitirdi.

Yazır, uzun bir süre devam eden kalp yetmezliği rahatsızlığı nedeniyle 27 Mayıs 1942'de damadının Erenköy'deki evinde vefat etti ve Sahrayıcedid Mezarlığı'na defnedildi.

Sanatçı kişiliğine de sahipti

Ülkeyi çağdaş ilim ve medeniyet seviyesine ulaştırmaya vesile olabileceği ümidiyle meşrutiyet idaresini savunan Yazır, bu görüşü temsil eden İttihat ve Terakki Cemiyetinin ilmiye şubesine üye oldu. Avrupai tarz yerine, şeriata uygun bir meşrutiyet modeli geliştirmek için çalışmalar yaptı.

Müslümanları Avrupalılaştırmanın bir hata olduğunu ve Batı'nın değerlerinden değil ilminden faydalanmak gerektiğini vurgulayan Elmalılı, İslami ilimlerin yanında felsefi düşünce ve pozitif ilimler alanında da sağlam bir anlayışa sahipti. Dini endişelerle pozitif ilimlerin önüne engel konulmaması gerektiğini kuvvetle savundu.

Çağdaşları arasında benzerine az rastlanan geniş kültürlü bir din alimi olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır aynı zamanda sanatçı bir kişiliğe de sahipti. Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazmasına rağmen edebi yönüyle pek tanınmadı.

Sanatçı kişiliğinde daha çok hattatlığıyla ön plana çıkan Yazır, "sülüs", "nesih", "ta'lik" ve "celi" türünde çeşitli levhalar yazdı. Yazır, rik'a ve icazet hattında da başarılı görülerek, son devrin seçkin hattatları arasında gösterildi.

Mütefekkir bir din alimi olarak hafızalarda yer aldı

Elmalılı'ya asıl ününü "Hak Dini Kur'an Dili" adlı meşhur tefsiri getirdi. Kur'an-ı Kerim'in hiçbir dile hakkıyla tercüme edilemeyeceğini savunan Yazır, Kur'an'ı tefsir edebilmek için kelimelerin gerçek anlamının belirlenmesinin önemli olduğunu belirtti.

Tefsirinde hem rivayet hem dirayet metodunu kullanan Elmalılı, belli başlı müfessirlerin eserlerinden geniş ölçüde faydalanırken tasavvufi konularda da Muhyiddin İbnü'l-Arabi'nin kitaplarından alıntılar yaptı.

Yazır'ın 12 yılda kaleme aldığı "Hak Dini Kur'an Dili"nde bazı ayetlere kendisinden önceki alimlerin verdikleri anlamlar yerine yenilerini ifade etmesi onun orijinal tefsir yapabilen bir alim olduğunu kanıtladı.

Bir süre felsefeyle de ilgilenen Yazır, Batılı bazı yazarların mantık ve felsefe kitaplarını tercüme ederek, pozitivizm, materyalizm ve Evrim Teorisi başta olmak üzere çeşitli felsefi sistemleri eleştirip bu alanda da söz sahibi bir alim olduğunu gösterdi.

Osmanlı Devleti'nin son devrinde yetişip Cumhuriyet'in ilk yıllarını yaşayan Elmalılı, felsefi, itikadi, fıkhi, tasavvufi ve toplumsal meseleler üzerine düşünen, mütefekkir bir din alimi olarak hafızalarda yer aldı.

Eserleri

1. Hak Dini Kur'an Dili: 48 yaşındayken başlayıp 60 yaşında tamamladığı tefsiri olup en meşhur eseridir. İlk defa Diyanet İşleri Reisliği tarafından yayımlanan eserin daha sonra birçok baskısı yapılmıştır.

2. Hz. Muhammed'in Dini İslam: Anglikan Kilisesi'nin sorularına şeyhülislamlık adına verdiği cevaplardan oluşan bir risaledir. Tefsirinin sonraki baskılarının baş tarafına eklenerek yayımlanmıştır.

3. Metalib ve Mezahib: Fransız felsefe tarihçisi Paul Janet ve Gabriel Seailles tarafından yazılan "Histoire de la philosophie" adlı eserin tercümesidir. "Tahlili Tarih-i Felsefe" başlığını da taşıyan esere yazdığı mukaddime ile dipnotları felsefi bakımdan değer taşımaktadır.

4. İrşadü'l-Ahlaf fi Ahkami'l-Evkaf: Mülkiye Mektebi'nde okutmak üzere hazırladığı ders kitabıdır.

5. İstintaci ve İstikrai Mantık: İngiliz müellif Alexander Bain'e ait eserin Fransızcaya yapılan tercümesinden Türkçeye çevirdiği bu kitabı Süleymaniye Medresesi'nde öğrencilere ders notu olarak vermiştir.

Elmalılı'nın bunların dışında ilhadın temelsizliği, inkar ve şirkin insan ruhunda uyandırdığı ıstırap, İslamiyet'in ilerlemeye engel olmadığı, orduya yapılan yardımların zekat yerine geçebileceği gibi değişik konularda "Küçük Hamdi" veya "Elmalılı Küçük Hamdi" imzasıyla dergilerde 20'yi aşkın makalesi de yayınlanmıştır.

Kaynak: AA

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.