Kendinizi Tehlikeye Atmayın
Abdullah Sert Hocaefendi, Ebu Eyyub el-Ensarî’nin (r.a.) İstanbul seferindeki fedakârlığını ve ayetlerin rehberliğiyle müminin Allah yolunda gayretini nasıl sürdürmesi gerektiğini anlatıyor.
“KENDİNİZİ TEHLİKEYE ATMAYIN” NE DEMEK?
Emeviler devrinde, Halid bin Velid’in oğlu Abdurrahman’ın komutasındaki İslam ordusu, Allah Resûlü’nün İstanbul’un fethi ile ilgili müjde ve iltifatına nail olabilme ümidiyle yola çıkmıştı. Ordunun içinde Ebu Eyyub el-Ensarî (r.a.) de bulunmaktaydı.
İstanbul’un aziz misafiri Ebu Eyyub el-Ensarî, Rumlar arkalarını şehrin surlarına vermiş, savaşırlarken, Ensar’dan bir zat atını Bizansların ortasına kadar sürdü. Bunu gören müminler:
"Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın" (Bakara suresi, 195) ayet-i kerimesinden hareketle, atını Bizansların ortasına doğru süren zata,
"La ilahe illallah, şuna bakın, kendini göz göre göre tehlikeye atıyor"
dediler. Bunun üzerine Ebu Eyyub el-Ensarî şöyle dedi:
"Ey müminler, yanlış anlaşılmasın. Bu ayet biz Ensar hakkında nazil oldu. Allah Peygamberine yardım edip dinini galip kıldığında biz 'Eh, artık mallarımızın başına durup onların ıslahıyla meşgul olalım' demiştik. Bunun üzerine de Allah Teâlâ, Resûlü’ne: 'Allah yolunda infak ediniz; kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İnfak etmezseniz kendinizi tehlikeye atarsınız. Ve ihsanda bulununuz. Zira Allah, iyilikte bulunan, ihsan şuuruyla yaşayan muhsinleri sever' ayetini vahyetti. Ne zaman vahyetti? 'Nasıl olsa artık Mekke’yi de fethettik, ondan sonra bağımıza bahçemize dönelim, İslam’ın önünde bir engel kalmadı' dedik, Allah Teâlâ da bu ayeti indirdi bize."
Bu ayet-i kerimedeki kendi eliyle kendini tehlikeye atmaktan maksat, bağ ve bahçe gibi dünya malıyla uğraşmaya dalarak, hak yolundaki gayreti terk ve ihmal etmektir (kaynak: Ebu Davud, Cihad bahsi).
Dünyanın süsüne ve rahatına hiçbir zaman iltifat etmeyip, ilahi Kelimetullah heyecanıyla cihada çıkan Ebu Eyyub el-Ensarî Hazretleri, 80 yaşını geçmiş olmasına rağmen İstanbul seferinde vefat etti. Son nefeslerinde etrafındakilere şöyle vasiyet etti:
"Beni İstanbul surlarına doğru adım atabildiğiniz son noktaya gömün ki, bizden sonra gelen İslam askerleri de daha ötüye geçsinler."
Böylece cesediyle dahi, ardından gelecek nesillere ulvi bir hedef gösterdi. Orada 700 sene bir tohum olarak bekledi; toprağın altında kaybolmadı. 700 sene sonra 21 yaşında bir delikanlı geldi ve oradan öteye geçti. Elhamdülillah.
Şimdi biz, orayı korumakla mükellefiz. Nasıl koruruz diye düşünmekteyiz. Yani Ebu Eyyub el-Ensarî’nin ve Fatih’in emanetini koruyabilir miyiz diye de bir endişe taşımıyor değiliz.
Allah yolunda hizmet ve gayret ederek rıza-i ilahiyi tahsil etme imkânları gözümüzün önünde dururken, fani dünyalıkların cazibesine, süsüne, gösterişine, rahatına, zevk ve safhasına aldanarak gaflet içinde ömür tüketmek, kişinin kendi eliyle kendini tehlikeye atması demektir; yani ahiretine yazık etmesidir.
Dolayısıyla “Ben bu kadarını yaptım, bu kadarı bana yeter, biraz da başkaları yapsın” diyerek, imkânı olduğu hâlde Allah yolundaki gayretleri terk etmek mümine yakışmaz. Mümine yakışan, kendini toplumdaki gafirlerin hâliyle kıyaslayıp sahte bir muafiyet duygusu içinde oyalanmak yerine, tıpkı ashâb-ı kiram gibi son nefese kadar artan bir azim ve gayretle ibadet, taat ve hayır hasenatına koşmaktır.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!