KAPISINDAN GİRENİN ÇIKMAK İSTEMEDİĞİ HASTANE

“Allah kimseyi hastane köşelerine düşürmesin” sözü oldukça sık kullanılan bir deyim. Peki kapısından girenin çıkmak istemediği bir hastane var denilse ne düşünürsünüz?

Haber: Murat Karadeniz

Osmanlı döneminde külliye şeklinde oluşturulan her büyük vakfın bir hastanesi vardı. Bu dönemde yapılan hastanelerin hiçbiri devlet tarafından yapılmamıştır. Bütün sağlık kurumları hayır sahipleri tarafından ve vakıf yoluyla ihdas edilmiştir. Tımarhane, darüşşifa ve tabhane olarak adlandırılan sağlık kurumlarında çalışan personelin maaşları da yine bağlı oldukları vakıf tarafından karşılanırdı. Hastanelerden ekonomik durum, din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin herkes ücretsiz olarak istifade ederdi.

Sultan II. Bayezit Darüşşifası (Edirne)

Alman Doğubilimci Sigrid Hunke’nin, Osmanlı hastanesinde yatmakta olan bir gencin babasına yazdığı mektubundan aldığı şu bölümler, Türklerin vakıf hizmetindeki hassasiyetini ne güzel anlatır:

“Babacığım! Benim paraya ihtiyacım olup olmadığını soruyorsun. Taburcu edilirsem, hastahâneden bana bir kat yeni elbise ve hemen çalışmaya başlamak zorunda kalmayayım diye de beş altın verecekler. Onun için süründen davar satmana gerek yok. Ama beni burada görmek istiyorsan hemen gel! Canım buradan çıkmak istemiyor. Yataklar yumuşak, çarşaflar bembeyaz, battaniyeler kadife gibi. Her odada çeşme var. Soğuk gecelerde bütün odalar ısıtılıyor. Bizleri tedâvi edenler, çok şefkatli ve merhametli kimseler. Hemen her gün midesi hazmedenlere kümes hayvanları ve koyun kızartmaları veriliyor. Sen de sonuncu tavuğum kızartılmadan önce gel, beraber yiyelim.”

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle