Zekâtın verilebileceği yerleri Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede bizlere bildiriyor.
Ana, baba, nine, dede, oğul, kız ve torunlara; zenginlere ve müslüman olmayanlara zekât verilmez. Ayrıca karı-koca da birbirlerine zekât veremezler.
Nisâb, koyun ve keçide kırk, sığır ve mandada otuz, devede ise beştir. Altın için nisâb 81 gram,[1] gümüş için ise nisâb 561 gramdır.
İnsanın her şeyden evvel kendi üzerinde hakkı vardır. Sonra âile efrâdı, daha sonra ise akrabâ ve yakınları gelir. Mîras hukukunda da aynı yakınlık ve hak sıras
Zekât verecek kimsenin temlîk ve taharrîye son derece riâyet etmesi lâzımdır. Zîrâ zekâtın sahîh olması buna bağlıdır.
Sevginin alâmeti fedâkârlıktır. Seven, sevilene karşı sevgisi ölçüsünde fedâkârlıkta bulunur ve bunu bir zevk olarak telakkî eder. Bu, âşığın mâşûku uğruna can
İslam'ın temel şartlarından biri olan zekatın altı mühim hikmeti, bu ibadetin ehemmiyetini gözler önüne seriyor.
Esâsen İslâm’da zenginlik bizâtihî zemmedilmemiş, bilâkis muayyen esaslara riâyet edildiği takdirde methedilmiştir.
Çalışmak, helâl yoldan mal-mülk sâhibi olmak elbette İslâm’ın güzel gördüğü ve teşvik ettiği bir durumdur. Şu kadar var ki, bunları putlaştırıp kalbe sokmadan H
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh-, dünya malına muhteris olup âhirete iflâs etmiş bir hâlde giden kimselerin hâline hayret ederek şöyle buyurur: “İnsana ne olu