Kamet Getirilirken veya Kametten Sonra Sünnet Kılınır mı?

Camiye girdik farz namazı için kamet getirilmek üzere veya getiriliyor. Bu durumda kamet başladıysa sünnet namazı kılınır mı? Dr. Murat Kaya anlatıyor...

Ezd kabilesinden olan Abdullah bin Mâlik, İbn-i Buhayne (r.a) şöyle anlatır: “Rasûlullâh Efendimiz (s.a.v) (bir sabah) kâmet getirildikten sonra birinin iki rekât (sünnet) kıldığını gördüler. Allah Rasûlü (s.a.v) Efendimiz namazı bitirdiklerinde ashâb-ı kirâm onun etrâfını sardılar. Rasûlullâh (s.a.v) (kâmet getirildikten sonra sünnet kılan sahâbîye): «–Sabahı da mı dört kılıyorsun? Sabahı da mı dört kılıyorsun?» buyurdular.” (Buhârî, Ezân, 38. Krş. Müslim, Müsâfirîn, 65-67)

HADİSTEN NE ANLIYORUZ?

Sabah namazı için kâmet getirilirken camiye giren kimse, sünneti kılar mı, kılmaz mı? Bu meselede imamlar ihtilâf etmişler­dir. Bir taife, imâm sabah namazına başladıktan sonra sünnet kılmayı, yukarıdaki hadisi delil getirerek mekruh görmüşlerdir. Diğer taife de son rekâtta imâma yetişebileceğini kestirebilirse caminin dışında veya geride bir direğin arkasında sünnet kılmasında beis yoktur, demişlerdir. Bu da Ebû Hanîfe ile Evzâî’nin görüşüdür. Sabah namazının sünneti ile farzı arasına biraz boşluk koymak gerekir. Bu sebeple Müslümanlar sünneti evlerinde kıldıktan sonra farz için camiye giderler. Kâmet başladıktan sonra sünnete başlamayıp artık imamla birlikte o vaktin farzına durmak gerektiği sadece Sabah Namazı için değil, bütün namazlar için geçerlidir. Râvî Abdullah (r.a), hem babası Mâlik’e hem de annesi Buhayne’ye nisbet edilmiştir. Kendisi de, annesi de ilk devirlerde müslüman olanlardandır. İbâdete düşkün, faziletli bir zât idi, hicrî 56 senesinde vefat etti.

KAMET NASIL GETİRİLİR?

Kamet Nasıl Getirilir?

KAMET MEZHEPLERE GÖRE NİÇİN FARKLILIK GÖSTERİR?

Kamet Mezheplere Göre Niçin Farklılık Gösterir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.