Kasas Suresinin 84. Ayeti Ne Anlatıyor?
Kasas suresi 84. âyette ne anlatılmak isteniyor? İyilik yapanın iyilik bulacağını bildiren ayet Kasas suresi 84. ayetin Arapçası, meali ve tefsirini yazımızda...
Kasas sûresi 84. âyette şöyle buyruluyor:
Kasas Suresi 84. Ayet Arapça:
مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذ۪ينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Kasas Suresi 84. Ayet Meali:
Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlı karşılık vardır. Kim bir kötülük getirirse, o kötülükleri işleyenler, ancak yaptıkları kadar ceza görürler. (Kasas, 28/84)
İYİLİK YAPAN İYİLİK BULUR
Bilgi:
Allah bizi en güzel şekilde yaratmıştır. Doğruyu bulabilmemiz için gerekli olan şeyleri bize tanıtmış, neleri yapıp neleri yapmayacağımızı bildirmiştir. İyi işlerin karşılığını fazlasıyla vereceğini va’detmiştir. Nefsine uyarak bir yanlış yapana ise sadece yaptığı yanlışın karşılığını/cezasını vereceğini bildirmiştir. İşte bu, merhameti sonsuz olan rabbimizin bize karşı lütfunun ne kadar bol olduğunun göstergesidir.
Mesaj:
“Allah buyurur ki: Kim bir hayırla gelirse, ona bu hayrın on misli vardır. Fazlasını da veririm. Kim de bir kötülükle gelirse, onun cezası o kötülük kadardır. Yahut affederim.” (Müslim, Zikir, 22)
Kelime Dağarcığı:
Hasene [çoğul: hasenât]: Her türlü maddî ve manevî iyilik; güzel davranış.
Seyyie [çoğul: seyyiât]: Kötü ve çirkin olan şey; günah.
Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler
TEFSİR
Kasas Suresi 84. Ayet Tefsiri:
- İşte şu âhiret yurdunu biz, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk peşinde olmayanlara nasip edeceğiz. Dünya ve âhirette hayırlı âkıbet, kalpleri Allah’a saygıyla dopdolu olup O’na karşı gelmekten sakınanlar içindir.
- Kim Allah’ın huzuruna bir iyilikle gelirse, ona bu yaptıklarından daha hayırlı bir mükâfat vardır. Kim de bir kötülükle gelirse, bilinmeli ki, o kötülükleri işleyenler yalnızca yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
“Âhiret yurdu”ndan maksat, cennettir. Cennete girecek bahtiyâr kulların üç mühim vasfı şöyledir:
Birincisi; bunlar mütevazıdırlar. Sahip oldukları tüm nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğunu bilirler. Bu sebeple maddi ve mânevî imkânlarıyla kimseye karşı üstünlük taslamaz, böbürlenmezler. Böyle bir şeyi arzu da etmezler. Şâir ne güzel söyler:
“Mazhar-ı feyz olamaz düşmeyicek hâke nebât
Mütevâzî olanı rahmet-i Rahmân büyütür.”
“Tohum toprağa düşmeyince filizlenip büyüyemez. Bu bakımdan Allah Teâlâ’nın rahmeti, kibirlileri değil anca mütevâzı olanları büyütür ve yüceltir.”
Resûlullah (s.a.s.), hiç kimsenin kendisini arkadaşlarından farklı görmesini sevmezdi. Bir sefer esnâsında, ashâbından koyun kesip pişirmelerini istemişti. Sahâbeden biri:
“–Yâ Resûlallah, onu ben keseyim” dedi. Başka biri:
“–Yâ Resûlallah, yüzmesi de benim vazîfem olsun” dedi. Bir başkası da:
“–Yâ Resûlallah, pişirmesi de bana âit olsun” dedi. Fahr-i Kâinat Efendimiz de:
“–O hâlde odun toplamak da bana âit olsun” buyurdu. Sahâbîler:
“–Yâ Resûlallah! Biz onu da yaparız, Siz’in yorulmanıza gerek yok” dedilerse de Peygamber Efendimiz:
“–Sizin, benim işimi de yapabileceğinizi biliyorum. Fakat ben, size göre imtiyazlı bir durumda bulunmaktan hoşlanmam. Çünkü Allah Teâlâ, kulunun, arkadaşları arasında imtiyazlı durumda olmasını sevmez” buyurdu. (Kastallânî, el-Mevâhibü’l-Ledünniye, Mısır, 1281, I, 385)
Bir tevazu örneği de Hz. Ömer’den:
Bir gün Ahnef b. Kays (r.a.), Arapların ileri gelenlerinden bâzı kimselerle birlikte Hz. Ömer’i ziyârete gitmiş; onu, elbisesinin eteklerini beline sıkıştırmış koşar vaziyette bulmuştu. Ömer (r.a.), Ahnef’i gördüğünde ona:
“–Gel de yardımcı ol. Devlete âit bir deve kaçtı. Bu malda kaç kişinin hakkı olduğunu biliyorsun” dedi. O esnâda biri:
“–Neden kendini bu kadar üzüyorsun? Deveyi yakalamak için bir köleyi vazîfelendirsen olmaz mı?” dedi. Hz. Ömer:
“–Benden daha iyi köle mi olurmuş?” cevâbını verdi. (Topbaş, Faziletler Medeniyeti-1, s. 398)
İkincisi; âyetin övdüğü bu seçkin insanlar, bozgunculuk peşinde olan kimseler de değildir. Ellerinden ve dilerinden kimseye zarar gelmeyen, bilakis fayda gelen; imkânları nispetinde ıslaha çalışan kimselerdir.
Üçüncüsü; bunlar takvâ sahibidirler. Kalpleri Allah’a karşı saygı ve korkuyla doludur. Bu korkuyla O’na karşı gelmekten sakınır, günahlardan uzak durur, güzel ve yararlı işler yapmanın peşinde olurlar.
Bu sebepten ötürü onlar, dünya ve âhirette en güzel sonuçlara ulaşacaklardır. Özellikle öte âlemde çok büyük kazanç elde edeceklerdir. Çünkü Allah Teâlâ kıyâmet günü, iyilikleri kat kat mükâfatlandıracaktır. Verilecek bu mükâfat, getirilen iyiliğin mâhiyeti ve yapılış keyfiyeti itibariyle bire on, bire yüz, bire yedi yüz veya daha fazla olabilecektir. (bk. En‘âm 6/160; Bakara 2/261) Kötülükler ise, affedilmediği takdirde, Allah’ın bir rahmet tecellisi olarak sadece misliyle cezalandırılacaktır.
Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!