Kadına Şiddet Uygulayan Erkekler Hasta

İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Sosyal Bilimler Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Öztürk, "Kadına şiddet uygulayan erkeklerin çoğunda 'güvensiz bağlanma' sendromu var" dedi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Adli Tıp Enstitüsü Sosyal Bilimler Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Erdinç Öztürk, kadına yönelik şiddetin toplumlardaki oluşma süreçleri ve kadına şiddetin sonuçları hakkında bilgiler verdi.

Günümüzde bireyin toplum içerisindeki konumunun ekonomik, sosyal, politik, bilimsel ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak değiştiğini aktaran Öztürk, evliliklerin ise günümüzde aşk, mantık, görücü, ihtiyaç ve çıkar evlilikleri şeklinde sınıflandırılabildiğini belirtti.

ERKEKLERDE "GÜVENSİZ BAĞLANMA" SENDROMU VAR

Öztürk, evlilik öncesindeki flört döneminde bireylerin sorunlu yanlarını gizlediğini, ancak bireyin evlendiği zaman flört dönemindeki kişiliğini uzun süre koruyamadığını, bunun da evliliklerdeki travmatik yaşantıları artırdığını, "Ben seni böyle tanımamıştım" gibi söylemleri gündeme getirdiğini anlattı.

Erkeklerin kadına gösterdiği şiddetin pek çok nedeninin olduğunu vurgulayan Öztürk, "Ancak, kadına şiddet uygulayan erkeklerin çoğunda 'güvensiz bağlanma' sendromu söz konusudur. Normal insanlarda olan güvenli bağlanma, bu kişilere kendi aileleri tarafından verilmemiş ve yaşatılamamıştır. Eşine bağlı kalmaz ve ona güvenemez. Kadını, her kriz durumunda şiddet kullanarak kontrol etmeye çalışır." dedi.

KUŞAKLAR ARASI TRAVMA GEÇİŞİ VE ŞİDDET

"Her türlü şiddetin bireyin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz sonuçlarının bilinmesi, şiddeti uygulayanlar için son derece caydırıcı bir etkendir. İyi eğitim alan ve iyi mesleği olan her kadın, iyi bir nesil yetiştirir. Akademik hayatta, bilimde, sanatta ne kadar çok kadın varsa o toplum o kadar iyi nesiller yetiştirebilmek adına gelecek vadeder." diyen Öztürk, pek çok ailenin çocuk yetiştirme yöntemi olarak şiddeti kullandığını, bu kullanılan şiddetin ise aslında kendi çocuklarından torunlarına geçtiğini söyledi.

Öztürk, bu açıdan özellikle bebeğin doğduğu ilk aylarda annesiyle iyi bir bağ kurması ve doğru çocuk yetiştirme stillerine göre yetiştirilmesinin önemine değinerek, "Her yetişkin insan aslında bu yanlış çocuk yetiştirme stillerinin olumsuz etkilerini, ergenlik ve yetişkinlikte şiddete bulaşarak ya da şiddet kullanarak öder." dedi.

Kaynak: AA

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.