Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-, Übey bin Kâ‘b -radıyallâhu anh-’a takvânın mâhiyetini sorar. Übey -radıyallâhu anh-: “–Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey
Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’inde biz müminleri cennetine davet etmekte, orada bizler için hazırladığı pek çok nimetten bahsetmektedir. Altından ırmaklar akan ba
Hazreti Ebû Bekir -radıyallâhu anh- buyurur: “Allah ile mahlûkâtından hiçbiri arasında bir nesep bağı yoktur. Allâh’a yakınlık, ancak O’na itaat ve emirleri
Cenâb-ı Hak biz âciz kullarını yoktan var edip sayısız varlıklar arasında insan, insanlar arasında ehl-i îman, ehl-i îman arasında da Rasûl-i Ekrem (a.s.) Efend
İnsanın kulluk sınavı için hayat ve ölüm gerçeğini yaratan ve ona “En güzel amel ve davranışı ortaya koyma” hedefi gösteren [1] Yüce Rabbimiz, “En güzeli ortaya
Kâinatta var olan her zerre, dâimâ Cenâb-ı Hakk’a itaat hâlinde. Güneş bu itaat çerçevesinde doğup batıyor. Günler bu itaatle uzayıp kısalıyor. Toprak bu itaati
Ulvî âlemlere tâlip olan insan, dünyanın ve nefsâniyetin maddî ve mânevî bütün kirlerinden, lekelerinden temizlenmeye azmetmelidir. Çünkü kul haklarıyla, haraml
Cenâb-ı Hak bizleri, mârifet ve muhabbetine nâil olabileceğimiz hususiyetlerle donattı. Mükerrem kıldı. Ahsen-i takvîm üzere halketti. Bizlere lûtuflarda bulund
İlâhî muhabbet ve uhrevî lezzetlerden mahrum; türlü eğlence ve çılgınlıklarla, hayvânî bir yaşayış ile geçen bir dünya gününün, hayırlı bir ölüm akşamı getirmey
Kalbler, mânevî durumlarına göre beş kısma ayrılır... (Yazıları okumak için resimlere tıklayın)