Kalbin Pusulası

Muamelâtta istikâmet, önce sahih ilmî kaynaklara ve sâlih âlimlere müracaat, sonra da hassas ve diri bir kalbin itmi’nânı ve onayı ile gerçekleşebilecektir. İman ve takvâ duyguları artıp geliştikçe de kalp pusulasının hakikatleri göstermedeki isabeti o nispette artacaktır.

Hakk’a kulluk, hayatımızın tüm alanlarında yaşanması gereken en temel misyonumuzdur. Bunun gereği ise Yüce Rabbimizin çizdiği hudutlar çerçevesinde bir hayat sürmektir. Bu gayenin hem ibâdet hayatımızda, hem inanç dünyamızda, hem ahlâkî davranışlarımızda ve hem de muamelât diye ifade edilen kişiler ve eşyâ arasındaki ilişkilerde gerçekleşebilmesi için Allah ve Resûlünün beyanları hiç şüphesiz en temel kılavuzumuzdur.

Hayatın akışı içerisinde zamana, zemine ve kişilerin hayat şartlarına göre bazen öyle durumlar ortaya çıkar ki, o meselelerde müstakim bir duruşun tespitinde zaman zaman tereddütler yaşarız. Zira Allah ve Resûlü’nün çizdiği hayat çerçevesine dair hükümler içinde açık ve anlaşılır olanlar olduğu gibi kimi zaman şüphe ve tereddüde düştüğümüz ve karar vermede zorlandığımız farklı meseleler de söz konusu olabilir. Allah Resûlü –sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bu hususa şöyle işaret eder:

“Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler de bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır.

Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arâzinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu arâziye girme tehlikesi vardır.

Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak arâzisi de haram kıldığı şeylerdir.” (Buhârî, Îmân 39, Büyû’ 2; Müslim, Müsâkat 107)

HAYATIN HER ALANINDA HELALLERİ VE HARAMLARI BİLMEK

Evet, kulluğunu ciddiye alan her bir Müslümanın, her şeyden önce hayatının her alanına dair helâl ve haramları bilmek gibi bir sorumluluğu vardır. Böyle bir ilim tahsili, erkek olsun kadın olsun her Müslümana farzdır. Yaşadığımız her alana dair ilâhî hudutlar öğrenilmeli ve bilenlere sorulmalıdır. Herkesin bilmesi gereken hususlar farklı olabilir. Meselâ, ticarî alanda iş gören kimselere o alana dair hükümleri öğrenmek farz iken, doktorlara da kendi alanları ile ilgili ilâhî ahkâmı bilmek farzdır. Yine aynı şekilde evli olanların aile hayatına dair meseleleri sorup öğrenmeleri de bir kulluk sorumluluğudur. Bunun gibi hayatın her meselesine dair ilâhî ve nebevî prensipler öncelikle bilinmek durumundadır.

Hadis-i şerifte de işaret edildiği gibi bazen hükmü tam belli olmayan tereddütlü alanlar söz konusu olabilir. Bu gibi hallerde, gidilecek yol belirsizleşir. Böylesi durumlarda hakikate işaret eden bir pusulaya ihtiyaç hissederiz. İşte bu pusula, hassasiyetini ve diriliğini kaybetmemiş kalbimizdir, vicdanımızdır.

Vâbisa İbni Ma’bed radıyallahu anh anlatıyor:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzûruna varmıştım. Bana:

– “İyiliğin ne olduğunu sormaya mı geldin?” buyurdu.

– Evet, dedim.

O zaman şunları söyledi:

– “Kalbine danış. İyilik, özbenliğinin mutmain olduğu ve yapılmasını kalbin onayladığı şeydir. Günah ise içini tırmalayan ve başkaları sana yap diye nice nice fetvâlar verse bile içinde şüphe ve tereddüt uyandıran şeydir. ” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 227–228; Dârimî, Büyû’ 2)

Esasen fıtrî duruluğu ve safiyeti tümüyle kaybolmamış her kalp, hakikati bir şekilde farkeder. Bu farkediş, iman ve takvâ nispetinde daha da hassaslaşır. Günah ve masiyetlerle ve özellikle inkâr, inat ve nifak gibi vasıflarla da bu duyarlılık zamanla kaybolur ve nihâyet vicdanın sesi, nefsin arzuları ve şeytanın fısıltıları içinde duyulmaz olur.

AMEL EDİLECEK BİLGİ

Kişi kalbine danışmadan önce, konuyu iyi bilen ilmiyle âmil sâlih âlimlere meselesini sormalıdır. Verilen cevaplar içinde kalbine itmi’nân veren hangisi ise onunla amel etmelidir. Gönlünde hâla şüphe varsa yapmamak evlâdır. Zira Allah Resûlünün bu husustaki tavsiyesi şudur:

“Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyene bak!” (Tirmizî, Kıyâmet 60)

Dikkat edilecek bir diğer husus da insanın kalbime soruyorum diyerek, nefsinden fetvâ alma yanlışlığına düşmesidir. Bu hâlin açık alâmeti, hakkında açık hüküm bulunan meselelerde bile bu hükümleri görmezden gelip menfaatine ve arzularına daha uygun gelen fetvâ arayışlarına yönelmektir. Yani ana yol dururken keçi yollarına sapmaktır. Böylesi arayışlar neticesinde nefsin ikinci adımı, elde ettiği sonucu meşrulaştırma adına kendini haklı çıkarma gayretleridir. Bu durum esasen kişinin kendini aldatmasıdır ki, Kur’an-ı Kerim bu nevi tavır ve davranışları çoğu zaman münafıklık hâlleri olarak takdim eder.

İçten gelen vicdânî/kalbî seslerin, nefsânî fısıltılardan ayrılması, kişinin kendine ve Rabbine karşı samimiyetiyle son derece ilgilidir. Gerçekten samimi bir yönelişle hakikati arayana, Allah bir yol gösterecek ve belki ilhamlarıyla onu istikamete yönlendirecektir. İçten gelen yönelişlerle ilgili değerlendirmelerimizde, Allah Resûlü –sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin şu beyanları yol gösterici bir kılavuz hükmündedir:

 “Muhakkak ki meleğin ve şeytanın Âdemoğlunun kalbi üzerinde yönlendirici etkisi (lemme) vardır. Şeytanın etkisi, kişiyi kötülüğe sevkedecek ve hakkı yalanlatacak vaadler aracılığı ile olurken, meleğin etkisi hayra ve hakkı tasdik etmeye yönelik vaadlerle gerçekleşir. Meleğe ait hayra yönelik tesiri gönlünde hisseden kimse, bunu Allah’tan bilsin ve O’na hamdetsin. Kötülük tarafına çekmeye çalışan bir tesir hisseden kimse de, şeytandan ve şerrinden Cenâb-ı Hakk’a sığınsın”. (Tirmizî, Tefsir, 2)

KALBE İLK GELEN DÜŞÜNCELER ÇOĞU ZAMAN HAYRA VE DOĞRUYA YÖNELİKTİR

Ehl-i irfanın beyanına göre kalbe ilk gelen düşünceler, çoğu zaman hayra ve doğruya yönelik ilhamlardır. Kişinin bunu fırsat bilip değerlendirmesi önemlidir. Zira bu nevi güzel duygu ve yönelişler, kısa süre sonra nefsin ve şeytanın hücumları/vesveseleri karşısında gücünü ve tesirini kaybedecektir.

Hayatımızın hemen her alanında meşru sınırları aşmamak adına âlimlerimizin fetvâları önemli bir yol haritasıdır. Ancak kulun daha da bir hassasiyet göstermek suretiyle takvâya yönelmesi, haram sınırlarında dolaşmaması, kendi emniyeti ve Allah katındaki mükerremiyeti (şeref ve değeri) bakımından son derece mühimdir. Atıyye İbni Urve es-Sa’dî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Bir kul günaha girerim korkusuyla, yapılması sakıncalı olmayan bazı şeylerden bile uzak durmadıkça, müttakîler derecesine çıkamaz. ” (Tirmizî, Kıyâmet 19.

Netice olarak diyebiliriz ki, muamelâtta istikâmet, önce sahih ilmî kaynaklara ve sâlih âlimlere müracaat, sonra da hassas ve diri bir kalbin itmi’nânı ve onayı ile gerçekleşebilecektir. İman ve takvâ duyguları artıp geliştikçe de kalp pusulasının hakikatleri göstermedeki isabeti o nispette artacaktır.

Kaynak: Dr. Adem Ergül, Altınoluk Dergisi, 372. Sayı

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.