Kaide Ne Demek?

Kaide: Bir şeyin aslı, esası, temeli. Bir ilmin ihtiva ettiği düsturların her biri. Temel, esas. Usûl, erkân, muâşeret düzeni, yol yordam anlamlarına gelmektedir.

KAİDE İLE İLGİLİ ÖRNEK CÜMLELER

Tıp ilmi, Allâh’ın vücuda yerleştirdiği muazzam kaidelerle ilgilenir. Botanik ilmi de, Cenâb-ı Hakkʼın topraktan biten nebâtâta koyduğu ilâhî kaideler etrafında faâliyet gösterir. Hikmet ise, bütün ilimlerin iştigâl ettiği kânun ve kaidelerin sahibini tanıyabilmekle meşgul olur. Çünkü ilmin gâyesi, bilgileri zihne istiflemek değil, o bilgilerin aslî kaynağındaki sır ve hikmetleri, kalbin idrâk edebilmesidir. Bu da, nûr-i ilâhînin kalpte tecellîsi ile mümkündür.

*****

Din, kâinâtın ve insanın yaratılış gâyesini kavramayı sağlar. Kundak ile kefen arasındaki hayatı tanzîm eder. İnsanı, dünyâda vicdan huzûruna, âhirette ise ebedî saâdete hazırlayan kânun ve kaideler manzûmesidir.

*****

Bütün ilimler, Allâh Teâlâ’nın varlıklara ve hâdiselere koyduğu kaide ve kânunların tespit ve keşfinden ibârettir. İlimlerin terakkîsi de bu keşiflerin artırılması ile mümkündür. Lâkin sadece Allâh Teâlâ’nın kâinattaki varlık ve hâdiselere koyduğu kaide ve kânunları tespit edip o safhada takılı kalmak ve kuru kuruya seyretmek, hakîkî mânâdaki «bilmek» değildir.

*****

Îman, gücünü Peygamber Efendimiz’e muhabbetten almıştır. Çünkü bütün bu ulvî yolculukların temel vesîlesi, Allâh’a ve Rasûlü’ne olan muhabbettir. Zîrâ Cenâb-ı Hak, kendisine ve hakîkate varabilmenin yegâne yolunun, O’na muhabbet ile tâbî olmaktan geçtiğini beyan buyurmuştur. Çünkü sevginin şartı ve aşkın temel

kaidesi; sevilen kişiye duyulan muhabbet ve aşktan dolayı o kişinin sevdiği her şeyi de sevmektir. Allâh Teâlâ’ya muhabbet de, en başta O’nun Habîb’ine muhabbetten geçer. Böylece tasavvuf, Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-’ın mübârek hayatıyla zâhiren ve bâtınen bütünleşerek, engin bir ilâhî muhabbetle kaynaşmak demektir.

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.