Neden hep sıkıntı, hep sabır?
Cenâb-ı Vâcibü'l-Vücud'un milyarlarca kulu olduğuna göre, her kuluna tecellisi ayrıdır, milyarlarca kimsenin bu bakımdan bilgi ve imanları müsavi değildir, aynı
Rabbimiz, kendisini tanıtmak için insanların arasından en seçkin, en hayırlı, en ahlâklı, en zekî, en dürüst kullarını seçmiş ve bunlar eliyle vahiy ve kitaplar
“İslâm”, “selâm, barış ve teslim olmak” mânâsına geldiği gibi; “din” kelimesinin bir mânâsı da “itaat etmek, boyun eğmek”tir. Bu bakımdan İslâm Dîni, kendisine
Ömür, her an tükenmekte olan mahdut bir sermâyedir. İnsan da bu cihanda gâyesizce yaratılmış ve başıboş bırakılmış değildir. İlâhî imtihan için geldiği bu dünya
Ebubekir Sifil modernistlerin sünnet ve hadis üzerindeki asılsız iddialarını anlatıyor.
Âyet-i kerîmede buyrulur: “Ey îmân edenler! Eğer siz, Allâhʼa (Allâhʼın dînine) yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed, 7)
Her nîmet bir bedel ister. Bedeli ödenmeyen bir şeye sahiplik iddiâ etmek, abesle iştigaldir.
“İtaat” kelimesi, “söz dinlemek, boyun eğmek, emrince gitmek”se; itaat için belki de en önemli kelime, itaat edilecek kişiyi “sevmek”tir. O sebeptendir ki, emir
İçinde ihlâs olmayan ibâdetler, rûhu olmayan sûretlerden, içleri boşalmış meyvelerden ve özü çürümüş habbelerden ibârettir.